Değişen yıl, değişmeyen süreç

Sezai TEMELLİ yazdı —

12 Ocak 2021 Salı - 23:07

  • Erdoğan, tüm toplumsal desteğini yitirmesine rağmen, muhalefeti itibarsızlaştırma yoluyla yitirdiklerini geri kazanma peşinde. Elindeki tüm şiddet mekanizmalarını devreye sokan iktidar, toplumsal kutuplaşmayı Kürt düşmanlığı üzerinden derinleştirmeye devam ediyor.

Covid-19 salgını, küresel ölçekte kapitalist sistemin büyük çöküşünün adeta kaçınılmaz bir sonucuymuşçasına sahne aldı. Salgının biyolojik bir üretim sonucu olarak ortaya çıkmış olma olasılığı çok yüksek. Dünya Sağlık Örgütü henüz yeni yeni salgının çıkış nedenini araştırmaya başlıyor. Kapitalist üretimin gelmiş olduğu endüstri 5.0 dönemi yapay zekanın belirleyici olduğu üretim süreçlerini yaratmakta. Virüs üretimi ise yeni üretim algoritmalarının kısmen kontrol mekanizmaları olarak da düşünülebilir. Biyolojik üretim alanındaki gelişmelere paralel olarak ‘yeni normal’in biçimlenmesi üzerine başlayan tartışmalar tesadüf olmasa gerek.

Neoliberal dönem kapitalizmin vazgeçilmez dinamiği olan teknolojik gelişmeyi dramatik bir şekilde hızlandırdı, fakat bu teknolojik gelişim sistemin çöküşünü de hızlandırmış oldu. Kapitalist sistemin çoklu kriz sarmalında sürüklenip gittiği uzun bir neoliberal dönemin sonuna yaklaşırken, geçmişin öldüğü ama yeninin doğmadığı bir aralıkta, sistemin yaratmış olduğu onca tahribatın yaşamın birçok alanında farklı yansımalarının buluştuğu küresel ortak vaka olarak salgını okuyabiliriz.

Neoliberalizm kontrolsüz piyasaların, finansallaşmanın doktrinidir ama bundan öte salt ekonomik alanı değil, siyasal ve toplumsal alanı da dönüştürmeyi hedefleyen bir toplum mühendisliğine soyunmuştur. Bu mühendisliğin otoriter rejimlerle olan barışıklığı, burjuva liberal demokrasilerin sınırını işaret etmektedir. Sermaye birikimiyle otoriter rejimlerin ahengi böylece, toplumlar için süreklileşmiş bir kriz iklimi yaratmıştır.

Çok küçük bir azınlığın nevrotik bir çıkarcılıkla, sapkın bir tapınmayla sarıldığı neoliberal dönem, toplumlar için yoksulluk, işsizlik, çatışmalar, savaşlar, büyük insanlık dramları, ekolojik yıkım gibi topyekûn bir çöküş dönemidir. Demokrasileri tahrip ederek, demokratik kazanılmış hakları gasp eden, giderek otoriterleşen, baskı, işkence ve insan hakları ihlallerini normalleştiren, istisna halini anayasallaştıran bu süreç yaşamın her alanını militarize ederek ayakta kalmaya çalışsa da yolun sonu görünüyor…

Türkiye’deki iktidar için de yolun sonu görünüyor. İktidar en zayıf günlerini yaşamakta. İleriye kaçmak adına toplumsal gerilimleri körükleyen, kutuplaştırıcı siyaseti yükselten, savaş ve şiddet politikalarında ısrar eden yaklaşımı aslında zayıflığının ve zaaflı halinin dışavurumu. AKP-MHP iktidarı var etmeye çalıştıkları partili cumhurbaşkanlığı sistemiyle adeta bir toplumsal yıkım projesi ortaya çıkardılar. Neoliberalizmin dergahında buldukları ekonomik çıkarcılıkla ittihatçı miraslarını buluşturarak yeni devlet düzeninin inşasına soyundular.

‘Çöktürme planı’ndan bugüne, meşruiyeti olmayan bir yönetim anlayışını halklara, emekçilere, tüm toplumsal kesimlere zor aygıtının bütün mekanizmalarıyla dayatmayı sürdürüyorlar. Kapitalizmin kriziyle ulus devletin krizinin buluştuğu bir çöküş sürecinde iktidar ayakta kalabilmek uğruna telafisi mümkün olamayan toplumsal maliyetler yaratmaya devam ediyor.

Salgın döneminin yaratmış olduğu kaotik iklimden yaralanmaya çalışan, ‘yeni normal’ dönemi devletin şiddet ve baskı politikaları için elverişli bir iklime dönüştürmeyi amaçlayan Erdoğan, tüm toplumsal desteğini yitirmesine rağmen, muhalefeti itibarsızlaştırma yoluyla yitirdiklerini geri kazanma peşinde. Elindeki tüm şiddet mekanizmalarını devreye sokan iktidar, toplumsal kutuplaşmayı Kürt düşmanlığı üzerinden derinleştirmeye devam ediyor.

Siyasi ve toplumsal muhalefetin, tüm bu saldırıya rağmen ürkmeden, cesaretle tükenmiş bu iktidarın tuzaklarından kendisi kurtarması bu süreçte büyük önem taşımakta. Türkiye’de topyekûn yıkıma karşı topyekûn bir demokrasi mücadelesini yaratmak artık yegâne gerçekliktir. Faşizme karşı birleşik bir mücadele bugün demokrasi mücadelesiyle artık özdeşleşmiştir. Neoliberal dönemin yarattığı büyük tahribat ve bugünkü iktidarın yıkımı karşısında çaresizlik duygusuyla savrulmamak için ‘değişmeyen süreci’ artık değiştirmek zorundayız.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.