Mülteciler meselesi

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • Göç etmek elbette dokunulmaz bir insan hakkıdır. Zorla göç ettirmek ise en ağır suçtur, soykırımın bir türüdür.

Fransa’da Cezayirli çocuklar ayaklandı. En büyükleri 17 yaşında. Polislerin öldürdüğü çocuk da aynı yaştaydı. Yaşanan bir “kuşak” savaşı. Kuşak ise 1950’lerde sömürgeci Fransa’ya karşı silaha sarılanların torunları. Dedeleri Osmanlı boyunduruğundan kurtulmak için defalarca ayaklanmıştı. Cezayir Osmanlı’nın eline bir “deniz korsanı” ya da “haydutu” olan Barbaros tarafından geçmişti. Sonra Fransa geldi. 1800’li yıllardan beri Cezayir halkı Fransızca konuşur oldu. Arapça neredeyse ikinci dil. Şimdi ayaklananlar Fransa’ya Cezayir’den botlarla, derme çatma gemilerle gelenler değil. Kuşaklar boyunca Fransa’da yaşayanlar.

Ayaklanma “mülteci” ayaklanması değil. Fransızlar değilse de Fransalılar Macron’a karşı ayaklandı.

“Mülteciler Fransa’yı ateşe verdi, eyvah, Suriyeliler de Türkiye’yi ateşe verecek” diyenler işte bu gerçeği çarpıtmakta.

Türkiye’yi kim ateşe verecek? Suriyeli, Afganlı, Pakistanlı “garibanlar” mı, yoksa bu insanları kovmak isteyenler mi? Türkiye’deki mültecilerle, Fransa’da ayaklanan Cezayir kökenli Fransa yurttaşları arasında hiçbir benzerlik yok. Ama Fransa’daki ırkçı Le Pen’lerin tıpatıp aynısı ırkçı politikacılar mebzul miktarda. Örnek mi istersiniz; Kılıçdaroğlu’na “kayyım senedi” imzalatanından, şu sıra Kılıçdaroğlu’nu devirmek için sokağa dökülen Bolu Belediye Başkanı’na kadar sürüsüne bereket ırkçı tayfası hareket halinde. Akşener’inden Bahçeli’sine, Erdoğan’ından Kılıçdaroğlu’na kadar önüne gelen “mültecileri göndermeyi” milli bir program maddesi haline getirmiş.

100. yılına giren Lozan’la kurulan Türk devletinin tarihi, “Anadolu halklarını sürgün etme ve ortadan kaldırma tarihi.” Bu devleti yüz yıl önce kuranlar Ermeni soykırımının failleri. Topu İttihatçı. Vahdettin’in müfettiş olarak gönderdiği Mustafa Kemal ve arkadaşlarının ilk işi Karadeniz bölgesini Pontus Rumlarından “temizlemek” oldu. Sonra sırasıyla geride kalan Hıristiyan halklar “laikliğin şampiyonları” tarafından yok edildi. Süryanilerden, Keldanilerden, Asuri halklardan geriye bir avuç insan kaldı.

Öyle alçakça bir “sürgün” programı izlendi ki, şöyle bir bakın bu programın nasıl sonuçlar verdiğini görürsünüz; Dersim o kadar küçüldü ki, sonunda iki vekil çıkaran kent artık bir vekil çıkaracak nüfusa dönüştü. Maraş merkezinde, Sivas merkezinde Alevi-Kürt’ün artık esamesi okunmuyor. Sürgünün sonunda İstanbul, İzmir, Mersin nice Kurdistan şehirlerinin nüfusunu aşan Kürt halkıyla dolup taştı. Göç, 1990 başından sonra “dış göçe” döndü. Milyonlarca Kürt dünyanın dört bir yanında ekmeğini taştan çıkarır oldu.

