Hüseyni başkaldırı ve Yezitleşenler
Dilzar DÎLOK yazdı —
- Hüseyni direniş koşulsuz başkaldırıdır. Demokratik uygarlık çizgisine düşmanlık eden Muaviye çizgisi karşısında boyun eğmemektir. Her çağın Yezitlerine karşı koşulsuz başkaldırı, taviz vermeme, reddetmedir.
Muharrem ayındayız, Alevi toplumu Muharrem orucunu tutuyor, yasını bir kez daha anlamlandırıyor, kendi direniş tarihini anarak direnişi güncelleştiriyor. Yaşanmış uzak zamanları anlatıyor, ağıtlar yakıyorlar. Her bir anımsayışta tarihe verilen anlam yenileniyor, güncelleniyor. Binlerce yıllık kültürel direnişin kökleri bir kez daha güçleniyor. Kerbela çölünden fersah fersah uzak coğrafyalarda Kerbela çölünün susuzluğunu anlamak büyük çaba ve özveri istiyor. Nefs mücadelesi oruç tutmakla birlikte iktidarlar karşısındaki duruşla sürdürülüyor. Nefs mücadelesinde oruç tutmanın büyük önemi vardır. Muharrem orucu bu anlamda daha fazla önem kazanıyor. Çünkü bilinen oruç ötesinde çölde susuz kalmanın acısını duyumsamak, iktidarın tek damla suyuna kanmamaktır. Yezitlerin gücü ne olursa olsun, kendi susuzluğunda direniş çizgisini, demokratik uygarlığın varlık ve özgürlük çizgisini başkaldırıyla ortaya koymanın tutumudur Hüseyni duruş.
Aleviler kendi oruçlarını da, ibadetlerini de tartışıyorlar, özeleştiriden geçiriyorlar. Hiçbir komplekse kapılmadan kendi geleneklerinin somutlaşmasında ortaya çıkan olumlulukları göz önüne seriyor, olumsuzlukları da çözme temelinde eleştiriyorlar. İktidarın Aleviliğe saldırısına karşı toplumlarını bilinçlendirmenin tartışmasını yürütüyorlar. Aleviliğin aşındırılmasına, sünnileştirilmesine, Alevilik değerlerini farklı İslami değerlerle yoğurarak sistem içileştirme yaklaşımlarına karşı eleştiri yapıyorlar. Toplamında özgür iradenin direnişini güncelleştiriyor, güncelin saldırılarından korumak kadar geliştirmenin arayışını derinleştiriyor, Aleviliğin demokratik uygarlık içindeki büyük onurlu yerini koruyorlar.
Şüphesiz bugün bunu başarabiliyor olmanın büyük bedellerle oluşan sağlam temeli vardır. Temelinde Hüseyni duruş gibi nice duruşlara hiçbir faşist, tekçi, iktidarcı olmayan tarzla yaklaşarak sahiplenme, benimseme ve saygı duyma vardır. Bu benimseyişin bedellerini göğüsleyebilme, direnişin bedellerini verebilme cesareti vardır. Özünde insanlığın yükselen direniş ve özgürlük değerlerinde kendini görme ve oradan beslenme vardır. Hüseyni duruş bunlardan en önemlilerindendir.
Hüseyni direniş koşulsuz başkaldırıdır. Demokratik uygarlık çizgisine düşmanlık eden Muaviye çizgisi karşısında boyun eğmemektir. Her çağın Yezitlerine karşı koşulsuz başkaldırı, taviz vermeme, reddetmedir.
Bugün o Kerbela’yı anlayarak safını belirlemenin önemi büyüktür. Çünkü dünyanın her yerinde Hüseyni duruşlar vardır, bunun karşısında yezitçe saldırılar da vardır, inkar ve imha saldırıları vardır. Hüseyni duruşların direnişi Muaviye çizgisinin hayali olan mutlak hakimiyeti engellemektedir ve dünya demokratik uygarlık çizgisinin garantisi olmaktadır.
Şüphesiz Alevi kültürü kapsamında da bu tartışmalar direniş kültürünü sahiplenerek iktidarlar karşısında boyun eğmeme geleneğini sürdürmektedir.
