“Erdoğan’a istifa”  “Öcalan’a özgürlük” 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

27 Ekim 2020 Salı - 20:02

  • Erdoğan’ı iktidardan indirmek, faşizmin derin devletini çırılçıplak bırakmak ve ülke tarihinde bugüne kadar başarılamayan devrimci değişimi bu derin devleti tasfiye ederek gerçekleştirmek.

Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un “delirmiş” olduğunu iddia etti.  
Psikiyatrist dostum bana şu mektubu gönderdi:
"Bence deliren Erdoğan. 
İlk semptom şöyle gelişti: Kürt’ü tavuk kendisini de buğday tanesi olarak görmeye başladı. ‘Saray’ın bahçesine tavuk girmiş, imdaaat’ diye bağırdığında devletin asıl sahipleri durumu anladı. Cumhuriyetin ilk deli doktoru Mazhar Osman’ın torunu ‘Recebi ya kapatacağız ya da Kürtlerin üstüne salacağız’ deyince, devlet ikinci yolu seçti.  
O günden beri Recep devletin bütün tilkilerini Kürtlerin üstüne salmaya başladı. Tek hedefi Kürdistan’a “zarar vermek”… 
Öyle ama, Kürdistan’a zarar vereceğim derken, kendi ülkesine durduk yere muazzam zararlar vermeye başladı. 2014’de, yani “çözüm sürecinin” zirve yaptığı yılda kişi başına düşen gelir 12 bin dolardı. Deliliğin son aşamasında, yani şimdi kişi başına düşen gelir 8 bin dolara indi. Halkına zarar verdi.  
Derken henüz Dolmabahçe Mutabakatına tekme atılmadan önce 2014 yılında 1 dolar, topu topu 2 TL idi. Şimdi 8 TL’yi geçti, 9 TL yolunda. 
Deli kendini buğday tanesi Kürt’ü de tavuk olarak görünce böyle oldu.  
Ama işler bununla kalmadı. Deli önce Libyalıları, ardından Yunanlıları ve sonra K.Kıbrıslıları da tavuk gibi görmeye başladı. 
Libya kana bulandı. Türk-Yunan savaşına ramak kaldı. Şu sıralar K.Kıbrıs’ta yerli Türklerle TC’den getirilenler arasında “Federasyonla AB üyesi mi olmalı yoksa Türkiye’ye katılıp faşizmin kurbanı mı olmalı” kavgası başladı.  
Ve nihayet deli, Ermenileri de tavuk gibi görmeye ve onların “tavuk vebasına” tutulduklarını sanmaya, o nedenle de itlaf edilmeleri gerektiğine karar verdi. Zavallı Azerbaycan’ı bir tekmede savaş çukuruna yuvarladı. 
Şimdi Fransız tımarhanesinin gardiyanı Macron ile Alman tımarhanesinin gardiyanı Merkel iki yandan Erdoğan’ın kollarına girmiş, ileriden koşturarak gelen Amerikalı gardiyan Biden da kafasından aşağıya deli gömleği giydirmeye hazırlanıyor.  
Durum böyle gibi görünüyor. "
Doktor arkadaşım böyle görmüş. Derler ya, elinde çekiç olan önüne çıkanı nasıl çivi gibi görürse, bizim deli doktorlarımız da karşılarına gelen her hastayı deli sanmakta. 
Karşımızda deli yok. Başka bir şey var.
Erdoğan elbette delirmiş değil. Maşallah turp gibi. Bütün bu işleri geçenlerde Bodrum’da resmini gördüğümüz “emekli derin devletin” vazife başındaki çocukları yapıyor. Dün Murat Karayılan’ın dediği gibi Erdoğan “iktidarın” kendisi değil. Gerçek iktidarın kullandığı bir alet. Bu iktidar aslında onu iktidara geldiği gün devirmeye karar vermişti. Sonra anladı ki, onu devirmek yerine kullanmak çok daha verimli. Öyle de oldu. Hiçbir “derin devlet adamının” şahsen göze alamayacağı bütün suçları onlar adına Erdoğan işliyor. Katilse o katil oluyor, hırsızlıksa o hırsız oluyor…. 
Öyle ama bu “derindeki adamlar” da ona ihtiyaç duyuyor. Çünkü onlar NATO üyesi ülkenin “derin devleti”. Kapitalizmin “derinlerinde” yüzmekte. O nedenle son ana kadar bir meşruiyete ihtiyaçları var. O meşruiyeti de onlara, hala büyük bir kitle desteğine sahip Erdoğan sağlamakta. 
Şimdi yapılması gereken nedir? 
Erdoğan’ı iktidardan indirmek, faşizmin derin devletini çırılçıplak bırakmak ve ülke tarihinde bugüne kadar başarılamayan devrimci değişimi bu derin devleti tasfiye ederek gerçekleştirmek.
O halde nereden başlamalı? 
“Seçimden” başlamak yanlış. Dün Duran Kalkan faşizmin seçimle yıkılamayacağını ilan etti.  
Devrime doğru “Erdoğan istifa” sloganıyla, adım adım milyonları hareketlendirmekle gidilebilir. Bu milyonlar Erdoğan’ı istifaya zorlayabilir. “Erdoğansız seçimin” yolu açılır.  
Ve böyle bir seçimde Kürt özgürlük hareketiyle Türk demokratlarının ittifak derecesine bağlı olarak devrimci perspektif ülke ufkunda belirir.  
Bu devrim nasıl olacak? Silahlı mı, silahsız mı? Kanlı mı, kansız mı? 
Yanıt şudur: Eğer o gün PKK Önderi Öcalan fiziki özgürlüğüne kavuşmuş ise, demokrasiye barışçı yoldan geçilecek. Böylece “iç savaş” yerine halkın barışçı, ancak öz savunmaya dayalı gücü belirleyici olacak, iki halkın arasına daha fazla kan girmeyecek, “ayrı odalarda, ama aynı evin içinde” birlikte yaşamak mümkün olacak.  
O halde “Erdoğan’a istifa”, halka “Erdoğansız seçim”… 
“Öcalan’a özgürlük.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.