Tartışmaya kişisel katkı

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • HDP’nin bileşeni Demokratik Bölgeler Partisi’ni yeniden yapılandırarak HDP içinde Kurdistan’ı temsil eden bir partiye dönüştürmeli ve onu belirleyici bir bileşen yapmalıyız. 

“Demokratik özerklik” vaktiyle merkezi bir kavramdı. Şimdilerde ideolojik sisler arasında kaybolmuşa benziyor. Bunun sebebi belki de, mevcut rejim yıkılmadan, demokratik özerkliğin Kurdistan’da yükselecek serhıldan sürecinde ulaşılacak bir hedef olarak öne konması ve ardından bu hedefe ulaşılamamış olmasıdır.

Demokratik özerklikle serhıldan arasındaki bağ inkar edilemez. Türk devletinin “imana” gelip, anayasasında bir değişiklik yaparak Kurdistan’ın özerkliğini tanıyacağını düşünmek bile aymazlık olurdu. Ancak serhıldanın da zafere ulaşması, devrimci durumla örtüşmesine bağlıydı. Türkiye ile Kurdistan’da devrimci süreç “eşitsiz” gelişti ve Türkiye’de yükselen “karşı devrim” Kurdistan’da yükselen “devrimci sürece” şimdilik üstün geldi. 2015 yılından bu yana politik durumun özeti bana sorarsanız böyledir.

“Üstün geldi” deyince yanlış anlaşılmamalı. Türk devleti, Kürt halkının kendi örgütüne ve önderliğine olan sarsılmaz bağlılığında bir tuğla bile oynatamadı. Şimdilik mücadelenin “serhıldanlara” dönüşmesini engelledi. Serhıldanların “öznesi” yerli yerindedir, ancak ortada serhıldan yoktur. Demek ki, vakti saati gelince yeniden varolacaktır.

Demokratik özerklik devrim meselesidir.

İyi de bu böyle olduğuna göre programın merkezi hedefi olan demokratik özerkliği sisler ardında unutulmaya mı terketmek gerekir? Asla. Yapılması gereken demokratik özerkliğe giden yolu döşeyecek adımlar atmaktır.

Önce “Türkiyelilik” paradigmasından şu yanlış anlamayı gidermek gerekir: Bu paradigma asıl olarak “demokratik ulus” paradigmasının Türkiye somutundaki adıdır. Demokratik ulus Türklüğün de Kürtlüğün de tek bir kabın içinde eriyip yok olması ve ortaya başka bir “ulusun” çıkması demek değildir. Demokratik ulus “çeşitlilik içinde birliktir.” Türk yine Türk olarak, Kürt yine Kürt olarak diğer etnisiteler, dinler ve kültürler yine aynı kalarak demokratik ulusun içinde var olacaktır. Demokratik ulus bütün ulusların birbirlerini “asimilasyonla” yok etmesi değildir. Peki nedir? Demokratik ulus içinde yer alan ulusların “milliyetçiliğini”, yani birbirlerine düşmanlığını kaldırmaktır. Bütün uluslar demokratik ulus içinde kendi dillerinde, kültür ve hümanist geleneklerinde aynı amaçları savunacaklar, hep birlikte aynı yolda yürüyeceklerdir. Sonuçta çok dilli, çok kültürlü, çok inançlı yepyeni bir insan topluluğu doğacaktır. Özetle hiç kimse Türklere “Türklükten vazgeç”, Kürtlere “Kürtlükten vazgeç” demiyor.

‘Ortak vatan” kavramına gelince. Bu kavram “demokratik özerkliğin” kaçınılmaz bir sonucudur. Aklınızda “bağımsız bir Kürt devleti” hedefi olsa bile, eğer bu hedefe ulaşmadan önce “demokratik özerklik” diyorsanız, demek ki, “aynı devletin”, yani “ortak vatanın” içinde yaşayacaksınız. Tıpkı Başur’un “ortak vatan Irak’ta” yaşadığı gibi.

