Kimyasal ve psikolojik bombalar

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • Şu anda tünellerde gerilla nasıl bir tonluk kazan bombalarına savaş haykırışlarıyla cevap veriyorsa, Taybet Ana ve kızı Hezni’nin evine gönderilen “psikolojik savaş bombasına” karşı da tüm aile direniş yemini ediyor.

Silopi Emniyet Müdürlüğü telefon etmiş, “gelin emanetinizi alın” demiş.

“Emanet” Arapça bir kelime. “Emin, yemin, emniyet, emanetçi…” hepsi aynı kökten.

“Emanet” nedir? Türkçe sözlüğe bakın. Şöyle yazıyor: “Birine geri alınmak üzere, geçici olarak bırakılan, teslim alan kişice korunması gereken eşya…”

Şimdi haberi okuyalım:

“Şirnex'in Silopiya (Silopi) ilçesinde 14 Aralık 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında katledilen ve cansız bedeni 7 gün boyunca sokak ortasında bekletilen Taybet İnan’ın (Taybet Ana) kızı Hezni İnan, aynı tarihte Cizîr’de ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında katledildi. Cudî Mahallesi’nde kaldıkları bir binanın bodrum katında katledilen Hezni İnan’ın yakılan ve parçalanmış elbiseleri, 8 yıl sonra ailesine verildi. 6 Eylül’de Hezni İnan'ın babası Halit İnan’ı arayan Silopi İlçe Emniyet Müdürlüğü, “Gelin emanetinizi alın” dedi. Ertesi gün İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne giden aileye, bir poşet teslim edildi. Poşetin içerisinde 3 ayrı zarfa konulan İnan’ın yakılmış ve parçalanmış kazak, pantolon ve hırkası çıktı.“

Sanırsınız bu çıkanları Hezni’nin babası Halit, korusunlar diye Emniyet’e emanet etmiş, emanetçi emniyet de, emaneti bunca işi arasında tam sekiz yıl canını dişine takarak korumuş, sonunda da emaneti veren Halit’e emaneti teslim etmiş. “Emniyet emin bir yerdir, Cizre bodrumlarında kızınızın hayatı kaybolsa da, onun kazağı, pantolonu ve hırkası Emniyet bodrumlarında kaybolmaz, emanetinizi alın, devletin polisine şükredin.”

“Gelin emanetinizi alın” davetinin altında, eşi benzeri görülmemiş bir utanmazlık yatıyor. Bu utanmazlığın bir yanı bodrumlarda insan yakma barbarlığını halkın hafızasından silmek ise, diğer yanı kızı yakılan babaya ve ailesine devletin kudretini hatırlatmak. Zaman barbarlığa duyulan nefreti değilse de acıları dindirir. “Ölenle ölünmez, hayat devam ediyor” dediğiniz anda Silopi Emniyet’i acınızı depreştirir. Çünkü onun işi Hezni’yi yakmakla bitmemiştir, Hezni’nin annesi Taybet Ana’yı öldürmekle de bitmemiştir. Onların ailesinin kanayan yaralarını her fırsatta deşecekler, onlara işkence edeceklerdir.

Sekiz yıl sonra eğer baba Halit kızının yakıldığı bodrumu eşip, kızından kalanları bulsaydı, onun giysilerini öpüp başına koyar, kızından kalan hatırayı sevinçle evine götürürdü. Şimdi ise Hezni’den kalanları, onun katilleri aileye veriyor: “Sizi unutmuyoruz, siz de bizi unutmayın” diyor. Yarayı kanırtıyor, işkence ediyor ve “ibret alsınlar, boyun eğsinler” diye “gelin emanetinizi alın” diyor.

