Rojava’yla hayatım değişti

Dosya Haberleri —

25 Temmuz 2022 Pazartesi - 20:00

YPJ savaşçıları

YPJ savaşçıları

  • ‘Depresyon’ kelimesini her kullandığımda eleştirdin. 'Depresyon' kelimesini kullanmamalıydım. Çünkü depresyon gerçekte yoktu. O, bu sevgisiz sistemde yaşamanın acısıydı sadece. Bazen günlerce susmadık, yemek yemeyi bile unuttuk. Ama tabi ki açlık geçmiyordu. Bana dediğin gibi, ‘ben kapitalizmin sevgili çocuğuydum.’
  • Rojava'ya gitmek istediğimi söylediğimde gözlerinde hem korkuyu hem de mutluluğu görmüştüm. Ne düşündüğünü sorduğumu hatırlıyorum. Kesinlikle gitmem gerektiğini, bunun benim için doğru seçim olduğunu, devrimin ve kadınların bana yaşama devam etmem noktasında kesinlikle güç vereceğini söyledin.
  • Sonunda buraya, Rojava'ya gelebildim. Seninle başka bir hayatı, başka bir toplumu, mutluluğu ve özgürlüğü aramanın bir yolunu hayal edebildim burada. Ve şimdi beni görsen, çok mutluyum. Çok değiştim. Sana söz verdiğim gibi, devrim diyarından sana bir kahkaha ve enerji ulaştırmaya çalışırdım...

BARIŞ BALSEÇER 

Çeviren: SERAP GÜNEŞ

Silvia ve Erica iki yakın dost, arkadaş, yoldaş. İtalya’nın Parma kentinden. Yaşama dair sorularla, yaşama sarılmanın ve yaşamak için anlamlı bir sebep bulmanın tartışmalarıyla güçlü bir birliktelik oluşturmuş dostlukları ve yoldaşlıkları. Erica yaşamın kıyısında dolanırken, Silvia ise ona yaşamaya dair anlamlı nedenler bulmaya çalışır. Onun hayata tutunması için yanında mevzilenir. İtalya’da Jineoloji konferanslarına katılan Silvia ve Erica, bu konferansta “Kapitalist Modernite’ye” alternatif yeni bir yaşamı keşfederler. Silvia, sürekli yaşamak istemeyen Erica’ya, Rojava’da hayata tutunabileceğini önerir. 

Erica artık Rojava’da

2019 yılında Erica  Rojava’ya geçer. 2020 yılında dünyayı saran salgın sürecinde, asıl virüs olan sistemin denetimli yalnızlığına sürüklenen Silvia bir tercih yapar ve aramızdan ayrılır. Bir zaman Erica’ya yaşama tutunmayı aşılayan Silvia artık yoktur.  Aşağıdaki mektup Erica’nın, arkadaşı Silvia’nın ardından yazdıklarını içeriyor. Hafızayı, hatırlamayı, hatırlamanın o can yakan gerçekliğini, sistem eleştirisini içeren mektubun ikinci bölümünü ise Erica, İtalya’daki yoldaşlarına göndermiş. İntiharı, katliam olarak niteleyen Erica, Silvia’nın sonsuza kadar zihninde ve mücadelesinde yaşayacağını tarihe not düşüyor. 

Jineoloji'nin gücü

“Müzik dinliyorum. Birlikte geçirdiğimiz, zihnime kazınan ve bugünlerde aklımdan çıkmayan anıları düşünüyorum. Diğer arkadaşlarla kadın bilimini keşfetmek için birlikte Jineoloji kamplarına yaptığımız yolculukları hatırlıyorum. Jineoloji'nin gücüne ikimiz de inanmıştık. Bir bakıma örgütlenmenin ve mücadele etmenin zorluğu karşısında sığınağımız, ayakta kalma yolumuz olmuştu. Jineoloji toplantılarında sessizdin. Sessizliğin, beyninde bir şeylerin hareket etmeye başladığını haber veriyordu. Sürekli düşünüyordun. Parma’dan diğer yoldaşlarla birlikte yürüttüğün muhteşem ‘özsavunma atölyesini’ çok iyi hatırlıyorum. Tüm komite mutlu olmuş ve enerji dolmuştu. Paylaşmaktan mutluluk duyardın. Sen özel bir insandın. Özgürlüğün her türlüsünü arayan bir kadındın. Yorulmak bilmezdin.

Yargılamadın, anladın

Zamanımızı konuşarak, etrafımızda bize acı veren her şeyi analiz ederek geçirirdik. Arzuladığımız sevgiyi yaratmak için bir çözüm bulmalıydık. Birkaç gün öncesine kadar bile bana tekrarladığın şu cümlenden analizler yapıp, sonuçlar çıkarıyordum: 'Acının içinde kal, onu yaşa, ona kulak ver, reddetme.'

Son yıllarda birden fazla kez ölmeyi istememe sebep ‘hayat acısıyla’ nasıl başa çıkılacağı konusunda, senden çok şey öğrendim. Yanımdaydın. Yargılamadın, beni iyi anladın. Duru bir şekilde düşünmemi, bu dünyadan ayrılma zamanımın henüz gelmediğini anlamamı sağladın. Beni sert bir şekilde eleştirdin ama sevgini ve saygını hiç eksiltmedin. Ben de, benim kendimde göremediğimi gördün. Güçlü olduğumu ve enerjimin bulaşıcı olduğunu söyledin. Bu yüzden intihar etmememi, depresyona girmememi tavsiye ettin.

