- Göçmenlerin özellikle genç kuşakları kitlesel ölçekte ancak yaşadıkları ülkelerin toplumsal ve siyasal sorunları üzerinden devrimci siyasal çizgiye çekilebilir. Bu yapılamazsa, Avrupa’daki mücadelelerde apolitiklik göçmen kitlede devam eder, ediyor da.
ZİYA ULUSOY
Yazı Batı Avrupa ülkelerindeki göçmenleri ele alacak. Göçmen işçiler bu ülkelerde yoğun, Türkiye ve Kuzey Kürdistan kökenli göçmenler bu ülkelerde.
Avrupa’nın değişik ülkelerinde işçi sınıfı ve öğrenci gençliğin kitlesel direnişi yaygınlaşıyor.
Fransa CGT’nin işçi eylemleri, Sarı Yeleklilerin eylemleri ve 2026 Eylül sonunda başlayıp devam eden öğrenci gençlik ve işçi sınıfının kitlesel blokaj, grev ve kitlesel gösterileri. İtalya’da işçi ve gençlik gösterileri.
Bugün Almanya’da yaşam koşullarının ağırlaşmasına ve zorunlu askerliğin getirilmesine/savaşa karşı taleplerle gençlik harekete geçiyor. Muhtemelen kitlesel olacak. Tekelci basın, faşistinden muhafazakar ve liberaline uzanan burjuva partiler, “Fransa gibi vandalizm” suçlamasıyla eylemler başlamadan harekete geçti. Yasaklar ile polis-asker baskısı tehditini savuruyor.
Göçmenlerin eylemlere katılımı iki bakımdan önemli. Avrupa burjuvazisi, şimdiye değin göçmen düşmanlığıyla yerli kitleler arasında faşist partileri yükseltti ve dalgakıran olarak kullandı.
Şimdi faşist partileri yerel ve merkezi koalisyonlarda değerlendirecek. Genç kuşakları savaş karşıtlığından savaş taraftarlığına faşist partiler çekebilir. Ve işçi sınıfı ile toplumsal kesimlerin haklar için mücadele yükseltmelerine karşı faşist şiddeti ve yasakları en hızlı faşist partiler uygulayabilir. Göçmen düşmanlığını en arsızca faşist partiler şiddetlendirebilir.
Burjuvazi ve faşist partiler en çok göçmen düşmanlığını kullanmalarına karşılık, olması gereken göçmen işçi, gençlik ve kadınların yerli işçi ve gençlerin kitle eylemlerine daha istekli ve duyarlıca katılmalarıdır. Çünkü ancak işçi sınıfı ve toplumsal mücadeleler yoluyla yerli-göçmen kaynaşması güçlendirilebilir, göçmen düşmanlığı yenilgiye uğratılabilir. Ayrıca sosyal hakların tasfiyesinden en önce etkilenecek olanlar göçmenler.
Şimdilik oldukça farklı bir durum devam ediyor. Fransa’da Afrikalı ve Arap göçmenler eylemlere ancak kısmen katılıyorlar. Türkiye ve Kuzey Kürdistan kökenli göçmenler ise, devrimci kadro ve sempatizanlar dışında katılmıyorlar. Diğer ülkelerde benzeri durum var. Hatta Almanya’da eski kuşaktan göçmenler arasında faşist AfD’ye oy verenler bile var. Yeni göçmen akışının yaşam koşullarını gerilettiği yalanından etkileniyorlar.
Nedenlere gelince; eski kuşak göçmenler geldikleri ülkelerde mülkiyet edinme yoluyla küçük burjuva yaşam tarzına yükselme imkanının etkisinde. Genç kuşakların bu yönelimi yok. Ama genç kuşaklar kitle eylemlerinden uzak duruyor.
Siyasal nedenler daha ön planda. Türkiyeli göçmenlerde dinsel ve milliyetçi etki yüksek oranda hakim. AKP ve MHP’ye verilen oyların yüksekliği bunu gösteriyor. Yükseltilen göçmen düşmanlığına karşı, İslamcı ve milliyetçi kimliğe sarılma hala hakim. Bunda elbette Türk burjuva devletinin on yıllar boyunca diaspora faaliyeti ile, İslamcı ve milliyetçi partilerin devlet tarafından desteklenen faaliyetleri birinci planda rol oynuyor.
Fakat aynı zamanda komünist ve devrimci hareketlerin zaafı da rol oynuyor. Şimdiye değin ağırlıklı olarak Türkiye ve Kürdistan sorunları üzerine kitle çalışması yapıldı.Türkiye’deki faşizme karşı mücadele zorlukları anlaşılır olsa da, yaşanan ülkelerdeki sorunlara pratikte yoğunluk verilmememesi hatalı.
Kürt Özgürlük Hareketi aynı çizgiyi izledi. Sert bir devrimci savaşın koşullarının bu yönelimde rolü anlaşılır.
Fakat sonuçta göçmenlerin özellikle genç kuşakları kitlesel ölçekte ancak yaşadıkları ülkelerin toplumsal ve siyasal sorunları üzerinden devrimci siyasal çizgiye çekilebilir. Bu yapılamazsa, Avrupa’daki mücadelelerde apolitiklik göçmen kitlede devam eder, ediyor da.
Avrupa ülkelerinde yaşam ve eğitim koşullarının ağırlaştırılmasına ve faşist tırmanışa karşı yükselen ve birleşik direnişe doğru gelişen mücadele tayin edici bir imkan yaratıyor.
Komünist ve devrimci hareket, göçmen kitleleri direnişe seferber etmeye yoğunlaşmalı. Tabii ki her ülkedeki farklı koşulları dikkate alan çalışma ve sorunları işleme yöntemlerini uygulayarak.
Geleceğe doğru işletmeler ve okulları temel alan ve yerli komünist-devrimci akımlarla birleşik çalışma bakış açısıyla hareket edilmeli. Bu başarıldığı ölçüde güncel olanaklardan doğan imkan kalıcı bir gelişmeye dönüştürülebilir. Komünist ve devrimci hareketin kitlesel daralması ile göçmen kitlelerin mesafeli tavrı yenilgiye uğratılabilir.
Daha önemlisi yerli halkın faşistleştirilmesi ile göçmen kitlenin dinsel ve milliyetçi faşizmin hegemonyasında tutulması kıskacı ancak bu yolla yenilgiye uğratılabilir.