Sizin aklınıza bir başka ihtimal geliyor mu? İnsanların bedenlerini asit kuyularında eritip yok eden bir devlet, neden işlediği cinayeti itiraf edercesine birkaç giysi kırıntısını saklar? Cinayet yerindeki delilleri yok etmek varken, neden delilleri davacının eline teslim eder? Bu giysi parçaları güvenilir bir laboratuvarda incelense karşımıza bilin ki iki sonuçtan biri çıkacaktır; ya katliamın hangi kimyasalla işlendiği anlaşılacaktır ya da muhtemel kimyasalları hangi “temizlik maddeleriyle” yok ettikleri…

Ama devlet ne çıkacağıyla ilgilenmiyor. O kendisini, kendisinin kudretini boyun eğmeyenlere hatırlatıyor.

Psikolojik savaş budur. Devlet direneni öldürmekle sonuç alamayacağını, yüz yıllık Cumhuriyet tarihinden öğrenmiştir. En gelişkin savaş teknikleri işe yaramıyor. Yaşayanları şaşırtmak, devletin neler yapacağına onları inandırmak, inandıramadıklarını sürekli “psikolojik” terörle sindirmek için savaşın ve devlet terörünün bu en gelişkin silahını, psikolojik savaşı kullanıyor. Gerillanın kemiklerini torba içinde postalamak, bodrumda yakılandan arta kalan giysi parçalarını “gelin emanetinizi alın” diye kese kağıtları içinde teslim etmek, bilin ki gerillaya karşı kullanılan kimyasal silahlardan çok daha tahripkârdır.

Kimyasal silahlarla şehit edilen gerillayı manen öldüremezsin. Her Kürt evinin duvarlarındaki resimlerinde yaşıyorlar, anıları milyonları mücadeleye çağırıyor. Ablasının resmine yaşlı gözlerle bakan gencin gözleri bir süre sonra çakmak çakmak oluyor ve ayağına giydiği mekapla dağın yolunu tutuyor. “Bir çelik aynadır gözlerimiz, şehitlerin resmini görmek isteyenlere…”

Ama bir de psikolojik savaşın kurbanlarına bakın. Korkuya kapılanlara… Evlerine kapananlara…Vazgeçenlere…Vazgeçseler neyse…Vazgeçip MİT’in yoluna koyulanlara, kardeşini ihbar edenlere…Sefil suratını, kirli ismini gizleyip tanıklık edenlere…Eline bedavadan tutuşturulan “akıllı telefonlarla” SİHA’lara “konum” bildirenlere… Bunlar “ölü ruhlardır.” Psikolojik savaşın mahvettiği yaşayan cesetlerdir. Tükürün suratlarına…

Tükürüyorlar. O tükürük silahların en temizidir. İhanetçinin saçtığı zehirin pan zehiridir.

Şu anda tünellerde gerilla nasıl bir tonluk kazan bombalarına savaş haykırışlarıyla cevap veriyorsa, Taybet Ana ve kızı Hezni’nin evine gönderilen “psikolojik savaş bombasına” karşı da tüm aile direniş yemini ediyor. Taybet Ana’nın oğlu ve Hezni’nin kardeşi Ömer İnan şöyle dedi:

“Annemi de sokağa çıkma yasaklarında katlettiler. Kardeşimi de Cizîr bodrumlarında katlettiler. Bunları hiçbir zaman unutmayacağım. Bu yakılmış ve parçalanmış elbiseleri çerçeveletip evin duvarına asacağım. Var olduğumuz sürece bunu unutmayacağız. Bu devletin yüzünü herkes görsün.“

Bazıları bu katliamların yaşandığı günlerde “keşke direnmeseydik” diyorlar ya, işte bunlar o katliamlardaki bombaların, kurşun yağmurlarının değil, psikolojik savaşın zavallı kurbanlarıdır. Ömer ise anne ve kardeşinin anılarıyla evini, yeni bir direniş sığınağı haline getiriyor.

Yolunuz düştüğünde o eve misafir olunuz ve Hezni’ye ait çerçevelenip asılmış giysilerin önünde siz de “unutmayacağız” diye yemin ediniz. Psikolojik savaş böyle yenik düşürülür çünkü…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.