Bu neyi gösteriyor? Bu, göçmenlerin, mültecilerin, sığınmacıların “tehdit” olmadığını, tam tersine ırkçılığı iliklerine işleyen, üstelik “Türklüğü” bile şüpheli kitleleri kışkırtan Türk devlet iktidarının Türk olmayan halklar için tehdit olduğunu gösteriyor. Bu kafayla gidilirse Fransa’dan farklı olarak, Türk olmayanlar değil, Türk çoğunluğu sokakları Türk olmayanlara karşı ateşe verecek. Yeni 6-7 Eylüller, yeni Madımaklar, Maraşlar bizi bekliyor.

Cezayirli “molotof atan çocuklara” bakınca aklımıza bir başka düşünce de geliyor. Sömürgeci Fransa’ya karşı vaktiyle savaşanların torunları Fransa’yı temelinden sarsarken, sömürgeci Türk devletine karşı dünün “taş atan çocukları”, İstanbullar’da, İzmirler’de, Türkiye metropollerinde ne yapıyor? Fransa’da şu sıra bir Cezayirli çocuk öldürüldü. Kurdistan’da, Türkiye’de hemen hemen her gün bir Kürt çocuğu ya sokaklarda ordu zırhlılarının altında ya yerleştirilen bir mayının patlamasıyla ya polis kurşunuyla öldürülüyor.

Üstelik Fransa’da ayaklanan Cezayirli çocukların ana vatanlarından sömürgeci Fransa çoktan kovulmuş, Kürt çocuklarının ana vatanında ise savaş hala sürüyor. Demek ki bir şeyler birikiyor. Metropollerdeki Kürt çocukları büyüyor, büyüyor ve büyüyor.

Herkes aklını başına alsın. Göç etmek elbette dokunulmaz bir insan hakkıdır. Zorla göç ettirmek ise en ağır suçtur, soykırımın bir türüdür. Çocukları öldüren sözde Müslüman asker, jandarma, polis ve korucu Cehennem’in yedinci katında ebedi azap ateşiyle mahv u perişan olacaktır. Göç ettirmek ve zorbalık suçtur, göç ettirmeye ve zorbalığa karşı ayaklanmak haktır.

Zavallı “mülteciler” Türkiye’de henüz direnme aşamasında değiller. Şimdilik boğaz tokluğuna çalışan, ucuz emek ordularıdır. Onların bir bölümü eski “cihatçılardır”, lakin onlar da devletin elinde gelecekte Rojava’ya, Kürt halkına karşı kullanılacak alettir. Devleti “tehdit” etmek akıllarının ucundan bile geçmez.

Irkçı Ümit Özdağ’a bakılırsa bu mültecilerin sayısı 10 milyonu bulmuştur.

O zaman aklımıza bir başka düşünce daha gelmeli. Bu mültecilerin şimdilik dinci iktidarın oy deposu olmasından duyulan korku, ulusalcıların ırkçı korkusudur. Evet şimdilik Erdoğan’ın potansiyel gücüdür. Ama şimdilik. Gelecekte ise bu milyonlarca kitle amansız sömürünün ve ırkçı linç kampanyalarının etkileri altında muazzam bir sosyal kuvvet haline gelecektir. O halde Kurdistan’da “kimlik siyasetine karşı sınıf siyasetinden” söz edenler, mülteci kitleleriyle sermaye ve devlet arasındaki çelişkiye yüzlerini çevirmeli, onları örgütlemeli, onlarla ilgili özel programlar, strateji ve taktikler hazırlamalı.

Bilelim ki, mülteciler bütün ezilenlerin ve özellikle de Kurdistan halkının mücadelesinde muazzam bir kitlesel müttefik potansiyeli taşımakta.

“Mülteci” deyip geçmeyelim, onlar Türkiye işçi sınıfının şu anda en çok sömürülen alt tabakasıdır. Burada kalmalılar, vatandaşlık hakkını kazanmalılar, örgütlenmeli ve tüm ezilenlerin saflarında hak ettikleri yeri almalılar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.