Diktanın Güney Kafkasya kumarı

Aykan SEVER yazdı —

29 Eylül 2020 Salı - 23:04

  • TC, son olarak gelecek beklentisini “işgal edilmiş vatan parçasının yeniden fethi”ne endeksleyen Aliev'in çok da sağlam olmayan iktidarına bir kere daha Dağlık Karabağ hattında savaşı dikte ederek çapını gösterdi. TC elbette olanağını bulsa bölgenin tamamını ele geçirmek ister, ama bu kez Azerbaycan’a dönük gizli bir işgalin peşinde görüntüsü veriyor

 

TC’de hakim rejim giderek kendini içinden çıkılmaz bir girdaba sürüklüyor. Güç’ün hep işe yarayan, engelleri aşmak için en kullanışlı yol olduğu inancı bu açmazı besleyen önemli ögelerden biri. Halbuki sadece Doğu Akdeniz’de düştüğü hallere dahi baksa kendisinden daha güçlü birilerinin de olduğu zeminlerde içeride bağırıp çağırmaktan başka bir şey yapamadığı, tepinmek zorunda kaldığını kabullenebilir, biraz sakinleşmeyi deneyebilir. Fakat görünen, sağduyunun yanından önce de ne kadar geçiyorlardı tartışılır ama şimdi geliştirdikleri politikalarla fütursuzluğun rekorunu kırmak için adeta çırpınıyorlar.

Batı’ya dönük çeşitli alanlarda, özellikle ekonomik ilişkilerde bağımlılık had safhadayken, paylaşım savaşından pay kapmak adına girişilen macerada henüz kırılgan da olsa Rusya ve Çin’le geliştirilen bağımlılık ilişkilerinin sadece rejimi değil Türkiye’nin bütününü nereye sürükleyeceği bir hayli belirsiz görülüyor. Ayrıca ABD, NATO ve AB içinde Türkiye’nin konumunun Trumplı ya da Trumpsız bir dünyada olmamızdan bağımsız olarak daha köklü bir biçimde tartışıldığı bir dönemdeyiz. Lafa gelince kimseyi umursamayan iktidarın gerçekte fazlasıyla bu güçler karşısında boynu bükük. Kendi iktidarlarını koruma uğruna daha saldırgan politikalara yönelerek bunun bedelini bütün memlekete ödetmekte ise kararlılar. İktidar payandalığına gönüllü yazılan bir “muhalefet”in varlığında elbette bunun zor olması beklenemez.

TC, son olarak gelecek beklentisini “işgal edilmiş vatan parçasının yeniden fethi”ne endeksleyen Aliev'in çok da sağlam olmayan iktidarına bir kere daha Dağlık Karabağ hattında savaşı dikte ederek çapını gösterdi. TC elbette olanağını bulsa bölgenin tamamını ele geçirmek ister, ama bu kez Azerbaycan’a dönük gizli bir işgalin peşinde görüntüsü veriyor. Gerek açılmaya çalışılan askeri üsler gerekse de Azerbaycan’ın enerji şirketlerine çöreklenmeye dönük politikaların geliştirilmeye çalışıldığı söylentileri var. Tabii bunun sadece bir söylentiden ibaret kalması fazlasıyla mümkün; özellikle Rusya ile çok daha kapsamlı pazarlıklar ve mevcut olan kırılgan bağımlılık ilişkileri kalıcı bir hale dönüştürülmediği takdirde. Hiç kuşkusuz böyle bir gelişme halinde Batı’nın da TC’ye yüklü bir fatura çıkarması kaçınılmaz olur.

Bunlar varsayımlar fakat TC’nin Dağlık Karabağ cephesinde bir biçimde temsil edildiği (Şimdilik tam olarak kanıtlanamasa da Suriye’den taşınan çeteler, silahlar, askeri danışmanlar vb.) fetihi gerçekleştirememe halinde, bunun Aliev yönetimiyle birlikte TC’nin de yenilgi hanesine sayılacağı bariz. Bu yüzden TC yetkililerinin son açıklamalarına bakarsak (Aliev bu işin içinde olsun olmasın) savaşın derinleşmesi için rejim zorlayacak. Bu yüzden özellikle Rusya ciddi bir biçimde taraflara “dur” demediği takdirde geçmiştekilere nazaran savaşın daha kapsamlı bir hale gelmesi beklenebilir. Bu da bölgede artık kimin neyi hedeflediğinin bir hayli belirsizleştiği yeni savaşlara da kapıyı maalesef açar.

Burada asıl mesele gerek Azerbaycan gerekse de Ermenistan yönetimlerinin sorunu ölüm kalım hali olarak halklarına sunmaları; müzakereye, uzlaşmaya yanaşmayan milliyetçi tutumlarıdır. Bu durum sürekli emperyal güçlere politika yapacak bir alan bırakıyor. Onlarınsa halkların eşitliği, özgürlüğü, bir arada yaşamları gibi dertleri yok.

Şu an bölgede cılız da olsa barışı, bir arada yaşamayı savunan, devlet aklı haricinde düşünen insanlar, gruplar var. Zamanla, mücadeleyle bu insanların seslerini duyan kulaklar artacaktır…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.