Tartışmada başa mı dönüyoruz?

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • Artık Kılıçdaroğlu’nu destekleme gibi bir şey yok. Yani birinci turda desteklemek yanlışsa artık bu yanlış kabul edilsin, edilmesin bir daha yapılmayacak. Ama önümüzde yerel seçimler var.
  • Temel mesele “ne tek listedir, ne de Kılıçdaroğlu’na verilen destektir.” Temel mesele bu seçimi en başta gayrı meşru ilan etmek ve seçim gecesi sandık sonuçlarını kesinlikle kabul etmemekti.
  • HDP kendi adayı ve tek listeyle seçime girseydi, belki birkaç vekil fazladan çıkarabilirdi, aynı zamanda kendi adayıyla seçime girseydi, belki kendi seçmenini çok daha seferber edebilirdi. Ama sonuç değişmezdi, Erdoğan seçimi yine de çalacaktı.
  • Bu kuşatma kırılmadan ne demokrasi gelir, ne de Kürt sorunu çözülür. Başkan Apo’nun üçüncü yol paradigması Batı’nın ve Orta Anadolu’nun halklarından uzaklaşma çizgisi değildir. Bu halklara “Ergenekoncu laiklerin” ve “faşist dincilerin” dışında bir perspektif verme çizgisidir.

Tartışmayı “düzeltilmesi gereken” ideolojik, politik ve örgütsel zayıflıklara yönlendirmek, ikincil ve üçüncül yanlışlara geçerken değinmek ve varsa sorumlulardan hesap sormak, bunu da tasfiyeciliğe vardırmamak bana en doğru yöntemmiş gibi geliyor.

Şu sırada bazı HDP’li arkadaşlar, ansızın tartışmayı “Kılıçdaroğlu’nu desteklemek yanlıştı, seçime ilk turda kendi adayımızla girmeliydik, tek listede ısrar etmeliydik” noktasına getirdiler. “Tek listede ısrar” kesinlikle şarttı. Ancak ilk turda Kılıçdaroğlu lehine adayı geri çekme konusu tartışmaya açıktır.

Elbette tartışılmalıdır da. Hele Eşbaşkan Pervin Buldan “ben de kendi adayımızla seçime girmekten yanaydım” dedikten sonra tartışma kaçınılmaz oldu. Çünkü parti yönetiminde “adayı geri çekme” yanlıları bu durumda ya “yanlış yaptık” demek zorunda kalacaklar ya da aldıkları kararın doğruluğunu savunacaklar.

Ancak bana kalırsa bu tartışma amaca pek uygun görünmüyor. Önemsiz olduğundan değil, “başarısızlığı” bu gibi yanlışlara bağlamak, seçimi kendi hatalarımız yüzünden kaybetmişiz gibi bir sonuca, tartışanların niyetinden bağımsız olarak yol açıyor. Bu ise faşist rejim şartlarında yapılan bu seçimi kendiliğinden “meşrulaştırıyor.”

Şurası çok açık: HDP kendi adayı ve tek listeyle seçime girseydi, belki birkaç vekil fazladan çıkarabilirdi, aynı zamanda kendi adayıyla seçime girseydi, belki kendi seçmenini çok daha seferber edebilirdi. Ama sonuç değişmezdi, Erdoğan seçimi yine de çalacaktı.

Bu da gösteriyor ki, temel mesele “ne tek listedir, ne de Kılıçdaroğlu’na verilen destektir.” Temel mesele bu seçimi en başta gayrı meşru ilan etmek ve seçim gecesi sandık sonuçlarını kesinlikle kabul etmemekti. Aynı zamanda seçimde Kılıçdaroğlu’na Kürt halkının verdiği büyük desteği, CHP’nin tabanını seçim sonuçlarına karşı direnmeye çağırırken güçlü bir argüman olarak öne sürmekti: “Biz sizin partilerinizi faşist saldırı altında destekledik, ama bu partiler seçim gecesi size ihanet etti. Çalınan seçimi meşrulaştırdı. Direnmeden faşizme teslim oldu. Erdoğan karşıtı Siz seçmenleri desteklemeye hazırız, birlikte direnelim” çağrısı yapmaktı.

Kılıçdaroğlu’nu desteklemeyi hata haline getiren işte bu kararlı tutumu göstermemiş olmamızdır.

