Kanlı bir oyun

Aykan SEVER yazdı —

9 Kasım 2021 Salı - 23:30

  • ABD yönetimi mevcut paylaşım savaşını kendi ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirmek için politik ve askeri hamlelerine hız verdi.

 

Tayvan konusunda Çin ile girişilen ağız dalaşının tonu yükseltilirken, askeri hamleler özellikle Doğu Akdeniz,  Karadeniz ve Kızıldeniz'de yoğunlaştı.

Bu bölgelerde son iki haftada ABD'nin katılımı ve yönlendirmesiyle yapılan askeri tatbikatların hedefinde TC, Rusya ve İran vardı.

Bu tatbikatlar, ABD açısından NATO dışında hem yeni ittifak arayışlarına hem de savaşa bir hat çizme çabasına işaret ediyor.

Tatbikatların içinde en dikkat çekeni aralarında Kıbrıs, Yunanistan, ABD ve Fransa'nın da bulunduğu sekiz ülkenin Doğu Akdeniz'de enerji güvenliğini sağlama senaryolarını gündeme getireni oldu.

İsrail'in güneyinde gerçekleşen İsrail-ABD ortak tatbikatında ise hedef açıktan İran olarak ilan edilmişti, saklama gereği bile duyulmadı.

Tüm bunlara İran, Körfez bölgesinde kapsamlı bir tatbikatla, Rusya ise Karadeniz'de daha sınırlı bir tatbikatla karşılık verdi.

Bütün tarafların aynı dilden konuştuğu göz önüne alındığında,  mevcut postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının cephelerinin göreceli bir netleşmeye zorlanması mümkün.

Ama nereye kadar? Bu sorunun yanıtını daha çok "politik" cephedeki gelişmelerde bulabiliriz.

ABD'nin son dönemde dozajı artırılan militarist hamleleri savaşın doğası gereği, karşılığını daha çok silah sanayine yatırımda buluyor.

Bütün bu politikalar yeni silahlar yapmak, sermayedarların kârlarını artırmak için bahaneler üretmekten öte bir şeye yol açmıyor.

Putin'in son dönemdeki açıklamaları önemli ölçüde bu yönde. Zira ABD'nin kendisi de çokça silaha yatırım yapıyor. Bütün bunları yaparken arada iklim zirvesi düzenlemek maalesef zırvadan öte bir anlam ifade etmiyor.

Biden Glasgow'a katılımıyla sadece görüntüyü kurtarıyor, gerçekte ise her gün dünyanın sonunu getirmek için kürek çekenlerden biri.

ABD'nin savaşı biçimlendirme arzusuyla gündeme getirdiği "politik" hamlesi ise Aralık ayında düzenlenmesi planlanan "Demokrasi Zirvesi".

Memleket basınında Türkiye'nin zirveye çağrılmaması ön plana çıktı. Bundan önce asıl tartışılması gereken şey ise ABD'nin bu zirveye neden ihtiyaç duyduğu olmalı.

İlki, Biden'ın son dönem ABD kamuoyunda popülaritesini kaybetmesi. Zira seçim öncesi verdiği önemli vaatlerden biri olan 'demokrasi önderliğini tekrar ele alıp dünyada otoriterlikle mücadele etme' sözünün gereği olarak bir şeyler yapması gerekiyordu.

Fakat asıl mesele "stratejik". ABD yönetimi son dönem  Japonya'dan Hindistan'a oradan da Yunanistan'a uzanan bir askeri-ticari hat oluşturmaya çalışıyor.

İşin askeri yanı yavaş yavaş şekilleniyor. Hedefte Rusya ve Çin var. Fakat arada derede kalan TC, İran gibi ülkeler de (en azından aktüel yönetimleri) bu hattın düşmanı olarak tanımlanmasa bile bağlaşığı olamayacağı görülebilir.

Sonuçta ABD, savaşın hattını politik düzeyde de çizerek dünyayı kendine göre biçimlendirme ve savaşı kazanma arayışında.

O yüzden demokrasisi bir hayli tartışmalı olan Hindistan bu zirveye davet edilebiliyor.

Aynı zamanda ABD Senatosuna, Hindistan'ın Çin ve Rusya ile yaptığı savunma anlaşmalarından 2017'de geçirilen ABD Hasımları ile Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA) kapsamından muaf tutulması için yasa tasarısı sunulabiliyor.

Aynı kıyağın neden TC'ye yapılmadığı elbette sorulabilir. Yanıtı basit; "stratejik tercihler". İşin mantığını böylesi bir politik akıl belirleyince doğal olarak "zirveye şu neden çağrıldı, bu niye çağrılmadı" sorusu saçmalaşıyor.

Sonuçta savaş bu, acımasız, kanlı bir oyun. ABD de bunun baş rolünde.

Silahıyla, yalanıyla tarihte "başarılı" olmuş "soluk benizli, çatal dilli" atalarını aratmıyor.

Savaşta kalpazanlara da yer var ama sadece kanlı çanakları yalamak için.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.