• Sorunu çözmek yerine zamana yayan iktidar, Kürt meselesini yine güvenlik parantezine hapsediyor. Bahçeli konuşuyor, beklenti büyüyor; sonra suskunluk devreye giriyor ve hiçbir şey değişmiyor.

DEMİR ÇELİK

Türkiye’de bilindiği kadarıyla klasik norm devletten eser kalmadı. Devletin bilinen temel özellikleri yerlerde sürünüyor. Erk ve güçler ayrılığının merkezileşmiş ve tek elde toplanmış olmasının çürümüşlüğü yaşanıyor. Topluma hesap verme yerine, topluma hesap sormada sınır tanımayan tekçi, katı merkeziyetçi polis-mafya siyasal organizasyonu bir yapı söz konusudur.

Ekim 2024’ü baz alacak olursak adı konulmayan, ya da ‘terör’ parantezine hapsedilen süreç, 21 ayını geride bıraktı. Bunca süreye ve beklentiye rağmen devlet bir arpa boyu yol katetmiş değil. 

Hep vaadeden ama adım atmayan pozisyonunda da ısrar ediyor. Kimi zaman Bahçeli bir kısım açıklamalar yapsa da, söylenenler bir türlü pratiğe dönüşmüyor, suya yazılmış söylemden öteye gidemiyor. Dolayısıyla bir süre sonra kaybolup gittiği gibi, kimse de çıkıp “ne oldu” diye kendisine hesap soramıyor. Geçen hafta “Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’nü öneriyorum, Öcalan’ın statüsü belirlenmeli” çıkışı bir kez daha acaba “bir şey mi olacak” diye beklentiye neden olduysa da, yine suskunluk yasası devreye girmiş bulunuyor. Bahçeli bunu hep yaptı, yapıyor. Özellikle umudun yerini umutsuzluk havası almaya başladığı anlarda Bahçeli konuşmaya başlıyor. Dağılan umudu perçinlemeye, beklentiyi sürdürülebilir kılmaya çalışıyor. Bu tarzın giderek yaygınlık kazandığını, bunun da yeni bir yönetişim amacını taşıdığını söylemek mümkün. Çünkü bütün bunlar, 21 ay öncesinde bu işe soyunan devlet ve iktidarın birçok mekanizmayı harekete geçirmiş olması gerekirken bunu yapmadığını, yapmak istemediğini gösteriyor.

İlk adımda konuşulması ve gereklerinin yerine getirilmesi gerekenlerin 21 ay sonra dile getiriliyor olması eşyanın tabiatına aykırıdır. Kürt Özgürlük Hareketi başından itibaren sayın Öcalan’a “baş müzakerecimiz” demiş. Rolünü oynaması ve misyonunu yerine getirebilmesi için fiziki özgürlüğünün sağlanması gerektiğinin altını çizmişti. Siyasi, sosyal, kültürel boyutlarıyla Kürt ulusal, Kürdistan ve Ortadoğu coğrafyasıyla bölgesel ve çoklu aktör boyutlarıyla küresel olan tarihsel bir sorunun diyalog ve müzakere yolu ile çözümünün çok kolay olmayacağını elbette ki biz de biliyoruz. Ancak bu denli karmaşık ilişkiler yumağı içindeki kadim sorunu çözmek isteyenlerin öncelikle sorunu doğru tariflemeleri gerekiyor. Adına ‘Terörsüz Türkiye’ diyenlerin bu süreçten anladıkları Kürt silahlı kalkışmasını ve mücadelesini tasfiyesini istemekten öte olmadığı aşikardır. Sorunu müzakere edenlerin adil, eşit koşullarda toplum kesimleri ile direkt temas ve ilişki hakkına sahip olması gerekirken, tecrit ve izolasyonda ısrar etmelerinden bunu anlıyoruz. Taraflardan biri esaret ve tutsaklık muamelesine tabi tutulacak, 27 Mart’tan bu yana heyetin görüşmesine bile müsaade edilmeyecek, statüsüzlüğü ile ilgili adım atılmayacak, yasal adımların “PKK’nin silah bırakmasının tespit ve tescili” sonrasında olacağını söylemek tam da Türk devletinin aklımızla oynaması anlamına gelmektedir. Tarih boyunca hile ve aldatmada sınır tanımayan bu akıl, bir kez daha her şeyi kendine yontmaya devam ediyor. Oyalayan, çürütmeye çalışan, çözümsüzlük üreten bu akla karşı PKK her zaman çözüm iradesi göstermiş, çözümden yana güçlü irade beyanında bulunmuştur. Hatta hiçbir karşılık beklemeden tarihsel ve devrimsel nitelikte adımlar atmış, süreç dağılmasın diye de oldukça yapıcı ve duyarlı yaklaşım içinde olmuştur. Her tür olumsuz söylem ve yaklaşıma karşı sürecin Barış ve Demokratik Toplum paradigması gereğince yürütülmesi ve çözümün mümkün kılınması için üzerlerine düşenin azamisini yerine getirmiş  bulunuyor. Bununla birlikte haklı olarak, ”Süreç tek taraflı adımlarla ya da sadece iyi niyetli açıklamalarla yürümez. Karşılıklı adımların olması lazım. Güven tesisi de ancak o zaman olabilir” diyerek iktidarı somut adımlar atmaya davet ediyor Kürt tarafı.

İktidar her zaman olduğu gibi işi yokuşa sürmeye, mevcut uluslararası jeo-politiğin lehlerine dönmesi anını beklemenin fırsatçılığında. Bunu unutmadan, tedbiri elden bırakmamalı, mücadeleye devam etmeliyiz...