Eldeki statüler ve Öcalansızlığın anlamı 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

17 Eylül 2020 Perşembe - 23:00

  • Öcalansız savaş olur, Kürtler arası birakujî olur, barış olmaz, ulusal birlik de olmaz. O halde barış için, Kürt ulusal birliği için, demokratik ulus için, Kürdistan’ın öncülüğünde insanlık devrimi için Öcalan’a özgürlük.

Ben iddia ediyorum ki, Güney Kürdistan’ın başına Neçirvan yerine Bahçeli geçse bile TC açısından, statünün kendisi, yani Federe Kürdistan’ın varlığı asıl tehlikedir. O nedenle TC, Barzani ailesinin iktidarını var güçle destekliyor, buna karşılık Kürdistan’ın federe statüsünü yok etmek için PKK’ye karşı savaşıyor. Zavallı Neçirvan, TC’nin Güney’i PKK yüzünden işgal ettiğini sanıyor, işgalin nedeni senin temsil ettiğin Federal statüdür. Zaten Güney yönetimini de bu statüyü yıkmak için PKK’ye karşı destekliyor ve kışkırtıyor.

Düne kadar, yani Başûr ve Rojava statüleri gerçekleşmeden önce, PKK’ye karşı “bölünmemek”, “sınırlarını korumak” için savaşıyordu. Şimdi bölgesel emperyalist yayılmacı aşamadadır ve amacı ilk adımda Güney’in ve Rojava’nın statülerini yok etmektir. PKK ile savaşın anlamı budur: Türkiye ile tüm Kürdistan savaşı yaşanmaktadır.

PKK şu anda tasfiye olsa, Kuzey’deki direniş yenilgiye uğrasa TC’nin ilk işi Irak Şii yönetimiyle, İran’la ve hatta Suriye ile tarihsel işbirliğini canlandırmak ve Güney ile Rojava’nın statülerini yok etmek olacak.

Neden?

Çünkü kazanılan statüler Kuzey halkının statü talebine muazzam bir haklılık kazandırıyor, “Güney’deki haklar neden bizde yok” diyen Kürt halkı Türk devletine karşı çok daha kararlı bir direniş gösteriyor. Kürtler bakıyor, İran’da, biçimsel de olsa bir Kürdistan eyaleti var. Güney’de Türk işbirlikçilerinin yönetiminde olsa bile bir federal bölge var, Rojava’da “ulusal birlik” temelinde PYD ağırlıklı bir özerk statü var, neden Kuzey Kürdistan’ın böyle bir statüsü yok? Bu soru “tekçi” devlet için öldürücü bir sorudur.

Üstün körü bıkılırsa durumu anlamak zordur. Güneyli yöneticilerin Kuzey’deki kardeşlerini hiçe sayarak Türk devletiyle girdikleri kirli ilişkiler, orada elde edilmiş statünün değerini anlamayı zorlaştırıyor. Oysa Güney demek Barzani ailesi demek değildir. Türk devleti Güneyli siyasetçileri denetime alabilir, ama halkı alamaz. Erdoğan Neçirvan’a güvense bile Güney Kürdistan halkına asla güvenmez. Günün birinde bu halkın diğer parçalarda olduğu gibi Apocu paradigmaya dört elle sarılabileceğini hesaba katar. Katıyor da. O nedenle Öcalan insanlık dışı tecrit altında.

Demek ki Güney denince aklımıza oradaki siyasi yapı ya da iktidardan çok, federal statü gelmelidir. Yönetimi değil, statüyü savunmak asıl devrimci görevdir. Güney Kürdistan, Kürdistan’ın bir parçasıdır. KCK’in yaptığı açıklamaların da gösterdiği gibi, tüm Kürdistan’ın özgürlüğü için savaşmaktadır. Bu yurtsever bir siyaset olduğu gibi, devrimci ve enternasyonalist bir siyasettir de. Çünkü Kürdistan Ortadoğu devriminin kalbidir. Onun ulusal birliği Ortadoğu devriminin zaferi için en büyük adım olacaktır. O nedenle tüm parçalarda KCK’nin son hamle açıklaması büyük bir heyecan yaratmıştır.

Tüm parçalardaki Kürtlerin baş düşmanı Türk devlet iktidar güçleridir: AKP-MHP-Ergenekon-Tarikat-Mafya koalisyonudur.

KCK o nedenle Türk faşist iktidarını yıkmayı tüm Kürdistan’ı işgalden kurtarmanın, Ortadoğu’da barışı sağlamanın en stratejik hedefi olarak ortaya koymuştur.

Kürtler arasındaki ve Türk devleti dışında kalan diğer devletlerle Kürtler arasındaki anlaşmazlıklar ikinci dereceden anlaşmazlıklardır. Hedef baş düşman Türk faşizmini yıkmaktır.

Tecrit’e gelince…

İmralı ile ilgili hedef Öcalan’ın şahsi durumunu çoktan aşan bir hedeftir.

Tarihe belirleyici etkide bulunan öznel etkenler arasında önderlerin rolü özel bir ilgiye layıktır. PKK Önderi Öcalan, esir edilmeden önce sadece PKK’nin önderiydi. Esaret altındayken önce Türkiye’deki bütün devrimci solun da önderi oldu, sonra onun etkisi sınırları aştı, Ortadoğu’da özellikle tüm Kürdistan parçalarına yayıldı, burada da kalmadı, özellikle Rojava devrim sürecinde önce tüm Avrupa ülkelerine ve derken Latin Amerika’ya yayıldı.

Bu etki, çöküş halindeki kapitalist moderniteye karşı, masa başında değil, dağlarda ve alanlarda yazılmış bir alternatif programın etkisidir. Bu program milyonların bilincine yerleştiği için inandırıcıdır, hedefleri için insanlığın ruhuna hitap eden ütopyalara rağmen gerçekçidir. Rojava’da hayata geçmektedir.

Kürdistan’ın tüm parçalarını Öcalan birleştirebilir. Tecritten çıktığı, özgürlüğüne kavuştuğu ve önce Amed’e, ardından Kamişlo’ya, sonra Hewlêr ve Süleymaniye’ye adımını attığı gün dört devletin sınırları değişmese de, “Büyük Kürdistan” o anda birleşir. O anda savaşlar durur. Fırat-Dicle’nin suları ve doğal zenginlikler tüm halklara refah getirir. İnsanlık için ise ufukta “kadın özgürlükçü, ekolojik, komünal, demokratik sosyalizm” güneşinin ilk ışıkları parıldar.

Öcalansız savaş olur, Kürtler arası birakujî olur, barış olmaz, ulusal birlik de olmaz.

O halde barış için, Kürt ulusal birliği için, demokratik ulus için, Kürdistan’ın öncülüğünde insanlık devrimi için Öcalan’a özgürlük.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.