İrtifa kaybettikçe özüne dönüyor

Dilzar DÎLOK yazdı —

30 Temmuz 2020 Perşembe - 14:59

  • DAİŞ’in körelen kılıcını AKP-MHP almış, bilemiş parlatmış. Bu durum, yani AKP’nin kılıca rücu etmesi, binlerce yıl gerileyen iktidar zihniyetinin itirafıdır. İktidarın irtifa kaybetmesi, çöküşe doğru gitmesinin başka bir itirafı yoktur.

AKP-MHP faşist iktidarı irtifa kaybediyor. İrtifa kaybettikçe akli muvazene de kaybediliyor. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana normal olmayan siyaset aklı daha da kötüye gidiyor, devlet aklı denilen bir mantık silsilesini de yitiriyor, AKP-MHP etrafında kontra akıl, kolektif olamayan bir sürü aklı olarak uygulana ve alkışlana geliyor. İrtifa kaybettikçe geriye dönüşler yaşanıyor, eskinin en kötü tekerrürü hortlatılıyor, makyajlanıp tütsülenip biraz dua okunup kutsanarak vitrine konulup alıcıya sunuluyor.


Kobanê’de kılınamayan namaz İdlib’e randevulaşıldı, orada Bağdadi ile saf tutma fantezileri kursakta kalınca, kılınamayan namaz Trablus’a ertelendi. Orada da ümitler kırılmış olmalı ki, bu namazı ne yapıp edip kılma nakaratından bir Türkü çıkarma çabası türetildi. Bu muvazeneyi yitiren akıl evrilip çevirildi ve hayallere format atıldı. Nihayetinde Ayasofya’yı yeniden fethederek orda namaz kılma ve emellere kavuşma, yoksa da kavuşmuş gibi yapma olarak hayale yeni şekil verildi. Burdan yola çıkarak bir gündem inşa edildi, namaz çağrıları yapıldı, sözde koronaya rağmen bir namaz icra edildi. Utanmasalar şeb-i aruz diyeceklerdi de, olmadı. Anlayan anladı.


Sonunda Kobanê’de gerçekleştirilemeyen hayaller İstanbul’da gerçekleştirilmek durumunda kalındı. Bu yetinme ise kılıçla kutsanarak temsili kan gösterilerek namus olayı tamamlandı. Bir şehvet, bir tatmin ve kılıcın gösterilmesiyle tamamlanan bir tecavüzden başka bir şey değildi bu mizansen. En kötü tarafı da seyircinin oyuncuya dönüştürülmesi.


Kılıç kan demektir. Sahibi kim olursa olsun kan dökmeyi anlatır, işlevi odur. Sonunda barış da varsa, sonunda kutlama da varsa, sonunda ne varsa da, kan ile ulaşmayı anlatır. AKP-MHP’nin tüm siyaseti kılıç ve namaz arasındadır. Şiddetle, kan dökmeyle, zihniyetlere tecavüz ederek elde edilen huşu…


AKP-MHP’nin kılıçla sergilenen namaz fantezisiyle, uzman çavuşların tecavüzleri-tecavüz girişimleri aynı haritadan çıkmadır. Namaz söylemi adı altında şiddet-şehvet ve kan dökmenin olağan sayılmasının bir kadına ya da kadınlaştırılan herhangi bir varlığa yönelik (bu çocuk-erkek ya da başka şey de olabilir) şiddet uygulamak ve ardından şiddeti tecavüzle zirveleştirmek aynı duygu haritasının gösterdiği yollardır. Erdoğan’ın ilahi okurken girdiği haller ile yakalanan uzman çavuşların, ya da diğer tecavüzcülerin yüzleri, aynı şeyi anlatıyor. Ayasofya’da elinde kılıçla görünen din adamlarının duygusuyla, elinde silahla Efrîn’de duvarlara tüm insanlık dışı uygulamalarıyla birlikte utanmadan ailesine selam sloganları yazanların duygusu aynıdır. Yine Kürdistan’da asker kimliğiyle dolaşarak tecavüz edecek çocuk arayanların duygusu da aynıdır. Çünkü onların resimlere yansıyan duygularını yaratan şey zihniyetleridir.


