'Teyit'in içyüzü: İktidar hırsı

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • Silahsızlanma yolundaki adımları “teyit” etmeyen, hala “önce silahsızlanma, sonra demokratik adımlar” diyen iktidar, süreci baltalamanın yöntemi olarak “geciktiriyor” olmasın.
  • Norm dışı devlet, “gerilla yeteri kadar silahsızlandı, artık gerillayı yok etme fırsatı doğdu” diyerek masayı devirirse; askerini, bir “provokasyon yemi” olarak öne atarsa ne olacak?
  • AKP Sözcüsü ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın sözleri, silahsızlanmayı “teyit” etmeyerek otokratik rejimi sürdürme kurnazlığının ahlak dışı argümanı olarak görünüyor.

İran savaşında ateşkes tehlikeye girdi. Bir kere daha uyarmak için aşağıdaki yazıyı yazdım. Zaman herkes için daralıyor. 

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, MHP Başkanı Bahçeli’nin “oyalama ve oyalanma” sözlerinden sonra, “oyalamanın ve oyalanmanın” sebebini peş peşe açıkladılar. Açıklamanın kilit terimi “teyit”. Türkçesi “doğrulama”. “İktidar altını imzaladığı TBMM Komisyon Raporu’nda önerilen demokratikleşme yönündeki yasalarla ilgili neden adım atmıyor?” sorusuna söz konusu kişiler, “çünkü  PKK’nin silahsızlandığı henüz ‘teyit’ edilmedi” gibi bir cevap veriyorlar. Malum “teyit”, yani PKK’nin silahsızlanıp silahsızlanmadığını MİT, Askeri İstihbarat tarafından yapılacak.

PKK silahsızlandı mı, silahsızlanmadı mı ben bilemem ama silahsızlanma yolunda, 27 Şubat Manifestosu'yla birlikte PKK'nin hiç kimsenin aklının ucundan geçiremeyeceği adımları attığını ben de bilirim, MİT de bilir, ordu da bilir. Bilmeyenler AKP Sözcüsü ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı, dolayısıyla Erdoğan’ın kendisi.

Bilmedikleri adımlar şunlar:

* PKK, silahlı mücadeleye son verdi. Verip vermediğini “teyide” ihtiyaç yok. Bu kararın alındığından beri Bakur’da da, Başûr’da da silahlar sustu. Kim susturdu? Sözcü ile Yardımcısı mı, Erdoğan’ın kendisi mi? Silahları Başkan Öcalan ve onun partisi PKK susturdu. Savaş literatüründe şu andaki “ateşkes” dediğimiz duruma “mütareke” denir. “Mütareke” terketmekten türetilmiş bir kelimedir; karşılıklı “silahların susması” anlamında “ateş etmenin” terkedilmesidir. Bir silahın ateş etmemesi silahsızlanmanın en önemli adımıdır. Bu adımı PKK atmış, TSK atılan bu adıma olumlu cevap vermiştir.

* İkinci büyük adım olarak, silahlı mücadeleye göre kurulmuş olan PKK adındaki illegal politik-askeri örgüt kendisini feshetmiştir. Sadece politik olarak örgütlenme perspektifini ilan etmiştir. Buna karşılık, Anayasal ve Anayasa dışı tüm kurumlarıyla politik-ekonomik-sınıfsal ve askeri örgüt olarak devlet, maşallah “turp” gibi yaşamaktadır. Demek ki, “tek taraflı” silahsızlanma yönünde bu adım, mevcut  devletin tarihi hakkında trajik tecrübelere sahip PKK’nin en büyük “silahsızlanma yönündeki” fedakarlığıdır. Siz tasfiye ve imha edememişiniz, PKK kendini feshetmiş. Bu “fesih” bir aldatma olamaz. PKK’nin fesih kararı Başkan Öcalan’ın iradesiyle alınmıştır ve tarih göstermiştir ki, PKK tüm savaşçıları, Kürt halkı, onun tüm sivil politik örgütleri Öcalan’ın iradesini “iradeleri” olarak sarsılmaz bir şekilde ilan etmişlerdir. İradeye aykırı her türlü kapıyı kapatmışlardır.

* Üçüncü büyük ve askeri bakımdan PKK’nin silahsızlanacağına dair en önemli adım ise şu: HPG silahlı güçleri, Bakur’dan çekilmiş. Yetmemiş, Türk ordusu ile bütün yakın temas bölgelerinden de çekilmiş. Henüz devletin elindeki SİHA’ların olmadığı ve gerillanın gece ve gündüz dağlarda yaya olarak dolaşabildiği şartlarda böyle bir “çekilme”, elbette kendi başına “silahsızlanılacağına” dair kesin bir kanıt sayılamazdı. Çekilen gerilla fırsatını bulduğu zaman gündüz ve gece dolaştığı çekildiği alanlara yine gelebilirdi ama bugün durum askeri açıdan böyle değildir. Gerilla, SİHA ve diğer sofistike teknolojilerin kullanıldığı savaşı, bilindiği gibi  “tüneller” vasıtasıyla sürdürürken, bu tünelleri Bakur’da ve sınıra yakın bölgelerde terketmiştir. Kimisi kilometrelerce uzunlukta olan tünelleri bu bölgelerde yeniden inşa etmenin olağanüstü zorluğu ortada olduğuna göre, bu çekiliş silahsızlanma yönünde “geriye dönüşü olmayan” bir adımdır.

