Fevkalade hikayeler

Aykan SEVER yazdı —

9 Eylül 2020 Çarşamba - 11:12

  • Trump iktidarını korumak için her tür olasılığı göze almış bir görüntü veriyor. Bu politika şimdiden tırmanan çatışmalara, ölümlere, gözaltılara yol açıyor.

Amerika’da Korona salgını nedeniyle sokaklarda seçim hareketliliği azsa da 3 Kasım yaklaştıkça taraflar arasındaki karşılıklı salvoların ve toplumun geneline yayılma eğilimi gösteren erozyonun şiddeti artıyor. Yapılan anketler Biden’ı ilk sırada gösteriyor, fakat giderek Trump’ın lehine ara kapanıyor. Amerikan toplumunun kim kazanırsa kazansın bu süreçten bir hayli yıpranmış olarak çıkacağı şimdiden söylenebilir. Böyle bir gelişmenin dünyanın genelinde yavaş bir seyirde yaşanan köklü değişimlerin hızını artırma anlamında zorlayıcı olacağı da öngörülebilir.

Trump’ın rakipleri eski defterleri bir hışımla karıştırmaya başladı. Geçen hafta 2018’de de basına yansıyan Trump’ın Paris ziyareti sırasında 2. Dünya Savaşı sırasında ölen Amerikan askerlerinin mezarlığına, yağan yağmur nedeniyle saçının bozulacağını gerekçe göstererek gitmeyip ölen askerler için “kaybedenler, enayiler” türünden aşağılayıcı olarak nitelenen ifadeler kullandığı meselesi yeniden tartışılmaya başlandı. Bunun Amerikan toplumunu ne kadar alakadar ettiği şüphe götürür fakat tartışmanın kolayca Trump tarafından geçiştirilemeyişi, açıklama üstüne açıklama yapmak zorunda kalması en azından ABD müesses nizamı açısından hali hazırda var olan sıkıntıları artırdığını gösteriyor. İtişmenin son olarak Trump tarafından “Asker beni seviyor. Pentagon yönetimindeki üst düzey isimler beni sevmiyordur ama onların tek derdi bombaları, savaş uçaklarını yapan şirketleri mutlu etmek için savaşlar yapmak.” demekle işin bir tür ifşaat/itiraf noktasına taşınması bu süreçte başta Savunma Bakanı M. Esper olmak üzere diğer Pentagon yöneticilerinin pozisyonunun kaçınılmaz olarak tartışma konusu olacağına işaret ediyor.

Çekişmenin asıl cereyan ettiği alansa Trump’ın “sol terörle mücadele” başlığı altında devlet ve neo-faşist saldırganlığı motive eden yaklaşımları. Trump iktidarını korumak için her tür olasılığı göze almış bir görüntü veriyor. Bu politika şimdiden tırmanan çatışmalara, ölümlere, gözaltılara yol açıyor. Yakında “bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz”e kadar sözlerini vardırsa şaşırmayacağımız Trump alenen cinayet işleyen kişileri savunurken, polis tarafından vurulan ve felç kalan siyah Jacob Blake’in adını bile anmadı. Biden’a yönelikse” karanlık gölgelerin kontrol ettiği adam”, “gerçekte sosyalist ama saklıyor, polisin bütçesini kısacak” gibi kendin uydur kendin ye tarzı laflara ediyor. Yeni-Osmanlı’nın rezillerinin dilini aratmayacak demagoglukla “konuşma tarzım ırklar arasında köprü oluyor, siyahlar suçun durması için polisin kendilerine yardımcı olmasını istiyor” türünden laflarla kendini övmeyi, devlet terörünü aklamayı ihmal etmiyor. Bunun Trump’a beyazlar arasında puan kazandırdığı açık fakat Amerikan toplumunun çok da birbirine kenetlenmiş olduğunu iddia edemeyeceğimiz yapısında halihazırda var olan çatlakları derinleştiriyor. Bu yönde yapılabilecek manipülatif yaklaşımlara zemini müsait hale getiriyor. Buradan elbette Biden kazanırsa Çinliler Amerikalılara Çince öğretecek gibi bir sonuç çıkmaz ama “niye olmasın?” diye sormaya başlayabilirler…

Durun, acele etmeyin; bu haftanın fevkalade hikayelerinin sonuna henüz gelmedik. Trump seçime hazırlık “destan”larına bir yenisini ekledi. Haziran ayında Lahey Adalet Divanı’nın Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Thaçi’ye soruşturma açma hamlesiyle akim kalan Sırbistan ve Kosova liderlerinin buluşması bu kez ABD’de Trump’ın huzurunda gerçekleşti. Balkanların iki ülke liderinin Trump’ın karşısında düştükleri haller bir yana “barış” için yola çıkmışken kendilerini Ortadoğu’nun çekişmeleri içinde bulmalarını bence Trump’ın mahareti olarak anmaya değer. Trump imza attırdığı anlaşmayla “hele bir ticarete başlayın sonra diğer sorunlar çözülür” derken, Müslüman nüfusun ağırlıkta olduğu Kosova’ya İsrail’in tanınması ve Kudüs’te elçilik açılmasını onaylattı. Sırbistan’a ise mevcut elçiliği Kudüs’e taşımayı. Her iki ülke lideri işin içinden nasıl çıkar bu meçhul ama Trump’ın İsrail’e verdiği sözleri tutmanın kasıntısıyla çok çalım satacağı, İsrail lobisinden seçimlerde istediği desteği alacağı kesin.

TC’deki diktanın bağırıp çağırmayı seven sözcülerinin Trump’a ses çıkaramamanın verdiği eziklikle Kosova yönetimine çemkirmelerinin ise ciddiye alınır bir tarafı yok….

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.