Ortadoğu’da yeni bir çağ, yeni bir dönem başlıyor. Bu başlangıç, tüm Ortadoğu halklarının yeni demokratik ulus değerlerinin temsilcisi olan Kürt halkının direnişi etrafında, Önder Apo paradigması etrafında toplanmasında dil kazanıyor, sözünü söylüyor. Derin bir geleneği yaşayan Ortadoğu, geleneği korumakla kapitalist modernitenin dayatmaları arasında daha fazla kalamayacağını, buna en iyi direnme yönteminin Önder Apo paradigmasıyla olduğunu farketti. Son dönemde Arap halklarının Kürt özgürlük değerleri etrafındaki mücadeleye yaklaşımını yeniden şekillendirmesi de bundandır.


Ortadoğu’da gelenek, tarım devrimi kadar uygarlığı da yaratan bir gelenektir. Devleti, şehri, sömürüyü de geliştiren bir gelenektir. Bunlara bağlı olarak kavramları yaratan, zihniyeti şekillendirerek bu kavramlara yükleyip bugüne kadar uygulayan-uygulatan güçlü bir gelenektir.


Önder Apo Demokratik Uygarlık Manifestosu adlı çalışmasının 4. cildinde şöyle bir belirleme yapar: “…devletin kelime anlamı, ele geçirilen bir kadınla yaşanılacak gece anlamına gelen sözcükten türemedir. Devletin kelime olarak bile tecavüz ve köleleştirmeyle ilişkisi oldukça ilginçtir.” Bu belirleme, Ortadoğu’da anı anına zihniyet savaşı yürütülmeden hiçbir iktidarla, devletle hiçbir namussuzlukla, ahlaksızlıkla savaşılamayacağını ortaya koyuyor. Devlet demek tecavüz demektir ve bunu Türkiye Cumhuriyeti güncel olarak yaşamakta, kanıtlamaktadır. Aynı şekilde milliyetçilik ve dincilik de cinsiyetçiliği derinleştirerek iktidarı inşa ediyor. Türklüğün inşasının Ermenilerin katliamı yanında binlerce tecavüzle olduğunu, yine kürtlüğün kültürel sömürüsü kadar binlercesinin sömürüsüyle olduğunu bilmeyen yoktur.


İktidar demek tecavüz zihniyetine sahip olmak demektir. İktidar, halkın özyönetimine tecavüz ederek elde edilen, yani kılıçla ve kanla elde edilen ve korunan, gasp edilendir. Aynı şekilde iktidar demek bir tecavüz aracına sahip olmaktır. Bu TC’de Türkçe konuşma dayatması adı altında yapılan, basit gibi görünen ancak Türk diliyle yapıldığı kadar günlük yaşama indirgenen, normalleştirilen bir saldırı biçimidir.


Kılıç bunun en safi aracıdır. Kılıç zor’un en saf aracıdır, yerine başkaları görevi üstlendiğinde bir kenarda durur, ancak onların işlerini başaramadığına inandığında devreye girer. Ayasofya’da kılıcın gölgesinde Kur’an okumak, iktidar İslamı açısından normal bir durumdur. İstanbul buna daha önce de tanıklık etmiştir. Kürtlerin kılıçlarla kesilip doğranarak müslümanlaştırıldığı Doğu Kürdistanlı şairlerin şiirleriyle günümüze kadar gelmiştir.

Ermenilerin yaşadıkları çok eski bir tarih değildir. Dahası yıldönümünü yaşadığımız Êzîdîlere yönelik son katliamda DAİŞ’in kılıçla evlere girerek zorla şahadet getirmeyi dayattığı, kabul etmeyenlerin kafasını kestiği, genelde kadınlara bazen de erkeklere tecavüz ederek dini görevini icra ettiğini, bu görev! Öncesi ve sonrası kendilerini kutsadıklarını tüm dünya biliyor.


Tecavüz ve zor, bir hastalık ya da yanlışlık değil, AKP’nin zihniyeti ve gerçeğidir.


DAİŞ’in körelen kılıcını AKP-MHP almış, bilemiş parlatmış. Bu durum, yani AKP’nin kılıca rücu etmesi, binlerce yıl gerileyen iktidar zihniyetinin itirafıdır.


İrtifa kaybetmenin, çöküşe doğru gitmenin başka bir itirafı yoktur. Ama bu çöküşü hızlandırmanın yolları çoktur.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.