Bir de başlarında KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat’ın olduğu bir gerilla grubunun “simgesel” diye küçümsenmeye kalkışılan “silahlarını yakmaları” töreni vardır. Savaşçıların “silah yakmasının” ne anlama geldiğini, PKK Sözcüsü ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı, yapmışlarsa uyduruk “yedek subaylık” tecrübesiyle bilmiyor olabilirler. HPG gerillaları ile 40 yıldır savaşan orduya sorarlarsa “silah yakmanın” ya da “silahının mekanizmasını kırmanın” askerlikte “orduya isyan suçu” sayıldığını, savaş esnasında “silahını kazara kaybeden” askerin bile kurşuna dizildiğini de savaş tarihini okuduklarında öğrenebilirler. “Simgesel” denilen gerillanın “silah yakması” HPG’nin kendi iradesiyle yapılan bir törendir ve “silahsızlanma” konusundaki samimiyeti, askerlik “sanatı” açısından ikna edici bir şekilde göstermiştir. Yakılan bu 30 kalaşnikof 40 yıllık savaşta 30 gerillanın hayatta kalmasını sağlamıştır dersem, “törenin” anlamı belki anlaşılabilir. Silahsız insan savaşta ölür. Şunu düşünelim: Silahlarını yakan bu 30 gerilla grubunu Türk devleti “buyurun silahsız olarak ülkeye gelin” diyerek çağırsaydı, yeniden tutuklamayı ve öldürmeyi yasaklayan “Komisyon önerilerini” de o gün yasalaştırsaydı, aynı gün Besê Hozat doğduğu Dêrsim’deki mitingte konuşsaydı, bugünkü “şüpheli” hava aydınlanmış olmaz mıydı? 30 gerillayı o gün binlerce gerilla izlerdi. Hayır, sözcü ve yardımcı “topunuz silahsızlanın, aksi halde sınırdan adımını atanı vururuz” demeye getirmekteler.

Bir de “teyit” meselesi var. MİT gerillanın ne kadar silahsızlandığını kontrol edecek ve kontrolün sonuçlarını devlete ve orduya bildirecek. HPG ve YJA Star gerillası şüpheleniyor mu bilmiyorum ma ben bu “teyit” işinden şüphe duyuyorum.  Yukarıda anlattığım “silahsızlanma yolundaki” olağanüstü adımları “teyit” etmeyen, hala “önce silahsızlanma, sonra demokratik adımlar” deyip duran iktidar, sakın bu “teyit”i barış sürecini baltalamanın yöntemi olarak “geciktiriyor” olmasın. Daha önemlisi akla gelebilecek soru şu: PKK’nin silahsızlanma adımlarını “teyit” etmese de “gözleyen” mevcut “norm dışı devlet”,  “gerilla yeteri kadar silahsızlandı, artık gerillayı yok etme fırsatı doğdu” diyerek müzakere masasını devirirse ne olacak? Masayı devirmeden önce, kendi vatan topraklarına Suriye’den üç-beş roket atarak savaş bahanesi yaratmaya yeltenen anlayış, yeniden hortlar da bilerek kendi askerini, ordudan kilometrelerce uzaktaki gerilla mevzilerinin önüne bir “provokasyon yemi” olarak atarsa? İki polisi kendisi vurur, PKK yaptı derse? Barış zor iştir, savaş bahanesi yaratmak ise çok basittir. O nedenle devlet, şüpheleri ve güvensizliği ortadan kaldırmak için yukarıda yazdığım silahsızlanma adımlarını “teyit” etmeli ve bunun gereği olarak Öcalan’ın 27 Şubat Manifestosu ile TBMM Komisyon Raporu’nun önerileri temelinde, iki anlama gelmeyen, hilesiz hurdasız demokratik adımları atmalıdır.

Son olarak AKP Sözcüsü ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın “önce PKK silahsızlansın, sonra demokratikleşme adımları atılsın” sözleri, silahsızlanmayı “teyit” etmeyerek otokratik rejimi devam ettirme kurnazlığını, çok sakil, ahlak dışı bir argüman olarak gözler önüne seriyor. Kürtler demokrasi yok edildiği için 12 Eylül faşist darbesinden sonra silah kuşanmıştır ve Başkan Apo, 1993'ten beri “demokrasi kapılarını açın biz de silahsız olarak bu kapıdan girelim” demektedir.

Yargılanan Laz, mahkemede savunmasını uzattıkça uzatınca hakim ona “sadede gel” diye çıkışmış. Temel “sadede geleyum da beni asaysun he mi?” diye cevap vermiş ya, o hesap, Sözcü ile Yardımcı “demokrasi kapısını açalım da, iktidardan düşelim, he mi?” demekteler.

Anladık gerillanın demokrasi kapısından girip anasını görmesini istemiyorsunuz. Peki CHP’ye oy veren Türk seçmen çoğunluğunun günahı ne? Annem yaşasaydı “ne biçim Türksünüz ayol” derdi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.