Dönemin stratejik yaklaşımı

Demir ÇELİK yazdı —

  • Devletsiz halkları, egemenlik kapasitesi düşük siyasi hareketleri, iktidar dışı yapıları, bölge devletlerinin tehdit olarak gördüğü muhalif hareketleri tasfiye ediyorlar.

DEMİR ÇELİK

İkinci Trump döneminin ABD stratejisi, 30-40 yıllık stratejiden kopuş anlamına gelecek verilerle doludur.

Kasım 2025’te yayımlanan ABD’nin yeni ulusal güvenlik strateji belgesi, “Yaptığımız her şeyde Amerika’yı ilk sıraya koyuyoruz” cümlesi ile başlıyor. Strateji belgesinin bu ilk cümlesi, tüm emperyal devletlerin önceliğidir. Bu öncelikler nedeniyle uluslararası meşru kurumlar işlevsiz kılındı. NATO, BM, Avrupa Konseyi gibi uluslararası kurumlar yüksek maliyetleri nedeniyle yeniden dizayn edilmek isteniyor. Avrupa Birliği (AB) üzerinden nispi oranda yürütülmek istenen demokratik ve sosyal devlet yönetiminin tabutuna son çivi çakılmak isteniyor. Açıkçası günümüzde mazlum halkların sığınacağı güvenli kurumlar birbir işlevsiz kılınıp dağıtılmak; kuruluş misyonlarının tersi pozisyonlar içine sokulmak isteniyor. Söz konusu kurumların, savaş karargahlarına dönüştürülerek hegemonyalarına rıza ürettikleri mekanlar olması dayatılıyor.

Kâr, iktidar ve ulus devlet esaslı

Günümüz dünyasında uluslararası hukukun norm kuralları hiçe sayılmaktadır. Gücün ve güçlü olanın koyduğu kuralların geçerli olduğu bir kaos dönemi söz konusudur. Liberalizmin sonlandırıldığı, yeni dünya düzenine kadar devam edecek olan bu kaos aralığında ekolojik duyarlılık, kadın hakları, çocuk hakları, azınlık hakları, hayvan hakları, adil bölüşüm, demokrasi ve insan hakları gibi temel değerler, mevcut devletli sistem tarafından dikkate alınmayacak. Tüm değerler kâr ve iktidara kurban edilecektir. Kapitalist modernite, tüm insanlık değerlerini ve ahlaki normları ayaklar altına alarak, kâr ve iktidarı, enerji kaynaklarını, tohum bankasını, su kaynaklarını, yapay zekayı, bilgi bankasını, iletişim teknolojisini, savunma sanayiini, nükleer enerji ve teknolojisi önceliği ile insanı, insan toplumsallığını ve doğayı tüketilmesi gereken nesneler olarak görmektedir. Kapitalist emperyalist sistemin söz konusu önceliklerini gerçekleştirmede, ulus devlete dayalı siyasal sistemi esas aldığına ve alacağına işaret olan gelişmeleri, acı travmalarıyla birlikte izliyor ve görüyoruz. 

Devlet dışı ve devletsizlerin tasfiyesi

Emperyalizmin, 1970-1980’li yılların iki kutuplu dünyasında Sovyet sistemini kuşatmak amacıyla devreye koyduğu vekil savaşlar sürecinin de sonuna gelindiğine tanıklık ediyoruz. 1980’li yılların ikinci yarısında El Kaide ile başlattığı bu süreci sonlandıran emperyalizm, El Kaide’nin türevi Taliban’ı Afganistan’da; HTŞ ve SMO’yu Suriye’de iktidara taşıyıp ehlileştirerek kapitalist ve emperyalist sisteme yedeklemeye bakıyor. Bu nedenle devletsiz halkları, egemenlik kapasitesi düşük siyasi hareketleri, iktidar dışı yapıları, bölge devletlerinin tehdit olarak gördüğü muhalif hareketleri, toplumsal ve siyasi istikrarsızlık kaynağı ilan ederek tasfiye ediyor.

Soykırımcı sistemin insafına rıza

Siyasal sistemlerinin güvenliği açısından ulus devletler sistemi, kapitalist modernitenin önümüzdeki on yılların yeniden stratejik yaklaşımı oluyor. Bu nedenle HAMAS, Hizbullah, Husi ve Haşdi Şabi’yi askeri hedefine alarak tasfiyesi yoluna gitti. HTŞ ve SMO’yu iktidara taşıyarak sistem içileştirmeye ve yedeklemeye çalışırken, QSD’ye de “artık seninle işim olmaz” diyerek tasfiye etmek istedi. Tüm bunlardan çıkarmamız gereken sonuç; kapitalist modernite, fiilî ve de-facto statüleri, devlet dışı silahlı aktörleri, bölge devletlerin denetimine terk etmek istediği gerçeğidir. O nedenle Kürtlerin tasfiyesinde devletli sistem bir bütün olarak hareket ederek, uluslararası komplo ve soykırıma sessiz kalmayı görev bildi. Kendi kirli emellerine hizmet eden vahşi ve barbar çocuklarının iktidarına giden her yolu mubah gördüler.

ABD’nin başını çektiği kapitalist-emperyalist sistem, ulus devleti yeniden kutsayarak ve piyasaya sürerek “yüz yıldır neden olduğu inkar, katliam ve soykırımlar beni çok da ilgilendirmiyor” demeye getirerek, devletsiz halkları bu soykırımcı siyasal sistemin insafına razı etmeye çalışıyor. İşte tam da bu noktada dünya demokrasi hareketi, kendi stratejik yaklaşımını belirlemeli, mücadelenin yol ve yöntemlerini deklare ederek emperyalist kuşatmaya karşı mazlumların direniş örgütünü var etmelidir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.