‘Kürt devleti istemek’

Dilzar DÎLOK yazdı —

6 Haziran 2020 Cumartesi - 16:06

Birileri Kürt devleti istiyormuş. Garip bir isteme biçimi. Kimden istiyorlar ve istemleri için ne yapıyorlar gibi en doğal soruları sormuyorum. Bu “isteyenlerin” söylemleri, AKP’nin türbanla başlayan fuhuş, katliam ve tecavüzle devam eden politikalarına ve söylemlerine bile benzemiyor. Kürt düşmanları bile söylüyorlar ve birşeyler yapıyorlar. Yalan söylüyor ve amaçları için adımlar atıyorlar. Buna karşılık devlet istediğini söyleyenler, Kürt düşmanları karşısındaki varoluş savaşının farkına dahi varamıyorlar. Bu Kürt devleti meselesi ilginç bir mesele. Bir keşkeler toplamı, bir tuzak, bir özlem, bir suç, bir ölüm, bin Beko ve onbinlerce ölümsüz kahraman… Bir muamma gibi görünüyor. Ama net olan birşey var: İsteyenler, istemlerini gerçekleştirmek için ne yaptı?

PKK ilk oluştuğu dönemde ulusların kendi kaderini tayin hakkından yola çıktı. Kuruluş döneminde direkt bir Kürt devleti söylemi olmasa da “Bağımsız Birleşik Kürdistan” sloganı bir devletleşmeyi anlatıyordu. Büyük Kürt kitlelerini harekete geçiren Bağımsız Birleşik Kürdistan mottosunun Kürt soykırımı karşısında bir varoluş haykırışı olduğu kesin. On binlerin ölümü pahasına geriye kalanların varolması kadar kesin.

PKK, 21. yüzyıla Önder Apo’nun paradigma değişimiyle girdi. Önder Apo 1990’ların başından itibaren geliştirdiği sistem tahlillerini ateşkeslerle tüm toplumda bir tartışma, bir yeni sistem arayışına dönüştürme çabalarını sürdürdü. 5. PKK Kongresiyle bunu daha da somutlaştırıp adımlar attı. En son İmralı süreciyle birlikte paradigmal dönüşümün kaçınılmazlığı fikrini derinleştirdi, devletçi paradigmayı çözümledi. Devletçi paradigmanın çözümlenmesi yeni bir ulus tanımıyla birlikte gelişti. “Demokratik Ulus” tanımı özünde paradigmanın değişimini anlatıyor. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigma demokratik uluslaşmanın zihniyet altyapısını oluşturmaktaydı. Demokratik Ulus fikrinin Kürt toplumunu özgürleştirmeyen eğilimlere karşı olduğu kadar Türk sömürgeciliği içindeki faşizmi kırma, sosyalist kesimlerdeki şovenizmi aşarak doğru bir mücadele, toplum ve yaşama ulaşmayı amaçladığı kesin. Çünkü ulus tanımının değişmesi, yeni bir sosyal bilim tartışması başlattığından sadece mücadele odaklarını değil tüm bilimsel zemini sarstı. Kürtlük için hiçbirşey yapmayanlar başta olmak üzere çatlak sesler az değildi. Ancak dört parça Kürdistan ve Kürt dostları Önder Apo’yu doğru anladı, anladığıyla yaşamını inşaya yöneldi.

İçerde de durum kolay olmadı.

PKK paradigma değişiminde büyük sancılar yaşadı. PKK gerillaları bu değişimin sancılarını tek tek yaşadılar. Verilen bedeller, yürünen yollar, dökülen kanlar, Amed meydanında yapılacak kutlamalar, halkın ihya edişi, bayraklar, flamalar ve daha başka sembollerde toplanan ve özgürlükle özdeşleştirilen tüm anlamlar.

Devletçi paradigmadan demokratik ekolojik kadın eksenli paradigmaya geçmek istenen ve olağan olduğu kadar zor da oldu. Buna dair acılı olduğu kadar komik anlatılar da var. Kısa olduğu kadar iz bırakan bir olayı anlatmak istiyorum.