“Bu çağrı neye yarardı ki” demeyin. Şu ara “ittifak politikasını toplumsallaştırmaktan” söz ediyoruz. Seçim öncesi ittifak politikamızın “Kılıçdaroğlu’nun HDP’yi muhatap almasına” bağlamanın yanlışlığını konuşuyoruz. Muhalif parti yönetimleriyle diyalog elbette gereklidir. Ama ittifak politikasını “parti yönetimleriyle” diyalogla sınırlamak yanlıştır. Seçim öncesinde örneğin CHP tabanını demokrasi mücadelesinde aktifleştirmek mümkün değildi. Bu tabanın Kürt halkına karşı önyargılarını kırmak zordu. Ama seçim gecesi partilerinin teslimiyetçi geri çekilişinden hayal kırıklığına uğrayan bu milyonlarca seçmene “seçim meşru değildir, direnin” çağrımızın kesinlikle büyük bir yankı uyandıracağından şüphe bile edilemez. Yapmadığımız budur. Kılıçdaroğlu’nu desteklediğimiz için değil, seçim gecesi Kılıçdaroğlu gibi davrandığımız için yanlış yaptık. Bu yanlışı yapmasaydık, Kılıçdaroğlu’na verdiğimiz destek kitleler az ya da çok hareketlendiğinde, HDP’ye büyük bir güç katacaktı. Bu çağrıya ihanete uğrayan birkaç bin hatta birkaç yüz seçmenin yüzünü çevirmesi bile ittifak politikasının “toplumsallaşması” yolunda somut bir adım olacaktı.

İttifak politikasının “toplumsallaştırılması” ne demektir? Kimi zaman toplumsallaşma denince “halka gitmek, işçi sınıfı içinde çalışmak, aydınları sanatçıları v.s. kazanmak” anlaşılıyor. Bir bakışta bu yaklaşımın “günlük parti çalışması” olduğu kolayca anlaşılır. Bu çalışma bin yıldır yapılmaktadır. Sonuç vermemesinin derin nedenleri vardır.

İttifak politikasını toplumsallaştırmak “kitle içinde çalışmanın” ötesinde politik bir meseledir. Kürt halkını Batı Türkiye’nin “modern, laik, Batıcı, Kemalist” nüfusundan ve  Orta Anadolu’nun “muhafazakar, dindar ve Batı karşıtı” nüfusundan tecrit eden kuşatmayı kırmak politikanın işidir. Bu kuşatma kırılmadan ne demokrasi gelir, ne de Kürt sorunu çözülür. Başkan Apo’nun üçüncü yol paradigması Batı’nın ve Orta Anadolu’nun halklarından uzaklaşma çizgisi değildir. Bu halklara “Ergenekoncu laiklerin” ve “faşist dincilerin” dışında bir perspektif verme çizgisidir. Bu çizgi politik taktiklerle uygulamaya konur.

Kılıçdaroğlu’na destek kararı, eğer seçim gecesi desteklediğimiz Kılıçdaroğlu’nun ihanetini yerden yere vursaydık, bu karar üçüncü yol temelinde doğru bir politik taktik olurdu.

Birinci turda HDP’nin kendi adayını çıkarmasını savunan arkadaşlarımız, belli ki ikinci turda Kılıçdaroğlu’nu desteklemeye karşı değiller. 

Bu durumda onlardan beklenen tartışmayı “birinci turda mı yoksa ikinci turda mı Kılıçdaroğlu’nu desteklemek doğruydu” gibi dar bir alana sıkıştırmak yerine, hangi turda olursa olsun Kılıçdaroğlu’na verilen desteğin seçim gecesi nasıl bir tutum takınıldığında devrimci demokratik bir karakter kazanacağı ve ittifak politikamızın toplumsallaşmasına hizmet edeceği konusunda düşünmeleridir.

Artık Kılıçdaroğlu’nu destekleme gibi bir şey yok. Yani birinci turda desteklemek yanlışsa artık bu yanlış kabul edilsin, edilmesin bir daha yapılmayacak. Ama önümüzde yerel seçimler var. Hemen şimdi faşist rejim altında yapılacak bütün seçimlerin gayrı meşru olduğunu ilan edelim ki, yerel seçim gecesi aynı hatayı yapmayalım.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.