Heykeller…

Aykan SEVER yazdı —

8 Temmuz 2020 Çarşamba - 15:19

Kapitalizmin çarkları insan kanıyla dönüyor. Evet doğru fakat bundan önce başka şeyler de var. Bu ülkenin yani ABD’nin tarihsel yapı taşlarıyla ilgili meseleler. “Güç”ün iktidarını tahkim etmek isteyen Trump, bizim yerimize 4 Temmuz Bağımsızlık Günü kutlamaları sırasında durumu özetlemiş: “Amerikan rüyası için birlikte mücadele vereceğiz ve 1492’de Kolomb Amerika’yı keşfettiğinde başlayan Amerikan yaşam tarzını koruyacağız ve muhafaza edeceğiz”. “Amerikan yaşam tarzı” ile ilgili böyle bir yaklaşımı 2001-11 Eylül saldırıları sırasında da duymuş ve yadırgamıştım. Yaklaşık 3 bin kişinin hayatını kaybettiği saldırılar insanlığa karşı diye nitelenmiyor bunun yerine Amerikan yaşam tarzı ön plana çıkarılıyordu. Sonucunda “önleyici savaş doktrini” başlığı altında geliştirilen politikalarda da insana ya da doğaya ait değerlerin olduğu söylenemez; kuşkusuz Amerikan elitleri bu anlamda tutarlıydı. Bugüne gelecek olursak, olanlar yürümeyen, çürüdüğü bizzat Amerikan halklarınca telaffuz edilen; soykırım, kölecilik, ayrımcılık gibi tarihsel temelleri sorgulanan Devlet’in Trump’ın kişiliğinde “yapısal arızalar”ını daha da yücelterek bu süreçten çıkma arayışıdır. Çünkü egemenlerin keşif dediğine bugün sokakta heykelleri yıkanlar “zorla ele geçirme, işgal” diyor. Tıpkı birilerinin “barış pınarı/zeytin dalı” nitelemesine başkalarının İŞGAL saldırıları diye karşı çıkmasında olduğu gibi.

Tarihin ve bugünün egemeni kalmak isteyenler yenilenlerin teninde kanlı kılıçlarını silmeyi de ihmal etmiyorlar. Nitekim Trump 4 Temmuz kutlamaları sırasında yerlilerce kutsal kabul edilen Güney Dakota’daki Rushmore Dağı’nda havai fişek gösterisi izlemeye gitti. Burada dağa oyulmuş olarak Amerika’nın kurucu babalarının 18 metrelik kabartma heykelleri var. Bölgede halen yaşayanlar/kutsal olarak görenler öncelikle doğaya zarar vereceği için havai fişek gösterisine karşı çıktılar.

Yerliler öteden beri kutsal dağlarına soluk benizlilerce tecavüz edildiğine inanıyor ve buna karşı mücadele ediyorlar. Şimdilik hayallerinde de olsa kurucu babaların heykellerini oradan silmeyi düşünüyorlar. Hikaye eski gibi gözükse de gerçekte bir hayli güncel. Güney ve Kuzey Amerika’nın hemen hemen tamamında olduğu gibi bu toprakları “keşfedenler” oralarda yaşayan insanlara uygarlık adı altında çeşitli biçimlerde “ölüm”ü taşıdılar; oralara ve onlara yeni adlar verdiler. Rushmore Dağı’nın olduğu bölgede yaşayan Lakotalar da bu ölümden çokça nasibini aldı. Onların yaşadığı yerlerde Trumpgillerin hiç bir zaman doyamayacağı altın ve bu bakir toprakları talan etmek isteyen yeni “yerleşimciler” vardı. Önce soykırım operasyonlarıyla Lakotaların sayıları azaltıldı. Sonra beraber “barış çubuğu” tüttürmeye razı edilip, anlaşmalar imzalayıp beş küçük rezerv alanına hapsedildiler. Amaç yiyecek ekmek için onların devletin eline bakması, dilenci duruma düşürülmesiydi. Beyaz adama bu da yetmedi. “…medeniyetimizi korumak adına daha büyük bir hata yapıp bu evcilleşmeyen ve evcilleştirilemeyen yaratıkları dünya üzerinden tek bir iz kalmamacasına yok etseydik daha iyi yapardık.” (L.Frank Baum -1891) diyebilen yazarları da vardı. Nitekim bunu kampların birinde yapmaya da çalıştılar. 1890’da ABD ordusu daha sonradan Yaralı Diz Katliamı diye anılacak olan bir fecaat gerçekleştirdi. Rivayet çoktu. Önemli ölçüde silahsızlandırılmış olan yaklaşık 300 kişinin yaşadığı rezerv alanında yerliler “hayalet dansı” yapıyordu, birgün soluk benizlilere isyan edebilirlerdi, buna müsaade edilemezdi. Sonuç çoluk çocuk, kadın, erkek ayırdetmeksizin 250 kadar yerliyi katlettiler. Sağ kalanlardan birinin deyişiyle orada bir halkın düşü de çamura ve kara gömüldü. Ama unutulmadı, onlarca filme, kitaba konu oldu. Olanlar en azından bir kısım Amerikalının vicdanına sığmadı.

1980 yılında Anayasa Mahkemesi, yapılan barış anlaşmalarına rağmen dönemin iktidarının bölgeyi zorla geri almasının yasaya aykırı olduğuna karar verdi. Kabilelere 106 milyon dolar tazminat ödenmesine hükmetti. Kabilelerse bu tazminatı geri çevirdi, topraklarının iadesini istedi. Şimdi de faiziyle bir milyar dolardan fazla tutan parayı değil yine topraklarını istiyorlar…

Günümüze dönecek olursak, Trump, yıkılan heykeller karşısında “radikal sol, anarşistler …” diye nitelediği tarihsel bir onarımı bugün kendi elleriyle gerçekleştirmeye çalışanları hedef yaparak onlara karşı bir zafer kazanmaktan bahsediyor. Bu boşuna değil çünkü Amerikan çürümüşlüğünün her şeyiyle tartışma konusu olacağı bir sürecin henüz başındayız. Eğer bütün heykelleri yıkalım gibi bir düsturunuz yoksa burada kuşkusuz hangilerini, ne için, ne zaman yıkacağız/yapacağız tartışmaları önem kazanıyor. Hele hele TC’deki egemenlerin tarihi, intikam güdüleriyle bir tür “yeniden yazma” eylemine tabii tuttuğu; Trump’ın “Amerikan Kahramanları Milli Parkı” kurmaktan bahsettiği günlerde. Yalnız merak ettim, Trump’ın milli parkında iç savaşın Güneyli ırkçı komutanlarının, soykırımcı General Custer’ın falan yer alacağı kesin de acaba Ku Klux Klan’ın kurucularına, çok sevgili arkadaşı “erkek kapitalizm”in çürümüş simgesi müteveffa Epstein gibilere de ayrılmış birer köşe olacak mı?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.