Hiçbir Kürt “ortak vatan” hedefini son hedef olarak görmüyor. Bir milliyetçi Kürt için ortak vatan bağımsız Kurdistan yolunda geçici bir duraktır. Apocu konfederalist bir Kürt için de “ortak vatan Türkiye” geçici bir uğraktır. Onun amacı “ortak vatanı” sürekli genişletmektir; Bütün Kürt düşmanı ulus devletleri “Demokratik Cumhuriyet’e” dönüştürmek, onları “Ortadoğu Konfederal ortak vatanında birleştirmektir.” Avrupa Birliği’ni de orada yaşayanların ortak vatanına Konfederal devrimci süreç yoluyla kavuşturmaktır. Kuzey Afrika’yı, Kafkasya’yı, Balkanlar’ı bu yolla “ortak vatanlar” olarak inşa etmektir. Sonuçta evrensel konfederalizme yükselerek, kapitalist moderniteden demokratik moderniteye ulaşmaktır. Kaybedilmiş komünal cenneti yeniden kazanmaktan söz ediyoruz.

Demek ki, Kürt halkının “milliyetçi” ve “Konfederalist” kolları “demokratik ulus ve ortak vatan” durağına kadar birlikte yürüyebilirler. Öyleyse Kürt ulusal birliği için bu hedef birleştiricidir.

Ancak “ortak vatan” kesinlikle “Türkiye vatanseverliğine” dönüşmemeli, sanki varılacak son noktaymış gibi idealize edilmemelidir. Çünkü şu anda Türkiye Cumhuriyeti topraklarında, inkar edilse bile “Türklerin ve Kürtlerin iki ayrı vatanları” mevcuttur. Türkiye ve Kurdistan… Türk çoğunluğu ortak vatana karşıdır ve Kürt çoğunluğu ortak vatandan yanadır. Mücadele Kurdistan’ı “sömürge statüsünde” tutmak isteyenlerle, onu ortak vatanda demokratik özerklik statüsüne kavuşturmak isteyenler arasındadır.

İyi de başa dönersek, demokratik özerklik hedefine ulaşmak için nereden başlamalı?

Benim görüşüm şöyledir: Bu hedefe HDP’den başlamalıyız. HDP’nin bileşeni Demokratik Bölgeler Partisi’ni yeniden yapılandırarak HDP içinde Kurdistan’ı, Alevisi, Sünnisi, Êzîdîsi ve Hıristiyanı ile temsil eden bir partiye gerçekten dönüştürmeli ve onu belirleyici bir bileşen yapmalıyız. Aynı zamanda DBP’ne HDP içinde “demokratik özeklik” statüsü kazandırmalıyız. Bu parti Kurdistan’da izlenecek olan siyasi mücadelenin bütün kararlarında özerk olmalı, seçimlere nasıl, hangi adaylarla katılacağına, hangi sloganlarla kampanya yürüteceğine, parlamento dışı mücadelede hangi yöntem ve biçimleri uygulayacağına kendisi, kendi tabanıyla birlikte karar vermelidir.

HDP’nin Türkiyeli bileşenleri, yani metropollerde örgütlü olanlar da benzer bir özerkliğe kavuşturulmalıdır. Göçle metropollerde yaşayan Kürt toplumu Türkiyeli bileşenlerle ittifak içinde olduğu gibi, kendi ana vatanlarının “Kürdi partisi” olan BDP’nin Türkiye seksiyonları gibi örgütlenmelidir.

HDP tüm bu kolları bünyesinde birleştirmeli ve hepsinin mücadelesinde eşgüdüm merkezi işlevi görmelidir.

“Demokratik ulusa ve ortak vatana yürüyüş” ne iki ulusun varlığını ne de iki vatanın varlığını, bu hedeflerin yanına bile yaklaşılmamışken silikleştirmeye, muğlaklaştırmaya neden olmamalıdır.

Bu öneride yanlış olanlar bana ait, eğer doğru olanlar varsa onlar da size ait olsun.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.