“Devrimci Halk Savaşı” nedir? 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

24 Kasım 2022 Perşembe - 09:00

  • Stratejinin esası jenosit yani sivil halkı zorla topraklarından çıkartmak olduğuna göre, bu stratejiyi yenik düşürmenin de yolu sivil halkın “öz savunma” temelinde adeta ordulaşması, “askeri, konvansiyonel savaşı” “devrimci halk savaşına” dönüştürmesidir.

Kobanê Türk uçaklarının ve obüslerinin bombardımanı altında.

Bombalar Rojava halkının barışçı emeğiyle kurulan şehrin ekonomik merkezlerini yıkıyor. Hastahaneler, okullar, petrol tesisleri bombalanıyor.

Topçular ve pilotlar askeri hedefleri arıyor, tarıyor ama göremiyorlar. Bir tek askeri üssü nihayet bombaladılar. Ama bu askeri üs, Türk devletinin vurmayacağından emin olan “Koalisyon güçlerinin” üssüydü. Gizlenmemişti. DAİŞ çetelerine karşı mücadeleyi koordine ediyordu. Ve vuruldu. Koalisyon güçlerinin koruması atındaki savaşçılar yaralandı ve iki şehit var.

Elli, altmış savaş uçağının elde ettiği “başarı” işte böyle.

TSK ve MİT Rojava’da alınan askeri tedbirlerden haberdar. Karayılan “yeraltına girin” demişti. Rojavalı komutanlar medyanın karşısına geçtiklerinde, yüzlerindeki ifade alınan tedbirlerden emin olduklarını zaten gösteriyor.

O zaman akla şu soru geliyor: Türk devleti milyonlarca doları boşuna mı harcıyor? Rojava’nın askeri potansiyelini yok edemeyecekse, İkinci Dünya Savaşında gerçekleştirilen bombardımanları andıran bu saldırıların amacı ne?

Türk devletinin amacı, Rojava’nın sivil ekonomik potansiyelini yok etmek, korku ve dehşet yaratmak, sonuçta Rojava topraklarını insansızlaştırmak, askeri güçleri yalnızlaştırmak, savaşın “devrimci halk savaşına” dönüşmesini önlemek ve Rojavayı işgal etmektir. TSK’nın savaş stratejisinin temeli jenosittir. Sivil halkı askeri zorbalıkla göçe mecbur etmek jenosit suçudur.

O nedenle, ABD ve Rusya’nın Rojava’ya yönelik TSK bombardımanlarına “göz yumması”, bunun karşılığında “kara harekatına” sözde “izin vermemesi” kimilerine göre “kabul edilebilir” bir tutum gibi görünse de, kesinlikle TSKnın jenosit yoluyla Rojava’yı işgal etme stratejisinin birinci aşamasına tam bir destek vermek anlamına gelmektedir. Türk devleti Rojava’yı kesinlikle yok etmek isterken, Küresel güçler TSK’ya dayanarak Rojava’yı “ya yok olma” ya da “Rojava olmaktan vaz geçme”, Başûr’un perişanlığını ve küresellerin hegemonyasını kabullenme ikilemiyle karşı karşıya getirmek istemektedirler

Türk devleti aslında 2015 yılından beri jenosit, yani bölgeyi insansızlaştırma stratejisinin gereklerini giderek tırmandırdı. Bugün bu stratejinin son perdesini açmış bulunuyor. “Son perdesi” dememin sebebi, ya şimdi bu stratejiyi sonuca ulaştıracak ya da Rojava halklarının direnişine boyun eğecek olmasıdır. Erdoğan rejiminin savaşı daha uzun zaman boyunca sürdürmesi mümkün değildir. Zamanı kalmamıştır. Yıkılmamak için bir kesin “zafere” ihtiyacı var, bunu elde edemezse yıkılıp gidecektir.

Stratejinin esası jenosit yani sivil halkı zorla topraklarından çıkartmak olduğuna göre, bu stratejiyi yenik düşürmenin de yolu sivil halkın “öz savunma” temelinde adeta ordulaşması, “askeri, konvansiyonel savaşı” “devrimci halk savaşına” dönüştürmesidir. Askeri gücün kendini toprakların altında kamufle etmesinin yanında, yer üstündeki her sivil ev bir mevziye dönüştüğü ve sivil halk kitleleri ana vatan topraklarını terk etmediği zaman Erdoğan rejiminin jenosit stratejisiyle Rojava’yı işgal planı kesinlikle çökecektir.

HPG Merkez Karargahı’nın “devrimci halk savaşı” hakkındaki açıklamalarını bir “hamaset” olarak anlayanların bilmesi gereken gerçeklik budur. Demokratik halk savaşı, sivil halkların, jenositle topraklarından kovulmasına ve eşitsiz “askeri güçler” arasındaki “sivillerden arındırılmış halksız” çarpışmalardan, işgalci NATO ordusunun zaferle çıkmasına karşı “gerilla ve sivil halk” güçlerinin topyekun karşı koyuş stratejisidir.

Ve şimdi biz, “devrimci halk savaşı” stratejisinin Rojava’da eşi görülmemiş bir kitlesel kahramanlıkla uygulandığına şahit oluyoruz. Bu başarıyı anlayabilmek için Birinci Kobanê savunmasında yaşananları hatırlayalım. DAİŞ Kobanê’yi işgal etmek üzere saldırıya geçmeden önce, tıpkı Erdoğan rejimi gibi sivil halkı terörize ederek topraklarını terk etmeye ve gelecekteki katillerinin, yani Türkiye’deki düşmanlarının insafına sığınmaya mecbur etti.. Binlerce Kobanêli sivil şehri, kasabaları, köyleri boşalttı. DAİŞ ancak bundan sonra şehre girmek üzere harekete geçti. Eğer göç eden sivil halk, şimdi olduğu gibi “öz savunmanın sivil ordusu” haline gelebilmiş olsaydı, YPG-YPJ ve HPG gerillaları çok daha az bir bedel ödeyerek DAİŞ kuvvetlerini ezebilirdi.

Günümüzde hiçbir devlet, başlattığı savaşta sivil halkı topyekün yok eden saldırılarda bulunamaz. İletişim çağında binlerce sivilin can vermesi, saldırgan devlete karşı dünya çapında öyle tepkilere yol açar ki, bu tepkiler saldırganı durdurur ve onu yenilgiye götürür. O nedenle yüzlerce ton bombaların atıldığı şehirlerde nicel olarak “az sayıda” sivil kayıpların olması, işte bu korkuyla açıklanabilir. Aynı zamanda “kitlesel sivil katliamları” yapamayan devletlerin, örneğin Türk devletinin sivilleri ölüm korkusuyla topraklarını terketmeye zorlaması da işte “fiziki jenositten, insansızlaştırma jenositine” geçmek zorunda kalmalarıyla açıklanabilir.

Peş peşe uçak filolarının coğrafyayı alt üst ettiği Rojava’da ne oluyor?

Her şey oluyor.

Ama göç olmuyor.

Korsan uçakların ve katil SİHA’ların gökyüzünden kaybolmasıyla birlikte, Rojava halkı evlerinden, bodrumlarından binler halinde meydanlara çıkıyor, sokaklara dökülüyor ve işgalciye karşı meydan okuyor.

“Jenositle insansızlaştırma, gerillayı yalnızlaştırma, askeri teknikle tasfiye ve Rojava’yı işgal ve ilhak etme” stratejisi, işte bu “devrimci halk savaşı” stratejisiyle kesinlikle yenik düşecektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.