İlk muharebe

Aykan SEVER yazdı —

27 Mayıs 2020 Çarşamba - 16:13

Hong Kong’daki gerilimin elbette bir evveliyatı var. Fakat bu kez taraflar bölgenin kaybı-kazanılması ikilemini kendi lehlerine nihai bir hesaplaşmaya dönüştürme doğrultusunda çok daha kararlı tutumlar sergilemeye başladılar.

Postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının başat güçlerinden Çin, Trump’ın korona krizini Çin aleyhine bir kampanyaya dönüştürmesine çeşitli cephelerde karşılık vermeye çalışıyor. Bunlardan biri de özerk statüde bulunan Hong Kong. Geçen yıl gelişen protestoları “terör, bağımsızlık, devletin gücü ve yabancı güçlerin müdahalesine yönelik tehdit” olarak tarif eden Pekin yönetimi “sorunu çözmek için” bu kez çok daha köklü bir adım atarak yeni bir “ulusal güvenlik” yasasını bu bölgede uygulamaya hazırlanıyor. Bu tabii şimdiden sokakların yeniden hareketlenmesine yol açtı. Çin özetle 1997’de İngiltere’den anlaşmayla devraldığı Hong Kong’da daha fazla kendi borusunun ötmesini istiyor.

“Tek ülke iki sistem” diye nitelenen Hong Kong’un otonomisinin sonlanması hedefi. Bu aynı zamanda bölgeyi önemli üs haline getirmiş olan uluslararası sermaye için büyük sıkıntı. Bunların başında da 1.300 ABD şirketi geliyor. Bahse konulan şey somutta yaklaşık 70 milyar dolarlık Hong Kong’dan ABD yapılan gümrüksüz ihracat. Ayrıca ABD nüfuzunun ölçüsünü göstermesi açısından Hong Kong’da yaşayan 85 bin ABD vatandaşının da “huzur”un bir hayli kaçacağı kesin. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Pompeo daha önceden bu konuda “Hong Kong üzerinde sert ulusal güvenlik yasalarını uygulamaya yönelik politikalar Pekin’in daha önce söyledikleriyle uyuşmaz ve bu yönde atılan her adım ABD’nin bölgedeki çıkarlarını etkileyecektir” demişti. Kısaca söyleyecek olursak Hong Kong ABD-Çin arasında ciddi çıkar çatışmalarına sahne olacak. Bunun geçen yıla göre çok daha kanlı olacağı ve ayrıca bu gerilimin Hong Kong’la sınırlı kalmayacağı şimdiden ön görülebilir.

Nitekim geçen hafta ABD, Çin’in yutmak için pusuda beklediği Tayvan’a 180 milyon dolar tutarındaki silah satışının onaylandığını duyurdu. Çin buna silah satışına son verilmesi ve “Tek Çin” ilkesine uyulması çağrısı yaparak tepki gösterdi. Çin yönetimin “ABD ile işbirliğinin hem iki ülke hem de tüm dünya halklarının ortak çıkarlarına uyduğunu” sık sık dile getirmesi buna karşın ordunun bütçesinde artırıma yönelinmesi bu altan almanın ne kadar daha devam edebileceği konusunda soru işaretleri yaratıyor.

ABD’nin ise en genelde hiç de işleri yumuşatmaya niyeti olmadığı aksine en güçlü yanı militarizmi bu savaşta daha etkin bir biçimde Çin’e karşı kullanmaya başlayacağının göstergeleri mevcut. Nitekim Pentagon’dan tarafından hazırlanıp “ABD’nin Çin’e Yönelik Stratejik Yaklaşımı” başlıklı rapor özetle ABD’nin Çin’e dönük 40 yıllık dönüştürme faaliyetinden beklediğini bulamadığı aksine Çin’in bu zemini kullanarak kendi etkinliğini artırdığına işaret ediyor. Benimsenecek yeni politikaya “prensipli realizm” adı verilirken yeni yönelimle epeydir “rekabet” olarak tanımlanamayacak ilişkinin/savaşın daha da tırmanacağı ve farklı alanlara yayılacağı söylenebilir. Bu konuda Trump yönetiminin dur durak bilmediği Huawei’ye Çin’e dönük “casusluk faaliyetleri” başlığında suçlamaların artan tonuna bu kez de Çin’in 9 kuruluşunu insan hakları ihlali, 24 organizasyonu da ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturdukları gerekçesiyle yaptırımlar kapsamına sokulması eklendi. Hafta içinde önemli bir diğer gelişme ise ABD’nin 30’un üzerinde ülkenin birbirlerinin toprakları üzerinde gözlem amaçlı uçuşlarına olanak sağlayan ve Rusya’nın da taraf olduğu “Açık Semalar Anlaşması’ndan” çekileceğini açıklaması oldu. Bu açıklama ABD’nin yeni nükleer silahlar üretmek için elini rahatlatacağı, NATO -Rusya arasında iplerin gerileceği ve son dönem olanlar karşısında şaşkınlaşmış AB yönetinin ne yapacağından çok Pentagon-Trump yönetimi arasında yakalanan uyuma işaret etmesi açısından önemli. Yani “Trump seçimlerde gidecek işler ondan sonra düzelir” diyenler bir kere daha düşünse yeridir.

Trump yönetimi ve Pentagon arasında sağlanan bu “uyum”un kuşkusuz Ortadoğu’da (geçiciliği sabit olsa da) “yeni” güç dizilimi arayışlarına girişmesi kaçınılmaz. Özellikle mali açıdan epey sıkışık, muhtaç durumda fakat “büyük bir askeri güç” ve emperyal hayallerle donanmış olarak bölgede önemini koruyan TC’nin ABD-İsrail ittifakının şu ana göre çok daha sorunsuz bir ortağına dönüşme olasılığı güçlü. 13 yıl sonra ilk kez Türkiye’ye iniş yapan bir İsrail kargo uçağının buradan aldığı malzemeyi korona ile mücadele için ABD’ye taşıması haberlerinin bu işlerle alakası var mıdır bilmem ama oldu…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.