Hesaplar...

Aykan SEVER yazdı —

8 Haziran 2021 Salı - 22:15

  • Le Drian-Çavuşoğlu görüşmesinde muhtemelen TC'nin önüne üç beş ihale atma sözü verilerek gönülleri alındı. Zira rejimin Libya ve Yunanistan'a dönük iddiaları son dönemde bir hayli geriledi, yelkenler indi. Bu davette muhtemelen ne Kuzey-Doğu Suriye ne de Güney Kürdistan'a dönük işgal saldırıları konu oldu.

Bu hafta başı rejimin Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Fransa'daydı. Ziyaret Paris yönetiminin daveti üzerine gerçekleşti. Görüşme sonrası, Fransız Dışişleri, iki bakanın 14 Haziran'da yapılacak NATO zirvesi ile 24-25 Haziran'da yapılacak AB zirvesi öncesinde, Türkiye'nin NATO ve AB ile ilişkileri ve özellikle de Doğu Akdeniz'deki durumun ele aldıklarını duyurdu.

Bu görüşme bir anlamda Libya Başbakanı Dibeybe'nin geçen hafta yaptığı İtalya ve Fransa turunun devamı sayılabilir. Dibeybe Libya'nın yeniden inşasında ve enerji alanında İtalya'yı birinci sıraya oturturken Paris'te yaptığı görüşmelerle de Macron yönetiminin desteğini aldı. Ayrıca her iki ülke de Rusya ve TC asker ve paramiliterlerinin bölgeden çekilmesini istedi. Bu istek kuşkusuz ki NATO stratejisinin Libya sahasındaki karşılığı. Akabinde İtalya'nın Ankara elçisi Türkiye ile iyi ticari ilişkilerimiz var türünden açıklamalarla bu görünür tavrı yumuşatmaya çalıştı. Ardından BM Güvenlik Konseyi Libya'ya uygulanan silah ambargosunun ihlal edilip edilmediğiyle ilgili denetim yetkisini bir yıl daha uzattı. Bir diğer yandan Libya Konferansının Almanya'da 23 Haziran'da toplanacağı açıklandı.

Sonuç olarak Batı'nın Libya sürecini kendi tekeline alma hedefi doğrultusunda epey ilerlediğini söyleyebiliriz. Le Drian-Çavuşoğlu görüşmesinde muhtemelen TC'nin önüne üç beş ihale atma sözü verilerek gönülleri alındı. Zira rejimin Libya ve Yunanistan'a dönük iddiaları son dönemde bir hayli geriledi, yelkenler indi. Bu davette muhtemelen ne Kuzey-Doğu Suriye ne de Güney Kürdistan'a dönük işgal saldırıları konu oldu. Bu başlık nedense şimdi mesele bile değildi. 

Rejimin Batı'daki asıl muhatabı ABD'ye gelince geçen hafta Türkiye'yi ziyaret edip Suriye sınırına gidip TC'ye övgüler düzen, BM ABD temsilcisi Thomas-Greenfield'inkinden çok ileri bir şey beklemek yanıltıcı olur. Zira Thomas-Greenfield Mexmûr mülteci kampına yapılacak saldırıyı önceden bildiğini bombalamadan sonra attığı tweetle açıkça göstermiş oldu. İnsanlar öldükten sonra durumu kınamak görüntüyü kurtarsa da politik olarak izlenen yolu gizlemekte yetersiz kalıyor. Velhasılı kelam Batı'yı Çin ve Rusya'ya karşı konumlandırmak gibi "büyük hesaplar" yapan Biden yönetimi için TC'deki rejimin bir diktatörlük olması ayrıntı olarak kalacaktır. Yeter ki tıpkı Kolombiya'da hüküm süren Uribe-Duque iktidarı gibi sadık olsun. Hatta S-400'lerin İncirlik askeri üssüne taşınarak ABD'ye teslim edilmesi gibi bir durum olursa, HDP kapatılsa da çok dert etmezler. Kaldı ki rejimin ikramı çok. Türkiye'nin güneyinde işgal edilen toprakların yanı sıra kendisine iyice bağımlı hale getirdiği Gürcistan ve Azerbaycan üzerindeki etkisini kullanarak Ermenistan'ı da yutacak politikaları "barış" kılıfında Rusya'ya karşı bir koz olarak teklif ediyorlar. Bunlara karşın bazı Amerikalı parlamenterlerin Biden yönetimine önerdikleri NATO içinde Demokratik Dayanıklılık Merkezi kurmak ve böylece de üye ülkelerdeki yoldan çıkan demokrasileri tımar etmeyi amaçlayan politikalar da ne derece zorlayıcı olur şüpheli. Kaldı ki böyle bir politika izlenecekse ilkin AB üyesi Polonya ve Macaristan'ı gündemlerine almak zorundalar. Sizce yaparlar mı? Yapsalar da yapmasalar da rejimden hesap soranın onlar olması mümkün değil. Çünkü onların bizim için yeni bir ülke yaratmak gibi bir derdi yok ama bizim var...

Putin yönetimi bütün bu olanları öylece oturup seyreder mi? Varsın onu da fail şahsın danışmanları dert etsin. Kendileri bizden daha iyi biliyordur ama sultanları artık iyice saçmalıyor, istiap haddini aştı, taşıyor. Topuklamalarının zamanı geldi de geçiyor bile...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.