Kent, yağma, yas... İllüstrasyon: Serpil Odabaşı

Depresyon sevgisizliğin acısı 

‘Depresyon’ kelimesini her kullandığımda eleştirdin beni. 'Depresyon' kelimesini kullanmamalıydım. Çünkü depresyon gerçekte yoktu. O, bu sevgisiz sistemde yaşamanın acısıydı sadece. Her zaman haklı olduğunu düşündüm. Seninleyken kullanacağım kelimeyi seçerken dikkatliydim. En sevdiğimiz konu ilişkiler, ilişkilerdeki zehirlilik ve de başka türden bir ilişki hayaliydi. Bazen günlerce susmadık, yemek yemeyi bile unuttuk. Ama tabii ki açlık geçmiyordu. Bu yüzden ikimiz pizzaya, sen biraya, ben kolaya sığınırdık. Bana dediğin gibi, ‘ben kapitalizmin sevgili çocuğuydum.’

Dinledin ve anladın beni. Seninleyken dinlemeyi, bir an için susmayı öğrenmem gerekiyordu. Senin hakkında konuştuğumda bana dayanamazdın. Ama seni dinlemediğimde hissettiklerini nazikçe paylaşırdın. 

Senden sevgi aldım

Sana olan sevgim ve saygım çabuk değişmemi sağladı. Çabuk öğrendim. Karanlık dönemimde, sevgi dolu bir jestle bir süreliğine uzaklaşmaya karar verdin. Bana bunu kederle anlattın. Ama senden sevgi aldım. Acımı kaldıramıyordun. Bu nedenle benden uzaklaşmayı, bana daha güçlü dönmeyi tercih ettin. Birlikte güldüğümüz, birlikte müzik dinlediğimiz, birlikte kitap okuduğumuz, birlikte rüya gördüğümüz o kadar çok anı var ki sana dair. Seninle kendimi, zamanı iyi hissettim. Zincirlerimi ve korkularımı kırmam için her zaman güç ve destek verdin bana. Ruhumu okudun, ona dokundun. Ama arada bir olumsuzluk döngüsüne girdiğimde sarstın da.

Rojava doğru seçim

Rojava'ya gitmek istediğimi söylediğimde gözlerinde hem korkuyu hem de mutluluğu görmüştüm. Ne düşündüğünü sorduğumu hatırlıyorum. Çünkü bakışındaki anlamı çözememiştim. Kesinlikle gitmem gerektiğini, bunun benim için doğru seçim olduğunu, devrimin ve kadınların bana yaşama devam etmem noktasında kesinlikle güç vereceğini söyledin. 

Diyaloğumuz asla kopmayacak

Ayrılacağımız için üzüldüğünü de ekledin. Çünkü iletişimimiz kopacaktı. Söz verdim sana. ‘Belki diyaloğumuz zaman ve mekanda değişecek ama asla kesilmeyecek’ sözüydü bu. Sarıldın bana. Güzel bir insan olduğumu ve her zaman benimle olacağını söyledin. Evet, her şey güzeldi. Şimdi nedenini hatırlamıyorum ama ayrıca çok tartıştık seninle. Muhtemelen, bize dair olmayan ama bir şekilde bizi etkileyen bir şey yüzündendi tartışmamız. Bir keresinde o kadar gergindim ki telefon görüşmesini sonlandırdım ve birkaç gün konuşmamıştık. Ertesi gün telefonu yüzüne kapattığım için kendimi kötü hissettim. Ama incinmiştim. Gururuma yenik düşmüştüm. Tartışmamız üzmüştü beni. Birkaç gün sonra seni aradım. Özür diledik karşılıklı. Bir daha konuşmayacağımızı düşünmek, ikimiz için de acı vericiydi. Bir mutluluk balonu içinde güvende hissedebileceğin bir sığınak yaratman için, hep bana gelmeni sağlamaya çalışıyordum.

Kitaplarım senindi

Kitaplarımın senin de olduğunu her zaman biliyordun. Her kitabın bir değeri vardır. Her hikaye ruhumuzu özgürleştirir ve sen kitaplarımı almayı, yanımda yüksek sesle okumayı, yorum yapmayı severdin. Senin o fısıltı halinde çıkan, sempatik sesinden anlatılanları dinlemeyi seviyordum. Bazen sürekli konuşurdum. Sen yatağa çökerdin. İşte o zaman biraz uzattığımı anlardım. 

Sorun sevgiden yoksun toplum

Bizim için mesele açıktı, sorun biz değildik. Sorun biz değiliz. Sorun sevgiden yoksun toplumumuzdu. Sevginin ne olduğunu, bir arkadaşı sevmenin, yaşamanın ve kolektif olmanın ne anlama geldiğini merak ettik. Kendimizde de zehiri bulduk. Kadınlar konuşmaktan, durumlarla yüzleşmekten korkuyordu. Ama dürüst olmak gerekirse benden çok daha güçlüydün. Kafa karışıklığı içinde de olsan konuşmaya çalıştın. Konuştun ama sonrasında kendini kötü hissettin. Ben ise bazı durumlardan hep kaçtım. ‘Bazı durumlar’ diyorum çünkü bazen cesaretin örnek oldu ve ben de cesaret buldum.