Lozan’a başka bir açıdan bakış 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

27 Temmuz 2022 Çarşamba - 09:00

  • Başûr halkı “isyancı” bir liderliğe sahipti. Bugün ise zenginliğini Türk devletine borçlu ihanetçi bir liderlik tarafından yönetilmekte. Irak’tan kopan ve Türk devletinin Mandasına giren bu kadro, şimdi Başûr’da PKK’ye karşı Türk devletinin yanında yer alıyor.

Lozan anlaşmasının 100. Yılına artık bir yıl kaldı. Bu anlaşmayla galip devletler Kürdistan’ı parçalamıştı. Bu parçalılık hali Kürt kurtuluş mücadelesine çok trajik zararlar verdi.  Bütünsel bir Kürt kurtuluş mücadelesi gerçekleşemedi. Zamanla Kürdistan parçalarını sömürgeleştiren devletlerin etkileri altında Kürdistan’da çok farklı sosyal, ekonomik gelişmeler meydana geldi, bu farklı gelişmeler Kürdistan’da devrimci sürecin eşitsiz gelişmesine yol açtı. Söz konusu devletler arasındaki ittifak “parçacı” ayaklanmaları kolaylıkla bastırdı.  
Bunlar bilinenler.  

Ben şimdi Lozan’da Türk devleti “Misak-ı Milli” sınırları içinde ilan ettiği Kerkük ve Musul’u topraklarına katabilseydi, bunun sonuçları ne olurdu sorusunu yanıtlamaya çalışacağım. 

Lozan’da İsmet İnönü’nün tüm itirazlarına rağmen Başûr Kürdistan’ı İngiltere’nin petrol çıkarları icabı Irak’a verilmişti. Türk tarafına ise Kuzey Kürdistan bırakılmıştı. Türk devleti bugün bile Başûr’un Türkiye’den “kopartıldığını” söylemekte.  
Ya kopartılmasaydı? 

O zamanlar Kuzey ve Güney Kürdistan’da Kürt nüfusunun sayısı hakkında yeterli bilgim yok. Ancak bugün Türkiye nüfusunun en az yüzde 25’i Kürtlerden oluşuyor. Şu anda Başûr Kürtleri’nin 7-8 milyon olduğunu hesaba katarsak, her iki parçanın Kürt nüfusunun, eğer onlar Türk devleti içinde yer almış olsalardı, o esnada Türkiye nüfusunun neredeyse yarısına yakın bir nüfusa tekabül edecek olduğunu tahmin edebiliriz.  

Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923’te imzalandı. O dönemde henüz Kemalistler “Türk ulusunu” inşa etmenin çok başında bulunuyordu. Ortada modern anlamda bir Türk ulusu hatta  “milliyeti” bile yoktu. Buna karşılık Kürtler uluslaşmanın eşiğini oluşturan “milliyet” aşamasındaydılar. Bunun kanıtı tüm Kürdistan’daki sosyo-politik isyanlardır. Bu isyanlar Kürtlerin politik olarak örgütlenme sürecinin göstergeleridir. Politik örgütlenme devlete giden yolda stratejik bir aşamadır. 1923 yılında Türklerin avantajı bir devlete sahip olmalarıydı, buna karşılık Kürtlerin avantajı Türkler’den çok daha politikleşmeleriydi.  

Eğer Başûr Kürdistan Türk Devleti’nin sınırları içinde kalsaydı, o dönemin ülke içi ve uluslar arası ortamında hiçbir güç Kürt ayaklanmalarını bastıramazdı. Mela Mustafa Barzani daha çok genç yaşında 1909’da Kürt ayaklanmasında yer almıştı. 1925 Şeyh Sait önderliğindeki ayaklanma, Bakur ve Başûr bir arada Türk devleti sınırlarının içinde olsaydı, bu isyan belki de tüm Kürdistan’ı kaplayabilirdi. Ağrı ve Zilan isyanları kesinlikle bastırılamazdı. 1946 yılında Mahabad’da Kürdistan Cumhuriyeti kurulduğunda Kürdistan Türk sömürgeciliğinin sınırları içinde olsa bile, yalnızca Başûr’un değil, tüm Kürtlerin desteğine kavuşurdu. O koşullarda İran’ı işgal eden ve Mahabad’daki Kürdistan Cumhuriyeti’ni destekleyen Sovyetler Birliğine karşı Kemalist iktidar elini bile kaldıramazdı. Ve belki de Mahabad Cumhuriyeti tüm Kürdistan’ı kapsayabilirdi. Ve belki de tüm Kürdistan özgürlüğe kavuşabilirdi. 
O halde rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Lozan’da Türk devleti bütün bu ihtimalleri hesapladı ve Kerkük-Musul’u Irak’a terketti, bu nedenle büyük bir direniş göstermeden Kürdistan’ın parçalanmasını onayladı. “Kerkük ve Musulu elimizden aldılar” diye akıtılan gözyaşları sahtedir. TC Kürdistanın parçalanmasını kendi çıkarları nedeniyle kabul etti. 

