Kanlı birikim kanlı yönetim

Ziya ULUSOY yazdı —

11 Temmuz 2020 Cumartesi - 14:14

Hendek’teki Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası’ndaki patlamada 7 işçi hayatını kaybetti. Ardından atıkları temizlemede yine üç insan ölürken yaralananlar da oldu.

MÜSİAD yöneticileri, üyeleri olan fabrika sahibini ziyaret edip moral yemeği düzenlemekten geri durmadı.

Son 7 yıla baktığımızda bile iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçi sayısı her yıl 1235 ile 2006 arasında seyrediyor (bknz. isigmeclisi.org)

Yalnızca 301 Soma maden işçisinin grizudan ölümü bile Türkiye burjuvazisinin kanlı birikiminin yüze çarpan gerçeğiydi. Protesto eden işçi ailelerini Erdoğan ve korumasının tekmelemesi, burjuvazinin ve Erdoğan’ın acımasız hoyratlığının, emekçi düşmanlığının göz çıkaran ritüeli olmuştu.

Özellikle AKP’nin doğrudan örgütsel parçası olduğu orta-büyük çaplı sermayenin hızlı büyüme hırsı, madenden inşaata, tersaneden tarıma, iş cinayetlerini tırmandırdı.

Dünya mali sermayesinin, kapitalizmin varoluş krizi koşullarında teknik gelişme ve maliyet masrafı yerine, mutlak sömürü biçimlerine ağırlık vermesi iş cinayetlerini daha da tırmandırıyor, işçi güvenliğini dibe doğru itiyor.

Dünya tekelleri ve mali sermayesi, dünya üretim zincirinde fason üretimi kendi egemenliği  altında birleştirip yaygınlaştırırken, aynı zamanda iş cinayetlerini tırmandıran koşulları büyüttü. Gerek büyük gerekse orta çaplı ve küçük işyerlerini kendisine eklemleyerek, bu işletme mülkiyeti sahiplerini, dünya pazarından nemalandırarak sermayelerini büyütme ve ucuz güvencesiz çalıştırma rekabetine iterek, işçileri uzun ve ağır, güvencesiz çalıştırma şampiyonu yaptı.

Koronavirüs salgınında sermayenin işçileri ölümün ağzına atmasının yanı sıra basit bir dezenfektan ve maske maliyetinden kaçındığını dikkate alırsak, maliyet düşürüp kârı yükseltmenin aracı olarak ağır ve kanlı çalışma koşullarını büyüteceğinden kuşku duymamak gerekir.

Türk burjuvazisi işçinin işgücünü talanıyla iş güvenliğini uçuruma atan kanlı birikimine paralel olarak, iktidarı ve hükümetleri de, işçi sınıfına, ezilenlere ve halklara karşı eli kanlı yönetim gerçekleştiriyor.

Bu tırmanma Erdoğan-Bahçeli ittifakıyla faşist şeflik rejimi altında zirvesini buldu. Erdoğan faşizmi, içte polis ve zindan terörünü, Kürt halkına ve özgürlük hareketine karşı kirli ve soykırımcı savaşı, Rojava’dan Güney Kürdistan’a, Suriye’den Libya’ya işgalci ve kanlı savaşları büyütüyor. Sudan’a kadar uzanan askeri üsleriyle pazarlardan pay kapmak için savaşçı militarizmi geliştiriyor.

Halkın iradesiyle seçilmişleri belediyelerden alıp zindana atıyor. Demokratik hak arayıcılarını, devrimci ve sosyalist mücadelecileri zindan ve polis kurşunuyla susturmak istiyor. Baro ve odalar gibi orta kesim demokratik kitle örgütlerini bile teslim almak, istiyor.

Türk sermayesinin kanlı ve talancı karekteriyle, öncekiler dahil ama özellikle gözü dönük hırsla hızlı büyümek isteyen sermayenin temsilcisi Erdoğan-Bahçeli’nin, içte ve dışta kirli kanlı savaşçılığı kopmaz bağla bağlı. Erdoğan’ın eli kanlı faşizmi, sermayenin kanlı ve talancı hızlı büyüme hırsından kaynaklanıyor.

Erdoğan faşizmi, bu kez patron Y.Coşkun dahil bir iki kişiyi, öfkeyi hasarsız geçirmek için tutuklamak zorunda kaldı. Üstelik Sakarya bölgesi Erdoğan faşizminin saldırgan kitle desteğinin yuvası. Bu ‘değerli’ kitleyi kaybetmemek için göstermelik tutuklama yapmak zorunda. İşçi sınıfı iş güvenliği için mücadeleyi yükseltmezse, bir süre sonra serbest bırakacak. Torunlar İnşaatta 10 işçinin ölümüne yolaçanları tutuklamaması, Soma’daki işçi katillerini bir süre sonra serbest bırakması, şimdi ne yapacağının aynası.

Karadeniz ve Sakarya’da Kürt tarım işçilerini ve insanını kelle avcısı gibi kurşunlayarak öldüren ırkçı yandaşlarını serbest bırakması Erdoğan’ın ne yapacağını açıklıyor.

Fakat işçi sendikalarına çöreklenmiş patron uşakları, diktatörün işbirlikçileri, işçi cinayetlerine teslim olarak, işçileri birkaç saatlik yasa bile çağırmayan patron severlikleriyle sermayenin kanlı birikimin suç ortakları.

İşçi sınıfı ve ezilenler, sermayenin kanlı birikimine karşı, iş cinayetlerine karşı, iş güvenliği ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için mücadeleyi örmeli. Erdoğan-Bahçeli’nin kanlı ve kirli savaşçılığına karşı mücadeleyle bunu birleştirmeli. Zafere gidecek bütün süreçler küçük adımlarla, iddialı kararlılıkla başlar.

Sermayenin kanlı birikimine ve eli kanlı faşizmine karşı zafer, bütün toplumsal ve demokratik sorunlardan mücadeleyi aynı ırmakta birleştirme yeteneği ve öncülüğü gerektirir. Bu başarılabildiği ölçüde zafer işçi sınıfı ve ezilenlerin olacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.