Kapitalist akıl

Aykan SEVER yazdı —

21 Eylül 2021 Salı - 22:00

  • Mevcut postmodern karakterli paylaşım savaşının ana aktörleri emperyalist-militarist blokları yükselterek güçlendiriyorlar. ABD, Avustralya ve Birleşik Krallık geçen hafta yeni bir güvenlik işbirliği çerçevesi oluşturacaklarını duyurdukları kısaca AUKUS adı verilen bir pakta imza attı. AUKUS'un hedefinde Çin var. 

 

Dünyada olan bitenlere çare olacağız diyorsanız bugün öncelikli sorununuz iklim krizi ve korona salgını olmak zorunda. Nitekim BM Genel Kurulu bu meseleleri ana gündem yaparak dün yeniden toplandı. BM ne kadar hükmü olan bir kurumdur, bir muktedirliği olsaydı derdimize çare olur muydu gibi soruları şimdilik bir kenara bırakalım. Çünkü böylesi olasılıkları peşinen ortadan kaldıran gelişmeler söz konusu.

Mevcut postmodern karakterli paylaşım savaşının ana aktörleri emperyalist-militarist blokları yükselterek güçlendiriyorlar. ABD, Avustralya ve Birleşik Krallık geçen hafta yeni bir güvenlik işbirliği çerçevesi oluşturacaklarını duyurdukları kısaca AUKUS adı verilen bir pakta imza attı. AUKUS'un hedefinde Çin var. Ardından Japonya ve Birleşik Krallık, "Çin’in bölgesel tehditkar faaliyetlerine karşı" Serbest ve Açık Hint-Pasifik vizyonunun hayata geçirilmesi başlığında bir anlaşmaya vardı. Bu anlaşmaların mahiyetinin bütünüyle ve tüm ayrıntılarıyla ne olduğunu bilmesek de ABD ve Britanya yönetiminin Çin'e karşı yürüttükleri savaşı Pasifik sahasına taşıma stratejisine uygun olarak ilerledikleri ortada. Ayrıca Boris Johnson yönetiminin eski İngiliz egemenlik alanlarına yeniden dönmek ve İngiliz savaş sanayine iş yaratma arayışı içinde olduğu da görülüyor. Bu politikanın kuşkusuz dünyanın bütününü etkileyen savaşın sadece sahasını genişletmeyip aynı zamanda çok daha boyutlandıran sonuçları olması kaçınılmaz.

İlk elden Avustralya’nın nükleer denizaltı sahibi olmasına verilecek destek dahi iyi şeyler çağrıştırmıyor. Bu pakta Hindistan'ın katılımı da hedefleniyor. Bundan murad Pasifik hattından Doğu Afrika kıyılarına kadar coğrafyayı kontrol etmek. Bölgedeki diğer ülkelerden Endonezya yönetimi anlaşmaya karşı çıkarken, Malezya ve Yeni Zelanda tereddütlü bir tavır içinde. Avustralya'da ise halktan ve muhalefet partilerinden tepki var. 

Karşı cephede ise Çin açıktan kendi adının düşman olarak tarif edildiği AUKUS Paktı'na imza atan üç ülkenin Soğuk Savaş düşünce yapısında olduklarını söyleyerek tepki gösterdi. Fiiliyatta ise önce Tayvan semalarına on savaş uçağı göndererek gövde gösterisi yaptı, sonra İran'ın Şangay İşbirliği Örgütüne(ŞİÖ) tam üyelik sürecinin başlatılmasına ön ayak oldu. İran'ın ŞİÖ'ye dahil olması en azından Ortadoğu için dengeleri Çin lehine kısmen de olsa değiştirecektir. Ayrıca mevcut İran yönetimine de güç verecektir. Çin çelişkili görülebilecek bir hamle daha yaptı. ABD tarafından bölgede kendisine karşı kurulan Trans Pasifik Ortaklığı için Kapsamlı ve Aşamalı Anlaşması'na (CPTPP) dahil olmak için başvuruda bulundu. CPTPP'nin Obama döneminde temelleri atılmıştı. 2018'de Avustralya, Kanada, Japonya, Yeni Zelanda, Brunei, Şili, Malezya, Meksika, Peru, Singapur ve Vietnam'ın katılımıyla  imzalanmıştı. Sonraları Trump yönetimi bu anlaşmadan çıkmıştı. Çin muhtemelen bu adımla karşı safları ayrıştırmayı, dengelerini bozmayı hedefledi. Bölgedeki "AUKUS karşıtı" gelişmelere Kuzey Kore'nin yeni balistik füze denemeleri de eklenebilir.

Son olarak bitirmeden kısaca AUKUS'a Fransa ve AB'nin tepkilerinden de bahsetmek istiyorum. AUKUS paktıyla, Fransa'nın Avustralya ile 2016'da 12 denizaltı yapımı için imzaladığı bugünkü karşılığı 66 milyon doları bulan anlaşma da bozulmuş oldu. Cebine girecek paralar konusunda bir hayli hassas olan Macron yönetimi bu gelişmeye kendi meşrebince yanıt verdi. "Sırtımızdan bıçaklandık, ihanet" gibi sözler havada uçuştu. Sonra ABD-Fransa arasındaki ilişkilerin kutlanması için düzenlenecek bir gala iptal edildi. Dahası ABD ve Avustralya'dan büyükelçiler çekildi. Son olarak Fransa Savunma Bakanı Parly, bu hafta Londra'da bir araya gelmeyi planladığı İngiliz mevkidaşı Wallace'la olan görüşmesini iptal etti.

Kuşkusuz bunlar az şey değil. Fakat yine de sorunu çözmek için Macron'un hiç de bu meseleden rahatsız görünmeyen, nasıl olsa AB beni dinler gevşekliğinde olan Biden'la buluşmaya çalışması pek de güçlü bir pozisyona işaret etmiyor olsa gerek. Bu sorunla ilgili AB yönetiminin desteğini alan Fransa, hazır Merkel siyasetten çekilirken AB'nin liderliğini elde edebilir mi? AB, ABD'nin gölgesinden çıkıp ayrı bir Asya-Pasifik stratejisi geliştirebilir mi? AB ordusu tartışmaları nereye gider? Tüm bunların yanıtını zamanla öğreneceğiz. Fakat burada net olan bir şey var, on kere de Paris Anlaşması imzalasanız bu kapitalist aklınızla bırakın iklim krizini sonlandırmayı evinizdeki yangını bile söndüremezsiniz...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.