Bir eğitim döneminin sonunda çok değerli bir komutan arkadaş yıllarca verdiği mücadeleyi, eksik kaldığı yanları, zorlanmalarını arkadaşlarıyla paylaşıyordu. Paradigma değişikliğinin onu zorladığını, devletçi paradigmadan demokratik ekolojik kadın özgürlükçü paradigmaya geçişi hazmetmekte zorlandığını belirtti. Konuyu biraz duygusal sahaya da götürdü. Bir hava oluştu. Öyle ki varmış da yıkılmış bir devletin kalıntılarındaymışız gibi bir atmosferin ağır hüznü nerdeyse omuzlarımıza çökecekti. Tam o anda parti kurucularından bir arkadaşın şu sözü herkesi kendine getirdi: “Siz kurdunuz da biz mi yıktık? Bırak devleti, bulunduğun eyalette beylik-mirlik de kursaydın biz de destekleseydik.”

Bu büyük ders karşısında söylenecek söz yoktu. Devletçi zihniyetin nerde olursa olsun yaşadığı ruh hali buydu. Dağda, ovada, karşıda yanda vs. Bir kavuşmasızlık olarak denklemi oluşturulmuş ve insanın özlemlerini-enerjisini, tüm gücünü emip götürmeye kayıtlanmış ve hiçbir zaman olmayacak olan bir arzu, gibi. Denklem böyle oluşmuş. Ne kurabilirsin, ne de başka inşalara kalkışanlara tahammül edebilirsin.

Devlet meselesi Kürt-Kürtler söz konusu olduğunda bir eyleme yönelişten ziyade bir söylem-tutum-duruş-bakış olmanın ötesine geçemiyor. Devlet konusu gündeme gelince Ehmedê Xanî’ye sarılınıyor. Xanî’yi çağından çıkarıp buraya bir heykel gibi taşımak da taş atölyelerinden çıkan beyinlere yakışıyor. Bu söylemler Xanî’yi büyütmüyor, aşağılıyor. Ehmedê Xanî bu çağda örnek verilecekse şu yapılmalı; Xanî kendi çağında nasıl düşünüyordu, neyi nasıl ele alıyordu, nasıl direniyordu, o dönem Kürtler nasıl yaşıyor, nasıl direniyordu, bu çağda olsaydı nasıl ele alırdı, nasıl düşünür, nasıl davranırdı? Bu sorulara doğru cevaplar vermek şarttır. Yoksa, çağının en gelişmiş akıllarının bu çağda aynı giysilerle dolaşacağını mı hayal ediyor birileri. Yoksa yarım milenyum öncesi bir sözü taşlaştırıp bugüne taşımanın akılların taşlaşmasından başka izahı olmaz. Kendi çağını anlamama gayreti, eski çağlara götürebilir ancak geçmiş zamanın ruhunu inkar etmek başka bir durumdur.

Ehmedê Xanî kendi çağında özgürlüklere hizmet eden bir söz söylemiş. O çağ için söylemiş, doğru söylemiş olabilir, zamanın ruhunu yakalamış. Orada ve o zaman söylemiş. Onu alıp bugüne bu çağa uyarlamak gibi bir keskinlik olacaksa, beş yüz yıldır yaşananları ve bu yaşananlar karşısında yapılanları da eklemek şart. Bu yapılmazsa kötürüm kalınır. olgunlaşmış yaşına gelmiş bir insana bebek zıbını giydirmekten daha beter.

Bugün ABD’nin yapmaya çalıştığı da bizi küçücük bir zıbının içine sıkıştırmaya çalışmak. Ancak anlaşılması gereken şu; Biz büyüdük. Kürtler büyüdü ve çağın bilgi düzeyini, anlam düzeyini, insanlığın ortak değerlerini tanıyorlar artık. Önder Apo gibi bir gerçekle ve onun sayesinde tanıyorlar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.