Reform neye çare?

Demir ÇELİK yazdı —

19 Kasım 2020 Perşembe - 23:00

  • AKP on sekiz yıllık iktidarında dokuz ateşkesi heba etmişken, MHP ve Ergenekon destekli iktidar ortaklığında çözüm ve barış değil, olsa olsa savaş, yıkım, talan ve yalan beklenmelidir. Erdoğan’ın reform söyleminden hak, adalet ve özgürlük değil, kan ve gözyaşı olacağı asla unutulmamalıdır.

“Yatırımları yeşerten ve bereketlendiren iklimi tesis etmenin, ekonomik büyümeyi, kalkınmayı, refahı ve istikrarı sağlamanın en önemli yollarından birinin hukuk devleti ilkesi olduğunu biliyoruz. Bu nedenle ekonomide, demokrasi ve hukukta yeni reform dönemi başlatıyoruz” demişti Erdoğan. TL’nin dış piyasalarda hızla değer kaybetmesi sonrasında yapılan bu açıklama hem piyasalarda nispi gelişmelere neden oldu. Hem de kimi çevrelerde meraka yol açtı. Hatta kimi çevreler ne oluyoruz diyerek yeni bir çözüm sürecine işaret etmeye başladılar. On sekiz yıldır iktidarda olan AKP’nin dün olduğu gibi bugünde umut pazarlayan tüccar zihniyeti ile hareket ettiğini gözardı eden bu çevreler şimdiden pozisyon almaya çalıştıklarını da görüyor, izliyoruz. Devleti, iktidar blokunu ve iktidar blokunun MGK siyaset belgesi stratejisi ile sorunlara yaklaştığını hemen unutuveriyor, olmadık abartılı beklentilerle toplumu direnişten alıkoymanın algı yönetim araçlarını devletten de önce devreye koyuyorlar. Hâlbuki kazın ayağı göründüğü gibi değildir.

Savaşa dayalı ekonominin çoktandır alarm zili çaldığı bilinmektedir. Ekonomik krizin neden olduğu ödemeler dengesizliğinin Erdoğan iktidarını ekonomik reformlara zorlaması işin doğası gereğidir. Devletin çözüm sürecini berhava ettiğinden beri savrulduğu siyasal iklim iktidarın derin siyasal ve ekonomik krizine neden olmuştur. İktidar yönetememe durumu ile karşı karşıyadır. Onu iktidarda tutan, ömrünü uzatan asıl faktör HDP’yi dışında tutmak üzere muhalefetin çapsızlığı kadar iktidardan farklı bir zihniyete sahip olmaması, savaştan beslenen ulus devletin tekçi, ırkçı, katliamcı politika sahibi olmalarındandır. Altı yılı aşkın bir süredir Türkiye'de Anayasasızlık hali yaşanmaktadır. ”Anayasaya aykırıda olsa dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet diyeceğiz” diyerek bu sürecin yol taşlarını hep beraber döşediler.

İktidarın ve bir bütün devletin hukuk dışılığına savrulduğu, kendi Anayasasını çiğnediği, her tür hukuksuzluğu kendisine hak gördüğü bu süreçte sermayeye, mülkiyete ve en temel insan haklarına ve özgürlüklere el konulan toplumda ağır siyasal ve sosyal travmalar yaşanmaktadır. Zaten ürkek olan sermaye, içinden geçilen bu hukuk dışılıktan korkarak ülkeyi terk etmiştir. Uluslararası sermayenin ülkeden çekilmesi üretimi ve yatırımı durma noktasına getirmiş, işsizlik, yoksulluk ve enflasyonu artırırken toplumun satın alma gücünü düşürmüş, tüketime dayalı kalkınma modeli yürütülemez olmuştur.

Küresel sermaye ile birlikte ulusal sermayenin korkusunu dağıtmak, üretim ve yatırımın yanı sıra mülkiyet güvencesini vermek zorunda kalan iktidarın, denize düşenin yılana sarılmasından başka bir anlamı yoktur, bu reform açıklamasının. Çünkü uluslararası sermaye meşru uluslararası normlara göre serbest piyasa ekonomisinin kuralları gereğince hareket etmek durumundadır. Siyasal, toplumsal ve ekonomik istikrardan beslenen sermaye, süreçlerin öngörülebilir, şeffaf ve hesap verebilir yönetimini ister. Bunu bilen iktidar reform açıklaması sonrasında daha da ileri giderek; ”Uluslararası yatırımcıların kazancını kendi kazancımız olarak görüyor, yatırımcılara her türlü kolaylığı gösterecek, desteği vereceğiz” demek zorunda kalmıştır. Bu açıklama sermaye piyasasının suni solunumdan çıkmasına, TL’nin yüzde 10 düzeyinde değer kazanmasına neden olmuştu. Tüketilen Merkez Bankası rezervine 2 Milyar doları aşan tutarda sıcak para girdisi de buna eklenince iktidar için hayat öpücüğü olmuştur. İktidarın reformdan kastettiği şey göz boyamadır. Temelsiz, istikrarsız, hukuk dışı çete ve mafya iktidarının mutlak iktidardan olmamak adına sermayeye uzattığı bir parmak baldan öte bir anlamı yoktur bu reform söyleminin.

Hal böyle iken buradan çözüm ve barış çıkarmaya çalışmanın kendimizi kandırmaktan, faşizmin ömrünü uzatmaktan başka bir anlamı olmayacaktır. Yakın zamanda hukuksuzca rehine olarak alıkonulan iş insanları, yazar ve sanatçıların özgürlüklerine kavuşmasına yol veren kimi hukuku değişiklikler yapacak olan iktidar, bunu değişimin sosu diye topluma propaganda edecektir. Bu propaganda liberal muhalif kesimlerin gazını almış olmakla kalmayacak, ‘PKK silah bırakmalıdır’ yönlü basın bildirisini yayınlayan kimi Kürt çevrelerinin daha güçlü ses çıkarmalarına neden olurken, başta Kürt siyasal hareketi olmak üzere demokrasi güçleri ve emekçiler üzerine daha büyük bir şiddetle saldıracakları iyi bilinmelidir.

AKP on sekiz yıllık iktidarında dokuz ateşkesi heba etmişken, MHP ve Ergenekon destekli iktidar ortaklığında çözüm ve barış değil, olsa olsa savaş, yıkım, talan ve yalan beklenmelidir. Otoriter, tek adama dayalı mutlak iktidarı konsolide etmeye hizmet edecek olan bu reform söyleminden hak, adalet ve özgürlük değil, kan ve gözyaşına dayalı acı reçetenin payımıza düşen olacağı asla unutulmamalıdır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.