Tarafları belirginleştirmek

Aykan SEVER yazdı —

23 Eylül 2020 Çarşamba - 21:20

  • ABD seçimlerinde giderek eli güçlenen Trump’ın Biden kazansa dahi İran ve BM başlığında ciddi bir hasarı geride bırakmaya dönük tedbirler aldığı görülüyor. 

Geçtiğimiz hafta ABD’nin himayesinde İsrail- Birleşik Arap emirlikleri (BAE) ve Bahreyn arasında imzalanan Abraham Accord adı verilen “normalleşme” anlaşmasıyla sürmekte olan yeniden paylaşım savaşını Trump yönetimi farklı bir evreye taşımak istiyor. Bunu becerebilir mi ayrı mesele fakat anlaşmanın Trump’ın “zafer” anlatısının Netanyahu’nun yolsuzluk davaları ve Korona salgınını kötü yönettiği eleştirilerinden kaçmanın bir parçası olacağı gibi İran’ı çevreleme harekatının da önemli bir adımına dönüşeceğini şimdiden gösteriyor.

Anlaşmaya dolaylı olarak dahil edilen ülkeler Mısır, Sudan, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Ürdün diye uzatılabilir. Yakın zamanda Katar’ın da ABD’nin bu ülkeye dönük yeni politikalarıyla bu ittifaka dahil olması beklenebilir. Böyle bir şey gerçekleşirse TC’nin de bugüne kadar dayandığı önemli finans kaynaklarından birinin Katar olması hasebiyle yeni bazı zorluk/olanaklarla karşı karşıya kalması mümkün. Özellikle ABD’nin bölge müttefiklerinin İran karşısında yetersiz kara gücü düşünülünce TC ve himayesindeki çetelere ihtiyaç artıyor.

Anlaşmanın odağında İran’da rejim değişikliğinin olduğu aynı zamanda bölgenin yeni ekonomik politikalarla bütünleştirilmeye çalışılacağı ön görülebilir. Tek ürün petrole dayalı ekonominin uzun vadede yürümeyeceğini bölge ülkeleri görüyor. Eldeki sermaye ile yeni çıkış olanakları arayacaklar. Mesela Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün’de yapılması düşünülen mega-akıllı kentler kendilerince böyle bir çıkış olanağı olabilir. Ayrıca Körfez’den İsrail’e çekilmesi düşünülen  enerji boru hattı gibi adımlar başlangıç olarak bu ittifakı yeterince motive eder. ABD’nin başta BAE olmak üzere bölge ülkelerine yapacağı silah satışları ise bu işin artısını oluşturacaktır.

ABD seçimlerinde giderek eli güçlenen Trump’ın Biden kazansa dahi İran ve BM başlığında ciddi bir hasarı geride bırakmaya dönük tedbirler aldığı görülüyor. Trump, Obama döneminde İran’la imzalanan nükleer anlaşmasını bu hafta tek taraflı olarak fiilen yırtıp atmaya, 2015 öncesi BM yaptırımlarını yeniden yürürlüğü sokmaya hazırlanıyor. Bu doğrultuda hafta başı üç ABD bakanlığınca kapsamlı yeni yaptırım kararları açıklandı. Bu çerçevede ABD daha önceden İran yaptırımlarından muaf tuttuğu TC gibi ülkelere tanıdığı muafiyeti de artık kaldırabilir. Doğrudan İran ya da İran’ın etkisinin olduğu varsayılan Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen sahalarında da pekala yeni saldırılar söz konusu olabilir. Geçtiğimiz ay ABD’nin İran Özel Temsilciliği’ne Elliot Abrams gibi kanlı işlerde epey tecrübeli bir ismin atandığı düşünülürse gerisini siz hesaplayın…

İran’a karşı BM ambargolarını yeniden başlatmakta ısrar eden Trump yönetimi bu konuda BM Güvenlik Konseyi’nde yalnız kaldı. BM’den hoşlanmadığı açık olan Trump yoksa BM’yi tamamen işlevsizleştirmeyi mi hedefliyor sorusu ise ister istemez akla geliyor.

İran ve “müttefikler”inin de bu süreçte boş durduğu söylemez. İran nükleer anlaşma konusunda Lahey Adalet Divanı’nda ABD’ye karşı yeni bir süreç başlattı. Uzun sürmesi beklenen yargılamalardan İran’ın hemen sonuç beklemekten çok Batı’yı etkileme adına ABD’ye karşı bir hukuki meşruiyet tablosu çizme arayışında olduğu söylenebilir. Ayrıca ve daha önemli bir gelişme ise mevcut postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının iki önemli aktörü olan Çin ve Rusya’nın (bana göre kendi müttefiklerini tanımlamak ve mümkün olduğu kadar belirginleştirmek için) bu hafta başlattıkları Kafkas 2020 askeri tatbikatı. 26 Eylül’e kadar sürmesi beklenen tatbikata Çin, Belarus, Rusya, Ermenistan, Myanmar, İran ve Pakistan katılıyor. Gözlemciler: Azerbaycan, Endonezya, Kazakistan, Tacikistan ve Sri Lanka. Davetli oldukları halde Hindistan ABD baskısıyla, Azerbaycan Ermenistan gerekçesiyle, Sırbistan da başka mazeretlerle tatbikata iştirak etmiyor. Bu tatbikat bir taraftan İran’ın arkasında durulduğunun göstergesi olurken diğer yandan çeşitli nedenlerle “sallantıda” diye değerlendirilen Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan ve dolaylı olarak Belarus halkına gözdağı verme gibi bir işlevi de olabilir.

Burada TC nerede diye soracak olursanız; emperyalist-saldırgan politikalarına rağmen Batılı finans çevrelerine olan yaklaşık 500 milyar dolar civarı olan borç ve çevre ülkelerden çok daha güçlü olan ordu + devşirilen islamcı çetelerin varlığı; göçmen tehdidinin yanı sıra AB içindeki geniş beşinci kol faaliyetlerinin yarattığı ürküntü sayesinde ayakta kalıyor. Borçların geri ödenememesi durumu kuşkusuz Batı ekonomilerini de krize sürükleyecektir. Bu yüzden iyi kötü sağılabilen bu ineğin hayatta kalması şart. TC’nin askeri olanaklarına gelince bu kimi komşu ülkelere tehdit gibi gözükse de uzaktakilerin gözünü ışıldatabiliyor…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.