- Bugünkü devlet, ne kuruluşundaki gibidir ne de devletçi parti CHP bu devletin içinde hatırı sayılır güce sahiptir. Devlet, AKP ve MHP’nin hakimiyetinde yeni faşist biçimlenmeye kavuştu.
ZİYA ULUSOY
“Türkiye’de faşizm, kuruluş sürecinden itibaren bir devlet biçimi olarak şekillenmiştir. ....egemen sınıfların temsilcisi olan her parti faşist karakterlidir.”*
“CHP, faşizmin mağduru mudur? Hayır! CHP ... işbirlikçi faşist bir partidir!” (Halk Okulu-302)
Partizan, yeni sömürgeler çapında Sürekli Faşizm Teorisini (SFT) savunduğu için sermaye oligarşisinin bütün partilerini faşist olarak niteliyor. Oysa yeni sömürgelerde gelişen kapitalizmde, burjuvazi işçi sınıfı ve ezilen kesimler üzerinde diktatörlüğünü sürdürürken, özellikle küçük burjuvazi ve küçük burjuva yaşam koşullarına sahip kesimler aracılığıyla “rıza üretme” yöntemine de ihtiyaç duyar. Eğer erken bir devrim tehlikesi yoksa baskının yanı sıra bu yöntemi halkı yönetmede işlevli hale getirir. Devrim ve komünizm tehlikesi büyürse Faşist yönteme başvurur.
Faşizm dışındaki biçimler
Yunanistan burjuvazisi güdük bir burjuva demokrasisi rejimini uzun süredir devam ettiriyor. Ekonomik tavizler vermeye yanaşmıyor ama siyasi esneklik gösteriyor. Brezilya, uzun dönem askeri cunta yönetiminden sonra ordu güdümünde kimi zaman güdük burjuva demokrasisi, kimi zaman seçimle faşist başkanlık rejimini uyguluyor. Latin Amerika ülkelerinde askeri faşist yönetimlerden sonra halk devrimi tehlikesi zayıfladığı koşullarda güdük burjuva demokrasi rejimlerine geçildi. Şimdi yeniden faşist rejimlere geçiliyor. Hindistan burjuvazisi, Modi ile faşist rejime geçmeden önce yarım yüzyılı aşkın burjuva demokrasisi uyguladı. Bu örnekler yeni sömürge ülkelerde de burjuva rejimlerin faşizm dışında biçimlerinin varolabileceğini gösterir.
Partizan’ın Türkiye’de geliştirdiği “egemen sınıfların bütün partileri faşisttir, sürekli faşizm var” tespitine dayanan teorik çerçeve, söz konusu ülkelerdeki tekelci burjuva yönetimlerinin yakın tarih pratiğinde doğrulanmadı.
HO'nun muhtemel hedefi
Halk Okulu (HO), geçmişte CHP’yi faşistlikle nitelemiyor, burjuva gerici ve kısmen reformcu bir parti olarak görüyordu. Görüş değiştirdi, şimdi faşistlikle itham ediyor. AKP faşizminin CHP’yi tasfiye saldırısının, faşizmi ve iktidarını kalıcı kılmayı amaçladığı gerçeğini değil, tali olan iktidar dalaşını öne çıkarıyor. “Seçimle birbirlerini tasfiye etmeye çalışıyorlar” yorumunu yapıyor. CHP seçimle iktidara gelmek istiyor ama AKP-MHP’yi tasfiye etmek politikasına sahip değil. AKP-MHP ise tersine CHP’yi tasfiye ederek iktidarını ve faşizmini kalıcı kılmak istiyor. HO, muhtemelen antifaşist kitlenin Özgür Özel CHP’si etrafında toplanıyor olmasından kaygı duyarak, bu kitleyi devrimci saflara kazanma düşüncesiyle CHP’ye ilişkin faşist nitelemesine girişiyor. CHP’nin devletin kurucusu ve şimdi de devlet partisi olduğuna atıf ve vurgu yapıyor.
Kitlenin tepkisini toplar
* Birincisi; antifaşist kitleleri subjektif sekter değerlendirmeler değil, gerçekçi değerlendirmeler daha fazla etkiler.
* İkincisi; HO ve Partizan gelenekleri, pratik devrimcilikleriyle karakterize olmalarına rağmen, kitlelerin farklı somut siyasal koşullarda devrimci saflara nasıl kazanılacağı konusunda başarılı değiller. Erdoğan-Bahçeli faşizminin saldırısı altındaki CHP’ye ne kadar faşist denirse o ölçüde antifaşist kitle arkasından koparılamaz. Alternatif kitle eylemleri pratiğiyle antifaşist kitleler kazanılabilir. Bu gelişmeyi sağlayabilirse devrimci hareket etkili olur. HO geleneği, öncü eylemcilikle bu tarz pratiğe uzak. Bu nedenle antifaşist kitleyi bu güncel somut durumda devrimci saflara kazanma başarısını maalesef gösteremiyor. Bu temeli sağlamadan da sekter eleştirisi, kitleyi CHP’den koparmak bir yana kitlenin tepkisini toplar.
* Üçüncüsü; bugünkü devlet, ne kuruluşundakidir ne de CHP bu devletin içinde hatırı sayılır güce sahiptir. Devlet, AKP ve MHP’nin hakimiyetinde yeni faşist biçimlenmeye kavuştu. CHP devletçi partidir ama bugünkü devletin içinde önemli bir güce sahip değildir.
* Dördüncüsü; Faşist diktatör Erdoğan’ın/Saray’ın tahakkümü altında AKP-MHP faşist rejimi kalıcılaştırmak için saldırırken, CHP bu faşist ikiliyle uzlaşarak (AKP ve MHP’yi tasfiye etmeksizin) parlamenter burjuva rejime geçmek istiyor. Üstelik yürütme yetkileri güçlendirilmiş parlamenter rejim söylemini bıraktı. Kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter rejim ajitasyonu yapıyor. Programı (bknz. 2025 programı) ve ajitasyonunda buna ağırlık veriyor. Faşizmden gerici parlamenter rejime geçmek istiyor. Muhataplarımız, burjuva partilerin söylem ve yazdıklarının demagoji olduğunu haklı olarak ileri sürebilirler fakat CHP, kendisine saldıranlarla uzlaşma eğilimi de gösterdiği üzere, işbirlikçi burjuvazinin bütün fraksiyonlarının ortak çıkarlarının savunucusudur.
ABD liderliğinde emperyalist dünya düzeni faşizmi yükseltirken, CHP’nin neden faşist olmadığını tartışmak, egemen akıntıya karşı mücadelede yoğunlaşma ihtiyacına elbette aykırıdır. Temeli zayıf subjektif yanılgılı tespitle, antifaşist kitle arasında inandırıcı olunamayacağı için bu eleştiri gerekliydi, gereklidir.
*(HYPERLINK "http://www.partizanmlm33.net/polemik-chp-adaletinin-cazibesiyle-sagciligin-serin-sularina-dalis-sidar-meral.html"www.partizanmlm33.net/polemik-chp-adaletinin-cazibesiyle-sagciligin-serin-sularina-dalis-sidar-meral.html)