Kökü kazındıkça çoğalanlar

Dilzar DÎLOK yazdı —

10 Haziran 2020 Çarşamba - 14:28

Tüm Kürdistan’da soykırım yüzyıllardır sürüyor. Türkiye Cumhuriyeti (TC) tarihi bu soykırımı daha da derinleştirdi. Gelişen Kürt uyanışı karşısında 12 Eylül darbesinin vahşeti, bu soykırım uygulamalarını zirveye taşıdı. 90’lı yıllarda Kürdistan’da binlerce köy yakıldı, binlerce mezra yakıldı, yüz binlerce ailenin evi yakıldı ve insanlar çıplak ayakla yollara düştüler. Kaçmayanlar koruculaştırılarak kendi halkına düşman edildi. Bugün Kürdistan ya da Türkiye şehirlerinde yaşam mücadelesi içinde neredeyse kaybolan, hayata tutunma adına yok oluş pençesine atılan, Kürt olarak değil de biyolojik bir canlı olarak varolma çabası veren kitlelere dahil edilmeye çalışıldı. Her şeye rağmen Kürtler gittikleri her yerde, sürgün edildikleri her yerde siyasal bir duruş içinde oldular, özgürlükçü duruşlarını sergilediler, varoldular ve değerlerini var ettiler. Bunun eksiklikleri-yanılgıları da çoktur ancak özü şudur: Soykırımcı Türk devleti Kürt’ün kökünü kazıyamadı.

Soykırım sistemleri her zaman kendi vahşetlerinden karşıt bilinç türemesine vesile olurlar. Aynı şekilde vahşeti arttırıp yaygınlaştırdıkça kendi ait olduğu milliyetçiliği yaygınlaştırmakla birlikte teşhir edecek ve kriminalize olacak düzeye çekerler.

Türk soykırımcı sistemin başkenti Ankara’da Apocu grubun doğması tarihsel bir ironi ya da tesadüf değildir. ABD’de bir siyahinin bir beyaz polis tarafından öldürülmesi sonrası gelişen eylemler, evli olduğu kadının polisten boşanması ve büyük sayıda polis gruplarının ırkçılık karşıtı eylemlere katılması, diz çökerek tutum alması örnektir. Şüphesiz Türkiye’de durum böyle değildir. Kürt gençlerini ezen zırhlı polis araçlarını kullanan polisler ise özür dilemek ya da eylem yapmak bir yana “odun sandım” gibi sözler sarf ederek Kürt’ü öldürüp ölüsüne hakaret etmektedir.

Türk devleti saldırarak yok etmeye çalıştıkça şüphesiz Kürt varlığına zarar vermektedir ancak Kürt’ün başka şekillerde varoluşunu da engelleyememektedir. Heykeller, semboller, yer isimlerine saldırdı ancak her Kürt’ün içinde yıkılmaz yeni inşaların yükselişini engelleyemedi. Toplumun ortak gördüğü sembolleri yok edip isimleri yasaklamaya çalıştıkça insanlar beyinlerine, yüreklerine hatta bedenlerine bu isimleri ve sembolleri kazımaya başladılar. Seyit Rıza nerdedir, bir mezarı var mıdır? Şêx Said nerdedir, var mıdır bir mezarı? Mezarları yoktur. Ancak Amed Surlarının başka bir çağın aynı dönemlerinde yeniden direniş kalesi haline gelmesi, o Surlarda Şêx Said’in ruhunun yaşatıldığını gösterir. Bir yüzyıl sonra da olsa Dersim’de direnişin yükseltilmesi, Sakinelerin, Zilanların, Atakanların göğsünü gere gere aşkla özgürleşmesi Seyit Rıza’nın ruhunun ölümsüzlüğünü ve O’nun direnişinin mezarlara sığmayacağını gösterir. Sakineleri öldürmek de kökünü kazımayı getirmez. Sakinelerin her bir saç telinin yarattığı anlamdan yeni inatçı, direngen ve özgürlükçü anlamlar yükselir.

Bugün kökü kazınmaya çalışılanlar, tüm şehitler, tüm mezarlar, tüm anneler, tüm oğullar, tüm zindanlar, tüm direnişler, tüm şarkılar, tüm Kürtçe kelimeler ve tüm özgürlük anlamlarıdır. İnsanları öldürebilirsiniz, ancak onların yarattığı anlamları öldüremezsiniz. Bir insanın gözlerini kör edebilirsiniz ancak güneşi karartamazsınız, güneşi öldüremezsiniz. Kürtleri öldürebilirsiniz ancak cebel-i ekrad’ı öldüremezsiniz. Kürtçe şarkı dinleyenleri öldürebilirsiniz ancak kurd-i hicazkar makamını öldüremezsiniz.

Tüm bunlara rağmen, kökümüzün kazınması saldırıları karşısında direnişi yükseltmeliyiz. Hoşgörü, hümanizm gibi kavramların bizim katledilmemiz karşısında hiçbir değer taşımadığını bilerek gerçek mücadele değerlerine daha fazla sarılmalı ve mücadeleyi yükseltmeliyiz.

Köklerimizin binlerce yıllık direnişi gibi günlük, anlık direniş içinde olmak ve başarmak zorundayız. Kürtlere hiç kimsenin hiçbir gücün vereceği bir statü ya da bir özgürlük yoktur. Bunu Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’den biliyoruz. Başûrê Kurdistan’a yönelik işgal saldırılarından ve düşman faaliyetlerinden biliyoruz.

Özgür halk olmanın koşulu yarım asırdır süren mücadeleyi derinleştirmek, yaygınlaştırmak, faşist soykırımcı iktidarları yıkmakla mümkündür. Başka türlü yaşamak mümkün değildir.

KJK Koordinasyonunun açıkladığı gibi: “Bu baskıcı sisteme ve onun milliyetçiliğine, ırkçılığına, kapitalizme, ulus devlete ve cinsiyetçiliğe karşı bütünlüklü bir mücadele yürüterek karşı olduğumuz düzeni bertaraf etmek kadar alternatif bir sistem inşa etmemiz de o denli önemlidir. Farklılıkların ötekileştirilmediği ve baskılanmadığı tam tersine birer zenginlik olarak görüldüğü ve homojenleştirmeye karşı farklılıkların birlikteliğinin sağlandığı ve garanti altına alındığı Demokratik Ekolojik Kadın Özgürlükçü bir sistemin inşası ile iktidar zihniyetinin tüm kurbanlarının intikamı alınacak ve bu tür katliamların önüne geçilecektir.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.