Diktatörün düşkünü...

Aykan SEVER yazdı —

23 Kasım 2021 Salı - 23:00

  • Kimin nasıl baktığı bir yana, bu harita ile simgelenen şey aslında 2. Dünya Savaşı sonrası ABD ekseninde TC'ye yüklenen siyasetin aşağı yukarı aynısı. TC de emperyalist siyasetini halihazırda bu yolla geliştirmeye çalışıyor.

 

ABD mevcut paylaşım savaşını kazanmak için uyguladığı çok yönlü militarist siyaseti Karadeniz-Ukrayna'da yoğunlaştırıyor. Aktüel hedef Rusya.

ABD Savunma Bakanı Austin'in ziyareti sonrası, Kiev yönetimi Donbass bölgesine baskıyı artırdı. Ukrayna yönetimi, TC yapımı SİHAların kullanılması sonrası Donbass'taki temas hattında bulunan Staromarevka köyünü aldığını açıkladı.

Bu, uzun zaman sonra sağladıkları ilk ilerleme oldu. Eskisine göre Kiev askeri alanda daha planlı hareket ediyor imajı veriyor. "Aşırı sağcı" olduğu ifade edilen yeni Ukrayna Savunma Bakanı Reznikov'la birlikte bu ataklığın gündeme gelmesi elbette tesadüf değil.

ABD'nin son haftalarda Ukrayna'ya 80 bin kilo cephane teslim etmesi de dikkat çekici olaylar arasında.

Washington yönetimi, daha önce Ukrayna'ya toplam 310 milyon dolarlık "güvenlik" yardımı yapmayı kabul etmişti. Bu hafta sonu ise Kiev’e destek için gönderilen iki yenilenmiş eski ABD sahil güvenlik devriye botunun Çanakkale Boğazı'ndan geçtiği açıklandı.

Ayrıca bu botları kullanacak Ukrayna donanmasına ait denizcilerin ABD’de yoğun bir biçimde eğitimden geçtikleri duyuruldu. ABD ve İngiltere'nin savaş gemileriyle bölgede oy göstermeleri de sürüyor.

Hafta başı bütün bu militarist hamlelere bir de "ekonomik" destek eklendi.

Ukrayna Ulusal Nükleer Enerji Üretim Kuruluşu (Energoatom) ile Amerikan şirketi Westinghouse arasında iki yeni nükleer reaktörün inşası konusunda anlaşmaya varıldığı duyuruldu.

Yeni nükleer reaktörlerin yapılacağı Çimelnizki'de halihazırda iki tane daha reaktör var.  Ne güzel değil mi; ‘Ukrayna'yı Ruslardan kurtaracağız’ bahanesiyle dünya yeni Çernobillerin üstüne oturtuluyor. Olsa olsa bu muhteşem rezillik kapitalist akla yakışır.

ABD bu zekasını orada da bırakmıyor, devam ediyor. Bu kış Ruslar Ukrayna'yı işgal edecek diye CIA raporlar döşeniyor. Rusya bu işlerde masum mu, elbette değil. Sonuçta o da emperyalist bir yapı. Fakat ortada önce ABD ve İngiltere'nin Ukrayna'yı ama yem, ama ciddi olarak Rusya ile savaşa zorladıkları aşikar.

Rusya uzun zamandır bu hamleleri Sovyetler Birliği dağılırken imzalanan, NATO'nun Doğuya ilerlemeyeceğini garanti eden anlaşmalara aykırı buluyor ve ciddiye alıyor.

Daha da önemlisi Rusya, Kırım'ın ilhakı ve Güney Osetya-Abhazya savaşlarında Batı'nın kapasitesini gördü. Özellikle bu kış aylarında doğalgaz vanasını elinin altında tutarken, AB'nin kendiyle savaşmayı tercih etmeyeceğinin farkında.

İş ciddiye binerse ABD ve İngiltere'nin Ukrayna'ya ne kadar destek verebileceği de meçhul.

Savaşın sonunda Batı, Ukrayna'nın kalan kısmını da kaybedebilir. Fakat savaşın Rusya'ya da vereceği ciddi zarar hesaplanarak Ukrayna ( dahil olursa TC de) pekala yem ve çarpıştırma aracı olarak kullanılıyor olabilir.

Herhangi bir gelecek vizyonundan yoksun Kiev yönetimi için ise savaş ideal "çözüm". Çünkü akıllarında başka bir şey yok. Ukrayna yönetiminin, ABD ile F-16 pazarlık masalarında Karadeniz'de Washington'un yanında durma sözü veren TC'ye güvenmesi ilk bakışta normal. Zira alınan ve kullanılan, yenileri de gelecek olan Siha’lar ortada. TC ile yapılmış olan ortak savunma anlaşmaları da. Zira bu anlaşmalar TC'ye tıpkı başka coğrafyalarda olduğu gibi pratikte Suriye'den çeteleri Ukrayna'ya taşıma imkanı da veriyor.

Gelgelelim TC açısından masada verilen sözler çoğu zaman orada kalabiliyor. TC'nin Ukrayna'ya destek sözü zamanında Afganistan'la ilgili Biden'a verilen sözlerin akıbetine uğrayabilir. Çünkü rejimin başındakiler canlarını kurtarabilmek için ABD ne dese "he" demeye hazırlar. Ukrayna ile ilgili de böyle yaptılar.

Rusya ile hazırda var olan kırılan bağımlılık ilişkilerini unuttular. Fakat hatırlatanlar var. Geçen hafta Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Erdoğan'ın kafasının almayacağından emin olduğu için olsa gerek, Çavuşoğlu'nu arayıp kendilerinin "ciddi" olduğunu hatırlattı. Sonra rejimin Ukrayna başlığında sesi kesildi.

Mamafih merhum, fakat kendisi bunun farkında olmayan ortak, elinde bir harita, çıka geldi. Düşkün diktatörün eline tutuşturdu. Bu haritada "Türk dünyası" olarak Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Kırım ve Rusya’nın güney kıyısının büyük kısmı ve Sibirya'dan bazı bölgeler yer alıyor.

Olana biz bunak sayıklaması deyip, aldırmayabiliriz. Fakat Moskova "Türk dünyasının merkezi Türkiye’de değil, Rusya Federasyonu topraklarında, Altay’da..." diyerek duruma alaysı bir dikkat gösterdi.

Kimin nasıl baktığı bir yana, bu harita ile simgelenen şey aslında 2. Dünya Savaşı sonrası ABD ekseninde TC'ye yüklenen siyasetin aşağı yukarı aynısı. TC de emperyalist siyasetini halihazırda bu yolla geliştirmeye çalışıyor.

Nahçıvan'ı Ermenistan üzerinden Azerbaycan'a bağlamayı hedefleyen koridora Turan yolu demeleri de elbette tesadüf değil.

Fakat bu hikâyede de diktatörlüğün evdeki hesabının çarşıya uymama olasılığı yüksek. Buna rağmen düşkün diktatörlük geleceğini kurtarma hesabına yeni bir savaşa girmez diye de bir kural yok.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.