Kerbela’yı uzak bir zamanda kalmış bir olay olarak görmemek gerekir. Biz Ortadoğulular ki her gün yeni Kerbelalar, her gün Yezitler her gün Hüseyni direnişlerin tanığıyız. Bugün Efrîn Kerbela’dır. Heftanîn Kerbela’dır. Serêkaniyê, Xakurkê ve Cizre Kerbela’dır. Bugün Kürdistan baştanbaşa Kerbela’dır. Efrîn kadar işgal edilmiş Cizre, Şırnak, Amed, Dersim her biri bir Kerbela olmuştur.
Kürdistan’da Muaviyelerin zihniyetinin saldırıları sürüyor. Kendi çölünde kendine bir damla su olmanın ve kendi cennetinde bir ışık huzmesi olmanın direnişindeki Kürtler soykırım saldırısının günlük vahşetiyle yüzleşiyor. Her günü bir Kerbela ağırlığınca yaşıyor. Her gün Yezitler karşısında bir direniş doğuruyor.
Emevi zihniyetinin Muaviye damarının devamı olan iktidarların karşısında boyun eğmiş, onun kölesi olmuş, onun maşası olmuş hiç kimsenin Ortadoğu’da yaşam şansı yoktur.
Erdoğan-Bahçeli hükümeti, soykırımcı faşist Türk devleti Emevi zihniyetiyle muaviye çizgisini sürdüren bir iktidardır. Kürtler içinde de bu iktidar karşısında bu iktidara hizmet eden parti ya da yerel iktidar güçleri vardır. PDK bunların başında gelmektedir. PDK (KDP) bugün Muaviye sofrasına kurulmuştur. O sofrada Kürt kanı olduğunu bile bile bunu yapmaktadır. Muaviye sofrasından bir lokma yemek için kendi ulusuna, halkına, diline, kültürüne ve tarihine ihanet etmektedir.
Kerbela’ya coğrafik olarak bu kadar yakın olup da Kerbela gerçeğinden bu kadar uzak olan bu duruş Muaviye’nin takipçisi olan Türk faşizmine hizmet etmektedir.
PDK şunu bilmelidir Ortadoğu insanının tarih bilinci derindir. Yezitler Ortadoğu’nun yüzkarası olarak görülmektedir. Kimse çocuğunun adını Yezit koymuş mudur?
Her zaman reddedilen, her zaman kınanan, toplum dışına itilen, yaşam dışına itilen, unutulmaya çalışılan ve yaşamın hiçbir anında ve mekanında kabul edilmeyendir Yezit tarzı. Bu duruş, yenilmeye ve yok olmaya mahkumdur.
Muaviye’nin bugünde temsilcisi Erdoğan-Bahçeli iktidarıdır. Onun karşısında Hüseyni direniş gösteren ise PKK gerillalarıdır. Hüseyni direniş güncel örneğiyle Heftanîn’de yürütülmektedir. Karşısındaki güç ne olursa olsun iktidara boyun eğmeyen, direnen onurlu başkaldırı bugün Heftanîn’de Rojava’da sürdürülmektedir. Bugün Kürdistan gençliği gencecik bedenleriyle bugünün Muaviyesi olan Erdoğan-Bahçeli ve benzerleri karşısında Hüseyince durmakta, direnmekte ve iktidarın kağıttan kalelerini birer birer küle dönüştürmektedir.
Hüseyni direniş tarihe kalan ve tarih olandır. Bu anlamda bugün yaşanan ve tarihe kalacak olan da Heftanîn direnişinin temsil ettiği değerlerdir. Efrîn’den Xakurkê’ye, Dersim’den Botan’a direnenlerin temsil ettiği değerlerdir. Kadınların varlık ve özgürlük çığlığıdır. Düşmanının tüm gücüne rağmen kendi küçücük Alevinde büyük düşmanları yakmanın kararlılığında ve inancında olan gençlerin direnişidir. Bu Hüseyni direnişin yenemeyeceği hiçbir Yezit yoktur. Bunun karşısında PDK gibi Yezitleşenler, Muaviye sofralarından medet umanlar kaybetmeye, yok olmaya ve yaşam dışına atılmaya mahkumdur.
