Erişir menzil-i maksuda eğer yürürse seçmen

Veysi SARISÖZEN yazdı —

10 Aralık 2020 Perşembe - 23:00

  • İçinden geçtiğimiz aşama bu rejimi Türkiye’yi tümden yıkmadan ve halkı büyük savaş, salgın hastalık, yoksulluk ve zorbalık felaketine sürüklemeden yıkma aşamasıdır. Ve her “güzel” konuşmanın ardından açıklanması gereken de bu “yıkmanın” nasıl olacağıdır.

Kılıçdaroğlu “etkili” bütçe konuşmasını “ilk seçimde inşallah iktidara gelme” sloganıyla sonlandırdı.

İktidara ne “ilk seçimle” ne de “inşallahla” gelinir. Bir kere daha anlatayım:

Günümüzün temel meselesi “haramzade bütçe” eleştirisi değil. Hatta Erdoğan ve Bahçeli diktatörlüğünün “diktatörlük” olduğunu ilan etmek de değil. Elbette bunlar söylenmeli, rejim “haramzadelerden meydana gelen bir diktatörlük” olarak da suçlanmalı… Ama şu unutulmamalı: Günümüzün temel meselesi, “haramzade” ya da başka bir şey olarak diktatörlüğün yıkılmasıdır.

“Efendim herkes bunu biliyor” denemez. Bilmek başka bu rejimi yıkmanın ve acilen yıkmanın temel mesele olduğunu ilan etmek ve bunun gereğini yerine getirmek başka bir şeydir.

“İnşallah ilk seçimde iktidar olduğumuz zaman…” diye konuşana şunları sormak hakkımız değil mi? “İlk seçim ne zaman olacak; bu seçim hangi şartlarda yapılacak, bu seçimi kim ve hangi yeni yasalarla yapacak, o seçim yapılana kadar ekonomik kriz, pandemi krizi, politik kriz, dış politik kriz daha ne kadar derinleşecek, derinleşmesinin sonuçları neler olacak? Daha kaç Kürt ölecek, kaçı tutuklanacak, kaç insan daha zindanlarda işkenceden hayatını kaybedecek, kaç kadın katledilecek, pandemi kaç insanın ölümüne yol açacak, kaç işçi işsiz kalacak, iş cinayetlerinde can verecek?

Doğu Akdeniz’de ne olacak, rejim yeniden seçmen çoğunluğunu şaşırtmak için Kıbrıs’ı ilhak edip, Yunanistan’la savaş durumuna gelirse ne olacak? O ilk seçim yapılamadan Şengal’de yeni bir “fermanla” kaç Êzidî yok edilecek? Rejim fırsatını bulup da PKK’ye karşı dağlarda kimyasal, biyolojik silahlarla gözünü karartır, arkasından Musul’a, Kerkük’e, Hewlêr’e yürümeye kalkarsa o “ilk seçim” nasıl bir seçim olacak? Avrupa Birliği ve ABD bu rejimin yarattığı uluslar arası istikrarsızlığa karşı “ilk seçime” kadar ağır yaptırımlar ilan ettiğinde ekonominin ve halkın başına neler gelecek? Erdoğan delirip de Çin’le anlaşıp nükleer silah kuşanırsa, Amerika da bir vuruşta hem İran’ın, hem de Türkiye’nin yeryüzünden silinmesine yol açacak olan bir “Sünni-Şii nükleer bölgesel savaşını” kışkırtırsa, Ortadoğu “meselesinin” bu çözümü karşısında tarih hakkımızda ne yazacak? Ve bitirirken ekleyelim: Mesela geliyorum diyen İstanbul depremine o “ilk seçime” kadar gerekli önlemler alınacak mı? Alınamazsa ve İstanbul o seçime kadar kamilen yıkılırsa, Türkiye belini acaba kaç yılda doğrultabilecek?

Bunların kimisi “uzak ihtimal” ya da “abartılı tahmin” olarak görülse de yazdıklarımızın çoğu günlük artan hadiseler değil mi?

O zaman yeniden soralım, “ilk seçim ne zaman olacak, kim tarafından yapılacak, yapılana kadar ülkenin ve insanların başına neler gelecek?”

Kılıçdaroğlu rejimin marifetlerinin bir kısmını, daha çok “bütçe” bağlamında ekonomik cinayetleri çok güzel anlattı, ama bize “ilk seçimin” ne zaman olacağını, nasıl olacağını, seçim olana kadar bu gidişe Türkiye’nin ve insanların nasıl tahammül edeceğini anlatmadı.

Oysa artık politik mücadele çoktan bu rejimin halk düşmanı, faşist, klerikal, emperyalist ve terörist karakterini anlatma aşamasını geride bıraktı. İçinden geçtiğimiz aşama bu rejimi Türkiye’yi tümden yıkmadan ve halkı büyük savaş, salgın hastalık, yoksulluk ve zorbalık felaketine sürüklemeden yıkma aşamasıdır. Ve her “güzel” konuşmanın ardından açıklanması gereken de bu “yıkmanın” nasıl olacağıdır.

Nasıl olacak?

Ne zaman olacağı bilinmeyen “ilk seçimde” "herşey iyi olacak" dediğiniz zaman, hem Türkiye’yi, hem de Türkiyelileri Nasreddin Hoca’nın açlıktan ölmek üzere olan mazlum eşeğinin yerine koymuş, “ölme eşeğim ölme, ilk seçim olacak, Erdoğan gidecek, Kılıçdaroğlu gelecek, işin olacak, aşın olacak, mayın tarlasında havaya uçmayacaksın” diye avutmuş olursun.

Böyle bir politika insanları “bekleyen seçmen” haline getirir. CHP’li seçmen zaten bu hale getirilmiş, “ilk seçimi” beklemeye mahkum edilmiştir.

Demek ki, ister CHP’li, ister HDP’li olsun, kürsüye her çıkan siyasetçi şunu ilan etmeli:

“Birincisi, rejim meşru değildir. İkincisi yalnız beşli çetenin mallarını kamulaştırmak yetmez, 15 Temmuz’dan bu yana rejimin aldığı bütün kararlar ve atamalar geçersizdir. Üçüncüsü sokakta Erdoğan’ı ve suç ortaklarını istifaya zorlayacağız. Dördüncüsü, istifa etmek yerine faşist terörü tırmandırdığı zaman TBMM’den çekileceğiz. Beşincisi, rejim devrilince derhal tüm muhalefet partilerinden oluşacak Geçici bir hükümet kurup, birkaç ay içinde erken seçime gideceğiz. Dördüncüsü rejimin sonucunda  oluşacak TBMM’yi Kurucu Meclis olarak ilan edip, yeni bir Anayasa ile Demokratik Cumhuriyeti kuracağız.”

Marifet kürsüde nutuk atmak değil.

“Bekleyen seçmeni”, “yürüyen seçmen” haline getirmektir esas olan.

İkilem açık: “İlk seçime” rejimle birlikte mi yürüyeceksiniz, yoksa “yürüyen seçmenle” mi?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.