Fırtınada bize ulaşan sakin ses 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

5 Kasım 2022 Cumartesi - 09:00

  • “Normal olmayan süreçte normal yaşadığının utanç içinde farkına varan” yurtsever, bugünkü gerçeği Karayılan’ın söyleşideki satırlarını okudukça daha iyi anlıyor.

Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan ANF’nin sorularını yanıtladı.

Dikkatle okudum. O sırada bana misafirliğe gelen bir arkadaşıma da söyleşiyi okuttuktan sonra “Karayılan’ın söyleşisinde yer alan ‘beş kelimelik’ bir cümle dikkatimi çekti. Senin de dikkatini çekti mi?” diye sordum. Arkadaşım hangi cümleden söz ettiğimi sorunca cümleyi tekrar ettim: “Süreç normal bir süreç değil.”

Arkadaşım anlamsız gözlerle yüzüme baktı, “Bunun neresi dikkatini çekti, pek anlamadım. Süreç ‘normal’ diyen mi var?” dedi.

Onu kırmak istemediğim için içimden geçeni yüksek sesle söylemedim. Söyleseydim şöyle diyecektim: “Ama sen gencecik bir yurtseversin, ‘süreç normalmiş gibi yaşıyorsun’, bugün sen ‘normal’ bir süreç yaşarken, şu anda Hollanda’da kimyasal silah kullanan AKP’ye karşı bir gösteri var. Ama sen buradasın. Senin durumun bana hiç de ‘normal’ görünmüyor.”

Kendimi tuttum. Misafirdir. Bizde misafirlik önemlidir. Misafiri kırmak ayıptır.

Asıl demek istediğim başka. Dağdan bin bir zahmetle özgür medyaya yansıyan PKK, KCK, HPG, YJA-Star sözcülerinin söyleşilerini nasıl okuyoruz? Sanıyorum dümdüz okuyoruz. Elbette onları yayınlıyoruz. Biliyorsunuz, gazeteciler siyasilerin konuşmalarını yayınlarken, bir de “satır arası okuma” denilen yöntemi kullanıyor. Siyasilerin asıl demek istediklerini “satır aralarında” arıyor. Bizim okuduğumuz söyleşilerde ise “satır aralarında” her hangi “gizlenmiş” bir mesaj bulunmuyor. Siyasi ve askeri yöneticiler ne düşünüyorlarsa, (askeri sırlar dışında) onu konuşuyorlar.

Ama onlar “ajitatör” değil. Kürt Özgürlük Hareketini yönetiyorlar. Söyleşiyi okuyacak olanları etkileyecek “laf cambazlıkları” yapmıyorlar. Heyecan yaratacak tasvirlere, aşırı iddialara yer vermiyorlar.

“Süreç normal bir süreç değil” diyorlar.

Bu cümleyi anlayan, hemen anında kendi duruşuna, yaşantısına, yapıp ettiklerine bakıyor. Eğer duruşu, yaşantısı, yapıp ettikleri, yani “içinde bulunduğu süreç normal ise” “normal olmayan” savaş sürecinde “normal” yaşamanın “utancıyla” yüzü kızarıyor.

Bir zamanlar kadınlı erkekli gerillaların üs bölgelerinde stranlar söylediği, halaylar çektiği, şiirler okuduğu, hatta Bakur’dan, Başûr’dan, Rojava’dan, Rojhilat’tan gelen yakınlarıyla resimler çektirdiği, dünyanın dört yanından kopup gelen yakınlarının yanlarında getirdiği hediyeleri büyük bir mutlulukla bağrına bastığı o “normal” günleri hatırlıyor. Evet, o zaman da savaş vardı. Neydi o savaşın adı? Hemen aklına geliyor: “Düşük yoğunluklu savaş”… Yani tarafların birbirlerini “son potansiyellerini” savaş alanına sürme zorunda bırakmayacak, dengeli bir savaş. Her savaşta olduğu gibi gerilla kayıplar veriyor, ama mangalarda, mağaralarda yaptıkları analiz, onlara “sürecin hala normal olduğunu” gösteriyor. Ve şehitlerin acısını bağırlarına basıp, yeni bir çarpışmaya gitmeden önce tiyatro gösterileri yapıyor, düşmanı alaya alıyor, hainleri aşağılıyor, gerillayı güldürüyorlar.

“Normal olmayan süreçte normal yaşadığının utanç içinde farkına varan” yurtsever, bugünkü gerçeği Karayılan’ın söyleşideki satırlarını okudukça daha iyi anlıyor. Yedinci aya giren savaşta gerillanın artık stran söylemeye, halay çekmeye, şiir okumaya, tiyatro gösterisi yapmaya bir saniyelik zamanı yok. Granit kayalar içinde oyduğu tünellerde 24 saat nöbettedir, gözüne uyku girmiyor, belki aç karnına birkaç dakika gözlerini yumuyor ve gözünün önüne kimyasal silahlarla şehit düşen silah arkadaşının dayanılmaz acılarla şahadete yürüyüşü geliyor. Hareketli timlerin savaşçıları, kartal misali gözleriyle, tünellerin ağzını tarassut ediyor, ellerinde kimyasal silahlarla tünel ağzına yaklaşan düşmanı durdurmak için gözünü bir an olsun kırpmıyor. Kürt Kızılay’ının sağlıkçıları, kadın ve erkek hemşireler, yağmur gibi yağan bombaların altında yaralı yoldaşlarını kurtarmak için ölüme doğru sürünerek, zigzaglar çizerek, sıçrayarak, koşarak yaklaşıyor. Senin benim o iki gerillanın can çekişirken görüntüsü karşısında neye uğradığımızı şaşırmamız bir şey değil. O iki gerilla kahraman sağlıkçıların kucağında, onların çaresiz bakışları arasında can veriyor. Süreç normal değil.

Karayılan kimyasal silahların, konvansiyonel mermilere “emdirilmiş” nükleer maddelerle dolu bombaların, “suikastçı katil SİHA’ların” yağmur gibi ölüm yağdırdığı, kendisi de dahil, hiç kimsenin hayat garantisi olmayan kayalıkların arasından, sakin bir sesle konuşuyor:

“Süreç normal bir süreç değil. Sadece gerillanın değil, tüm yurtsever kesimlerin ve demokrasiden yana olan bütün güçlerin devreye girmesi, görevlerine sahip çıkması gereken bir süreçten geçiyoruz. Bizim bu savaşa ‘varlık-yokluk savaşı’ dememizin esas nedeni, sürecin böyle bir anlam taşımasındandır”. 

Bu satırlarda süslü cümleler yok. Abartma yok. Telaş ve korku yok. Hayatını “normal” yaşayanlara öfke, hakaret, isyan yok. Mücadeleye çağrı var. Gerçek var. Zafere inanç var.  

“Süreç normal bir süreç değil.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.