Gele gele…

Aykan SEVER yazdı —

12 Ocak 2021 Salı - 23:00

  • ABD egemen kesimleri içindeki çekişmeler gele gele Trump’ın “darbe” diye de tanımlanan meydan okumasına kadar dayandı. Demokrat Partililerin başlattığı azil sürecinin çok ikna edici olmadıkları takdirde 20 Ocak’a kadar Senato’daki Cumhuriyetçilerin desteğini alarak 3/2’ye ulaşması zor. 

 

Fakat aradaki hesaplaşmanın burada bitmeyeceği her iki taraf açısından da net. Demokrat Parti Trump’ı politik sahneden silmek için ellerine geleni arkasına koymayacak. Bu uzun vadede Trump’a kaybettirebilir, fakat özellikle ABD’de eli silahlı, örgütlü ve dünya çapında destek bulan neo-faşist hareketi engelleyebilir mi burası şüpheli.

Biden yönetiminin öncelikleri arasında içerideki sorunlar, özellikle ekonomi, korona ilgili önlemler kuşkusuz olacak. Fakat neoliberal zihniyetin dışına çıkacağına dair herhangi bir işaret yok. Dolayısıyla Biden’ın kürsüden söylenenlere rağmen ülke nüfusunun yaklaşık 60 milyonun yaşadığı yoksullaşmaya bir çare üretmesi, bu yama kapsamında dahi olsa zor. Ya Demokrat Parti içerisinde daha solda yer alan kesimlere kulak verecek ya da tekrar Trumpvari belki de bu kez daha akıllısından neo-faşist kimi politikacıların at oynatabileceği bir zemine yeniden olanak sağlayacak. Olasılıklar kuşkusuz bunlardan ibaret değil. Süreci etkileyebilecek faktörler arasında hem dış politikada şu an öngöremediğimiz muhtemel gelişmeler hem de içeride artık net bir biçimde ırkçılık, Trumpizm ve faşizmi aynı zeminde değerlendirip mücadele edilmesi gerektiğini gören insanlar ve hareketler de var ve daha fazlası da olacak. Trump’ın yenilgisinin başka ülkelerde de buna paralel mücadelelere cesaret vereceği bir dönem bu aynı zamanda. Daha önce yoktu ve az bir şey değil.

Bu süreçte önemli başlıklardan biri de Biden ABD var olan yapısal ırkçılığın üzerine gerçekten cesaretle gidecek mi sorusu. Bu yeni ve son dönemin ürünü bir gelişme değil. Trump’la birlikte ırkçı kesimler daha da güçlendiler, aynı zamanda daha fazla görünür oldular. Geçen hafta “darbe”den birgün önce, geçtiğimiz Ağustos ayında Wisconsin eyaletinde siyah Amerikalı Jacob Blake'i sırtından vurarak belden aşağısını felçli bırakan polise ceza verilmeyeceğinin açıklanması kurumsal olarak da ne derece cüretkar olduklarına işaret ediyor. Halbuki Blake’e dönük gerçekleştirilen saldırının görüntüleri, tanık ifadeleri suçu alenen belgelediği halde kararın ırkçılıktan keyfi bir biçimde bükülebildiğini gösteriyor. Bunların tekil olaylar olmadığının muhtemelen herkes farkındadır.

Biden yönetimi yargı ve polise dönük kapsamlı değişim hamlesi geliştirebilir mi daha doğrusu bunu ne kadar istiyorlar bilmiyoruz. Bu iktidarın tek başına toplumsal hareketlerin desteğinden yoksun yapabileceği bir şey de değil. Ayrıca neo-faşist hareketin sadece bu kurumlarda değil ordu, CIA gibi yerlerde de kalıcı ilişkilerinin olması garip karşılanmamalı. Her ne olursa olsun köklü politik tercihler ve bu doğrultuda uğraş olmadığı sürece Trumpvari zihniyetlerin iktidardan uzak tutulması mümkün olmayacağı gibi mevcut “pozitif” politik pozisyondakileri de kendilerine benzetme ihtimali yüksek. 

Sorunun düğümlendiği yerlerden biri de kuşkusuz Amerikan demokrasisinin aslında bir demokrasi olmayışında. Bu meseleyi nasıl aşacaklarına dair egemenlerin dünyasında bir tartışma yok. Aksine mevcut demokrasiyi “köhne” diye niteleyip alenen diktatörlüğü savunan eli silahlı bir kitle ve gayet bilinçli bir tarzda onları yönlendirmeye çalışanlar var. Bunlar ilk baskında ne yapabileceklerini test ettiler. FBI’ın önümüzdeki günlerde bütün eyaletlerde “silahlı protestolar” olacağı yönündeki raporuna yansıyan süreç gerçekleştiği takdirde müesses nizamın nasıl tepki vereceği ABD’in geleceği açısından belirleyici önemde olacak.

En genelde bu sürecin nasıl seyredeceğinin anahtarı ise postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının seyri dahilinde bunu bir biçimde sonlandırmaya dönük adımların atılıp atılmayacağıyla ilgili. Yoksa kaybeden/kazanan sermaye kesimlerinin bu süreçte dijital şiddeti de içerecek bir tarzda, ŞİDDET odaklı politik tercihlere yönelmeleri kaçınılmazlaşır. Hali hazırda bir çok ülkede olduğu gibi. Kritik olan bütün bu gelişmelerden olumsuz bir biçimde etkilenenlerin ne güçte ve nasıl politik bir inisiyatif geliştireceği sorunu. Oralara gelebilmek içinse somut ve gerçekçi “ütopyalar”a olan acil ihtiyacı karşılamanın yolunu bulmak şart…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.