Dünyanın Hali-2

Nevra AKDEMİR yazdı —

9 Ocak 2022 Pazar - 23:00

  • Temsiliyet ve sosyal hayata katılım anlamında cinsiyetler arası eşitsizlikte bir iyileşme görünüyor olsa da, bu durum feminist hareketin başarısı ve kadınların ısrarından başka bir şey değil; zira milli gelir’den nüfusun yarısı olan kadınların payı, bu eşitlik illüzyonunun yapısal dönüşüme işaret etmediğini gösteriyor.

Serinin ilk yazısında küresel çapta eşitsizlik üzerinde durmuş ve dünya savaşlarını çıkaran krizler dönemlerindeki eşitsizliğe dünyanın geri döndüğünü ünlü iktisatçı Piketti’nin kurucuları arasında olduğu Inequility Lab’ın 2021 Eşitsizlik araştırması raporu verilerinden aktarmıştım. Şimdi sıra verileri biraz daha inceltmeye geldi.

İlk olarak toplumsal cinsiyet karşıtı küresel bir lobinin ve cahil kalabalıkların hoyratlıklarının göze çarptığı 2021 yılındaki rapor ilginç verilerle dolu. Temsiliyet ve sosyal hayata katılım anlamında cinsiyetler arası eşitsizlikte ise bir iyileşme görünüyor olsa da, bu durum feminist hareketin başarısı ve kadınların ısrarından başka bir şey değil; zira milli gelir’den nüfusun yarısı olan kadınların payı, bu eşitlik illüzyonunun yapısal dönüşüme işaret etmediğini gösteriyor. Türkiye'de kadınlar milli gelirin yüzde 23,3'ünü, Orta Doğu ve Afrika bölgesi için bu ortalama yüzde 15’ini kazanabildiği görülüyor. Rapora göre son 30 yılda kadınların milli gelirden aldığı pay’ın dünya ortalaması baz alındığında yüzde 30’lardan yüzde 35’e çıkabildiği görünüyor. Ancak bölgelere bakıldığında bu gelişme oldukça farklılık göstermiş. Örneğin Çin’de son 30 yılda milli gelirden aldığı pay keskin şekilde düşmüş. Çin’in (Rusya ve Orta Asya cumhuriyetleriyle birlikte) dünyanın cinsiyetler arası anlamda en eşitlikçi gelir dağılımlarından biri halindeyken 1990’larda, daha sonra dünya ortalamasının dahi altında kaldığı görülüyor. Yani, mucizevi kalkınmasının arkasında bir kadın yoksullaşması olması hiçbirimizi şaşırtmayacaktır. Rusya’da ise kadınların mücadelesi rejim değişimine rağmen sadece milli gelirdeki paylarının daha fazla artmaması ama azalmamasıyla karşılık bulmuş. Diğer ülkelerde ise artış eğilimi görünüyor. Çin dışındaki Asya ülkeleri ve MENA ülkelerinde ise artış olsa da yüzde 20’nin bile altında kalmış bu oran. Örneğin parlamentolarda eşit temsil üzerine çabalayan Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde hala yüzde 40’a bile yanaşamamış olması, batılı büyüme rejimlerinin hala aile içine sıkıştırılan, karşılığı ödenmeyen kadın emeğinin yanı sıra iç sınırlara sıkıştırdıkları göçmen emeğinin sömürülmesine dayandığını iddiasına kim itiraz edebilir?

Elbette bu kategori açıkça eşitsizliği ortaya koysa da ne LGBTİ+’ların yaşadıkları zorlukları ortaya koyuyor ne de kadınların kendi iç farklılıklarına dair kategorileri açmaya izin veriyor. Oxfam’ın yaptığı Covid-19 pandemisinin yarattığı eşitsizlik araştırmasında ise bu verileri tamamlayan nitelikte iki veri daha buluyoruz. Eğer Covid-19 sebebiyle olumsuz etkilenen sektörlerde kadın ve erkekler eşit olarak temsil ediliyor olsaydı, 112 mİlyon daha az kadın şu an işini veya gelirini kaybetme riski altında olurdu, diyor OXFAM raporu. Dahası kamu hizmetlerinden ve ekonomik olanaklardan eşit derecede faydalansaydı Siyah ve Latinler, ABD’de COVID-19 ölüm oranları içinde bu kadar yüksek pay almak yerine, Aralık 2020 itibariyle yaklaşık 22.000 Siyah ve Latin hayatta olacaktı.

Benzer bir durum ekolojik temalar üzerinden de değerlendirilmeli. Inequility Lab’ın 2021 Eşitsizlik araştırmasına göre, gelirin en eşit dağıldığı bölge olan Avrupa'da en zengin yüzde 10 gelirin yüzde 36'sını alıyor. Orta Doğu ve Afrika için bu oran yüzde 58. Küresel ısınma konusunda bakılan göstergelerden biri olan karbon salınımı miktarında ise aslan payı zenginliğin üretildiği ülkelerde şaşırtmayacak bir veri olarak. Rapora göre düşük ve orta gelirli ülkelerde yüksek emisyonlar ve zengin ülkelerde düşük emisyonlar vardır. Avrupa'da, nüfusun en alttaki %50'si yılda kişi başına yaklaşık beş ton salıyor; Doğu Asya'daki en alttaki %50, yaklaşık üç ton ve Kuzey Amerika'daki en alttaki %50, yaklaşık 10 ton salmaktadır. Bu, bu bölgelerdeki en yüksek %10'luk emisyonlarla (Avrupa'da 29 ton, Doğu Asya'da 39 ve Kuzey Amerika'da 73 ton) keskin bir tezat oluşturuyor. Raporun Türkiye verilerini inceleyelim: Türkiye'de kişi başı karbon salımının ortalama 6 ton karbondioksit eşdeğeri (CO2e/kişi) olduğunu söyleyen rapora göre, en alttaki yüzde 50'nin salımı 3,1 tondan daha az. Buna karşın en üstteki yüzde 10'ın salım miktarı 22.6 CO2e ile bunun yedi katından daha fazla. Toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinde iyileşmenin yavaş olduğunu belirten rapor, küresel gelir ve servet eşitsizliklerinin ekolojik eşitsizliklerle ve ülkelerin iklim değişikliğine yaptıkları katkıyla yakın bağına dikkat çekiyor. Ülkeler arasında ve ülkelerin içinde en tepedeki yüzde 10 en fazla salımı yapmaya devam ediyor.

Küresel çapta kirliliği de düşük gelirli ülkelere satmaya devam ediyor yüksek gelirli ülkeler bu verilere göre. Elbette toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ekonomik yıkım arasındaki bağ pek çok noktada kader ortaklığına böylece dönüşüyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.