Statü ve ana dil
Demir ÇELİK yazdı —
- Demokratik entegrasyon sürecinde Kürt ve Alevi statüleri sağlanamaz, ana dilde eğitim gerçekleştirilemezse dil, kültür ve inanç kırımında telafisi zor ağır travmalar yaşarız.
DEMİR ÇELİK
İttihat ve Terakki’nin milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi zihniyetiyle toplumu konsolide eden devlet, Kürt ve Alevi inkarı üzerinden ulus devleti inşa ettiği dönemde, onca katliam ve soykırıma rağmen Kürt dili ve kültürü tüm canlılığıyla Kürdistan’da yaşatılıyordu. Kentleşme sürecinde devlet, gelenekçi toplumsal yapıları dağıtarak, bireyi ve bireyselliği dayatarak, Türk uluslaşmasını tamamlamak istedi. Bu anlamda Kürtler ve Aleviler, kentleşme ve küreselleşme sürecinde, toplumsallıklarının dönüştürülmesine engel olamadılar ve günün ihtiyaçlarına cevap veren bir güncellemeyi başaramadılar.
Alevi inancının kentleşme ve küreselleşme karşısında tutunamaması, 'Ocax' ve 'Pîrlik' kurumunun dağıtılmış olması, Alevileri, egemen kültür değerleri ile tanımlamaya ve ona eklemlenmeye sürükledi. Aynı şekilde kentleşme sürecinde, Kürtlerin de aşiret formu aşılmış, aşiretler konfederasyonuna dayalı meşru savunması dağıtılmış, kentlere zoraki göçertilerek Kürdistan insansızlaştırılmaya çalışılmıştı. 1950'lerde başlayan bu süreçte bir yandan Kürtler, diğer yandan Alevilerin, kentlere doğru zoraki göçertilmeleri, onları asimilasyon ve kültürel soykırım politikalarına karşı savunmasız bıraktı.
100 yılı bulan dönüştürme
Kemalist devlet, inşa sürecinde başkalaşıma uğratmakta zorlandığı bu iki toplumsal kesimi, kent varoşlarına çekerek dillerine, kültürlerine ve inançlarına müdahale etmenin uygun koşullarına kavuşmuş oldu. Kürdistan’da yaşama tutunanlar ise okul, kışla, cami ve medyanın kuşatıcılığında asimilasyona uğratıldı. Fiziki soykırımları da dikkate aldığımızda 100 yılı bulan bu dönüştürme hamlesi, Selçuklu - Osmanlı döneminin dönüştürme ve başkalaştırma faaliyetlerinden daha acımasızca ve çok daha derinlikli oldu. Bu müdahaleler neticesinde, Aleviler hakikatlerinden, tarihlerinden, sosyal ve kültürel değerlerinden ve inancından; Kürtler ise dillerinden, kimliklerinden ve kültürlerinden her geçen gün daha da uzaklaşıp yabancılaştılar. Dili, kültürü ve inancı taşıyan kadını, çocuğuna aktaracak değerlerden yoksun bıraktırdı Türk ulus devleti. Diline, kimliğine, kültürüne ve inancına yabancılaşan toplumu ana dilini, inancını ve kültürünü gereksiz ve işe yaramaz deme durumuna düşürdü devlet. Bu sayede inanç sahipleri, egemen dile, egemen kültüre, egemen dine öykünme ve sahiplenmeyle karşı karşıya kaldı. Doğa inancının ahlâki ve politik değerleri ve onun yatay toplumsallığı yaşanmaz oldu. Aleviliğin dikey olmayan insan toplumsallığının dağıtılması, onun sosyal ve kültürel değerlerinden ve mekânlarından uzaklaştırılmasıyla birlikte milyonlarca Alevi, ulus devletin asimilasyonuna açık hale geldi, kendi toplumsallığından koparılmış oldu.
Dilsel ve kültürel kırım bitmedi
Aynı şekilde milyonlarca Kürt, kadim coğrafyasından zoraki göçertilerek savrulduğu kent varoşlarında dilsel, kimliksel ve kültürel başkalaşıma uğratıldı. Kürt Siyasal Hareketi’nin ilk yıllarında Kürt diline gereken duyarlılıkla yaklaşılmamış olunsa da son 30 yıla damgasını vuran kültür merkezleri ve enstitüler üzerinden Kürt dili, kimliği ve kültürünün toplumsallaşmasında önemli bir eşik aşıldı. Bu sayede kimlik, kültür ve dil kırımının derinliğine yaşanmamasının önüne geçilse de dilsel ve kültürel kırım devam ediyor. 1999-2014 yılları arasındaki yerel yönetimler sürecinde yaşanan sosyal ve kültürel aydınlanma ile adeta 21.yüzyılda Kürt rönesansı yaşanmıştı. Bu süreçle birlikte anadilde birçok edebi eser, sanat ve kültürel değer üretilmiş, Kürt uluslaşmasında önemli ve değerli yapım ve yaratım faaliyetleri topluma kazandırılmıştı.
Aktarımı kesilen değerler
Binlerce yıllık devletli sistemin, özellikle de ulus devletin son 100 yıldaki müdahalesi, her gün giderek daha da büyük kırılmaların derinliğine yaşanmasına neden oldu. 20. yüzyılın başında kentlerden ve devlet otoritesinden uzak, kırsalda şekillenen otantik Alevilik ile Kürt aşiret formu, kent hayatının ihtiyaçlarına cevap verecek araçlardan yoksun olunca egemen dinin, egemen kültürün etki alanına maruz kaldılar. Bunun yanında kırda toplumsal düzenin ikamesi ve sürdürülmesinde önemli konumda olan kimi kurumlar ve ritüeller kent hayatında işlevsiz ve sürdürülemez oldu. Toplumsal formlarından olduğu kadar inançsal kurumsallığından da yoksun kalan bu iki kadim toplumsallık, kentte başkalaşım uygulamalarına açık hale geldi. Kuşaktan kuşağa dil, kültür ve inanç değerleri aktarılamaz, sürdürülemez ve yaşanmaz oldu. Kırsalda yaşayan insanın zihinsel ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılayan dilsel, kültürel, teolojik ve inançsal ritüeller, kentli ve eğitimli insanlar tarafından sorgulanınca bu iki toplumsal dinamik, içten içe bir çürümeyi de yaşadı.
Müzakerelerin olmazsa olmazı
Gerek Kürtlerin, gerekse Raa/Raya(Rêya) Heq inancından Alevilerin devlet dışı toplumsallıklarını yaşatmaları ve sürdürmeleri ancak ve ancak öz güçlerine dayalı kurumsallığı ete kemiğe büründürmeleriyle mümkündür. Bununla birlikte adı konulmayan bu süreçte, sürdürülecek müzakerelerde, Kürtlerin ve Alevilerin eşit-özgür yurttaşlık statüsüne kavuşturulmaları hayati bir konudur. Aynı şekilde ana dilde eğitim olmazsa olmazımız olmalıdır, çünkü Kürt dilini yaşatamadığımızda Kürt’ü yaşatamayız. Kürt dilini yaşatamadığımızda Raa/Raya(Rêya) Heqi inancının binlerce yıllık ahlaki ve politik değerlerini yaşatamaz, yarınlara taşıramayız. Söz konusu demokratik entegrasyon sürecinde Kürt ve Alevi statüleri sağlanamaz, ana dilde eğitim gerçekleştirilemezse dil, kültür ve inanç kırımında telafisi zor, ağır travmalar yaşarız.