Akla şöyle bir soru geliyor? Acaba Başûr’un 1. Dünya savaşından zaferle çıkan güçlü İngiliz  mandası altındaki Irak’a verilmesi yerine, bu bölge, doğru dürüst bir ordusu bile olmayan ve savaştan mağlup olarak çıkmış, cılız bir ekonomiye sahip yeni Türk devletinin sınırları içinde  kalsaydı tarihin gidişi değişmez miydi?   

Bu düşüncelerle Kemalistlerin ve şimdiki Türk devletinin Başûr Kurdistan’ını sınırlarına katamamaktan dolayı “üzüntülerini” gördükçe gülüyorum. Eğer bu hedeflerine ulaşsaydılar, Türk devleti bugün Kürdistan’daki tüm egemenliğini yitirirdi. 1923 Türkiyesi NATO üyesi değildi. Sömürge halkının hakim sınıflarını satın alacak en küçük bir ekonomik imkanı yoktu. Bakur ile birlikte Başûr’u alabilseydi, aldığına alacağına pişman olurdu. 

Türk devleti Başûr’a ancak Birinci ve İkinci Basra savaşları ve Irak’ın işgali ile göz dikme imkanına kavuştu. Kürt korkusuyla terkettiği Kerkük ve Musul’da ancak şimdi yüksek sesle hak iddia ediyor. İngilizler nasıl o dönemde Irak’ın yanısıra Başûr’da Manda himaye rejimi kurdu ise, Türk devleti de şimdi İngiltere’nin rolüne soyundu. Başûru işgal ettiği gün İran’la çatışma pahasına Badat’a da göz dikecektir. 

Ve Üçüncü Dünya Savaşı’nın Avrupa’ya sıçradığı, Rusya ile NATO’nun karşı karşıya geldiği koşullarda, NATO’nun şahin kanadı, İran’ın Irak üzerinde nüfuz elde etmesini önlemek için, bu bölgenin NATO üyesi Türkiye’nin kontrolüne girmesini tercih edebilir. 
Bu ihtimal gerçekleştiği zaman Başûr’da Kürt halkı tüm kazanımlarını kaybeder. Günümüzde Başûr’un Türkiye sınırlarına Manda yönetimiyle katılması, 1923’te burada anlattığım sonuçları kesinlikle doğurmaz. Örneğin o dönemlerde Başûr halkı “isyancı” bir liderliğe sahipti. Bugün ise zenginliğini Türk devletine borçlu ihanetçi bir liderlik tarafından yönetilmekte. Irak’tan kopan ve Türk devletinin Mandasına giren bu kadro, şimdi nasıl Başûr’da PKK’ye karşı Türk devletinin yanında yer alıyorsa, o gün elindeki silahlı güçlerini Bakur halkına çevirmekte tereddüt etmeyecektir.  

Tarih şunu gösteriyor: Dört sömürgeci devlete bölüneceğine, tüm Kürdistan o zamanki derme çatma Türkiye’nin sınırları içinde yer alsaydı, ya Türkiye Kürt halkının mücadelesine Türklerin katılmasıyla devrimci demokratik bir rotaya girerdi ya da Kürdistan’ın bütün parçaları ayrılır ve tek bir bayrak altında birleşebilirdi. Bugün ise tehlike büyüktür. Başûr’un TC’nin mutlak denetimine girmesi Kürt halkını Lozan’dan bin beter bir kadere mahkum eder. 

Demek ki, şu anda Başûr’da Türk devletine karşı efsanevi bir savaş yürüten gerillanın zaferi Kürdistan’ın ve giderek Ortadoğu’nun “makus talihini” kökten değiştirecek, Kürdistan özgürleşecek ve tüm bölgeye barış, demokrasi ve refah gelecek.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.