Türk devletinin açmazı
Demir ÇELİK yazdı —
- Devletin adını koyamadığı bu sürecin müzakeresinde; Kürt statüsünü ve ana dilde eğitimi başa almamız gerekir. Uluslaşmanın olmazsa olmaz temel kriteri ana dildir.
DEMİR ÇELİK
Türk devletinin stratejisi, fiziki ve siyasi soykırımla Kürtleri ortadan kaldırmak ve kültürel soykırımla Kürtlerin uluslaşmasının önüne geçmektir. Kürt toplumunu içten içe çürütmek için köksüzleştirme, tarihlerinden, kutsal mekanlarından ve coğrafyalarından kopararak hafızasızlaştırma çabasıdır. 100 yılı aşkın bir süre boyunca bu stratejiyle hareket eden Türk devleti, her zaman barışı ötelemeyi de esas aldı. Selçuklu ve Osmanlı’dan barış karşıtı tarihi mirası devralan Kemalist rejim, bu tarihsel miras üzerinden Kürtleri sömürgeci tahakküme tabi tuttu. İnkar, katliam ve soykırım eşliğinde asimilasyon ve kültürel soykırımla Kürtleri başkalaşıma uğratma, mülksüzleştirme, coğrafyasından koparma, kalanları yoksullaştırma, sefalete sürükleme ve sosyal yardımlara muhtaç kılarak iradelerini satın alma gibi çoklu kırım politikalarıyla Kürt’ü, Kürt olmaktan çıkaran uygulamalar içinde oldu.
Kısır döngü içinde, kadim sorunları tartışmaktan, çözüm üretmekten uzak, her şeye sıradan, sığ, yüzeysel yaklaşıp halkları ve farklı olanları kırmızı çizgisine kurban etmede ısrarcı oldu. İşte bu nedenledir ki, her siyasi ve sosyal soruna güvenlikçi anlayışla yaklaşıp müzakere, iş birliği ve uzlaşıdan uzak tutum içinde oldu ve olmaya da devam ediyor. Sorunlarla yüzleşmek yerine, sorunu yokmuş gibi davranarak barışı ve ortak yaşamı öteliyor. Başta Kürtler olmak üzere herkesin kendisine düşman olduğunu, kendisini bölüp parçalamak istediğine ikna olan bir ruh haline sahiptir. Yüzyıllık ulus devletin bu yaklaşımı, halklara ve inançlara büyük acılar yaşattı, yaşatmaya devam ediyor. Ortak yaşam, diyoruz. Ne ortak yaşamı diye hemen tepki gösteriyorlar. Barış diyoruz... Ne barışı, kiminle savaştık ki diyen bu Türkçü zihniyet, 29 Kürt başkaldırısı oldu, hepsinden zaferle çıktık demekten de geri kalmıyor.
Devlet neden barışı öteliyor?
Türkçü zihniyet ve bu zihniyetin iktidarda olduğu Türk devleti, iki nedenden dolayı barışı öteliyor;
* Barışçıl iklimin Kürt uluslaşmasına yol açacağı korkusu çok ön plandadır. Devlet, bunu 2004-2009 yıllarında deneyimledi. O tarihlerde Kürdistan’da 57 belediye kazanan Kürtler, sosyal, kültürel aydınlanmayla adeta Kürt rönesansını yaşadı. Yasaklı olan dillerine, kimliklerine, sanat ve edebiyatlarına erişmenin imkan ve olanaklarına kavuştular. Bu sayede, milyonların Kürt uluslaşma sürecine dahil olduğunu gördü. Bu nedenle 2012-2013 yıllarında başlayan görüşmelerde müzakere masasını devirdi, kent savaşlarına girişti. Kent savaşlarıyla bir yandan Kürt iradesini kırmak, umudunu karartmak isterken, öbür yandan da oluşan Kürt toplumsallığını dağıtmak istedi. 1990'lı yıllarda 4 bin köyü yakmış, 17 bin faili meçhul katliamına neden olan devlet, kent savaşları sürecinde de yüz binlerce Kürt’ü yerinden yurdundan zoraki göçertti, geri kalanları asimilasyon ve kültürel soykırımla başkalaşıma uğratmaya çalıştı. 1990'lı yıllarda kentte yaşayanlar yüzde 20 oranında, kırsalda yaşayanlar yüzde 30 oranında Türkçe konuşuyorken, kültürel soykırım uygulamaları sonucu bugün yüzde 70-80'i Türkçe konuşuyor, ana dilini konuşamaz halde.
* Sürekli güvenlik kaygısını dile getirerek, savaşı tek seçenek sunarak, Türk uluslaşmasını tamamlamak istiyor. Bu nedenle Nisan 2017'de referanduma gitti. Referandum öncesinde belediyeler yasası, idari ve siyasi kurumlar nezdinde başlattığı yasa değişiklikleri ile bugünkü ucube rejimin taşlarını döşedi. Son çiviyi referandumda çakarak tekçi, katı merkeziyetçi ulus devleti daha da tekleştirip merkezileştirerek Türkçü-Sünni dizaynı tamamladı.
Adını koymuyor, yokuşa sürüyor
Barışın toplumsallaşmaması için barış müzakerelerini uluslararası meşru kurum ve yapılardan uzak tutarak, toplumu Kürt meselesinin ulusal mesele olmadığına, güvenlik ve şiddet sorunu olduğuna ikna etmeye çalışıyor. Bu nedenle sürecin adını koyamıyor, işi yokuşa sürüyor; “terörsüz Türkiye“ diyerek kadim Kürt meselesinin üzerini örtüyor, itibarsızlaştırıyor ve kriminalize ediyor. Meseleyi uluslararası kurumlardan kaçıran devlet, aynı zamanda da toplumdan da uzak tutarak, barışın getirisi yerine, güvenlik kaygılarını öne çıkararak Kürt karşıtlığını ve karşı isyanı inşaya çalışıyor. Kürtlerin geri, işe yaramaz, şiddet ve terör yanlısı oldukları imajı ve algısıyla biz Kürtleri kendi hakikatımızdan uzaklaştıran devlet, bu sayede toplumda kendi tekçi, inkarcı, katliamcı ve asimilasyoncu zihniyetine rızalık üretmeye çalışıyor.
Bütün bunlardan bizim çıkarmamız gereken sonuç şudur: Devletin adını koyamadığı bu sürecin müzakeresinde; Kürt statüsünü ve ana dilde eğitimi başa almamız gerektiğidir. Uluslaşmanın olmazsa olmaz ilk adımı ve temel kriteri ana dildir. Geçiş sürecinin yasası ve demokratik entegrasyon söz konusu bu ilk adımla birlikte anlam kazanır.
