Türk-Yunan savaşı olursa, Türkiye’nin hali nice olur?

Veysi SARISÖZEN yazdı —

8 Eylül 2022 Perşembe - 09:00

  • Erdoğan’ın bu “yarım savaş ilanına” karşı uluslar arası tepkinin çığ gibi büyüyeceği ve Erdoğan’ın “yola getirileceği” ortaya çıktı. Ve işte utanmazcasına tornistan yaptı. Yaparken de “kuyruğu dik tutmak” için “Rum’u korkuttum” demeye getirdi.
  • Türkiye Yunanistan’la savaşa girerse yenilir. Ukrayna ne NATO ve ne de AB üyesidir. Yunanistan ise hem NATO, hem AB üyesidir ve bu ülke Türk devletinin yerine ABD tarafından NATO’nun Güney Doğu vurucu gücü olarak silahlandırılıyor.

Dün yazdığım yazı şöyle bitmişti:  

“İşte o zaman (Türkiye) yıllardır yatırım yaptığı Deniz Çıkartma Filosu ile Ege Adalarına saldırabilir.  

Sonrası Türk-Yunan savaşıdır ki, gazetem izin verirse yarın da bu savaşın nasıl sonuçlanabileceğini, özellikle “Mavi Vatan” sevdalısı “ulusalcı ve ulusolculara” anlatmaya çalışacağım.” 

Gazetem izin verdi ama, “Türk-Yunan savaşı” ile ilgili durum da bir gün için de değişti. Medya Haber’de Pazartesi günü Türk devletinin böyle bir savaşta ne hale gelebileceğini bir nebze anlatmıştım. Bugün de konuya devam edecektim. 

Ama o da ne? Erdoğan “bir gece ansızın gelebiliriz” dedikten bir gece sonra “şahsım konuşur konuşmaz Yunanistan aklını başına topladı” demesin mi? Bir gece içinde Yunanistan ne yaptı da yola geldi? Bir gecede olan şu: Erdoğan’ın bu “yarım savaş ilanına” karşı uluslar arası tepkinin çığ gibi büyüyeceği ve Erdoğan’ın “yola getirileceği” ortaya çıktı. Ve işte utanmazcasına tornistan yaptı. Yaparken de “kuyruğu dik tutmak” için “Rum’u korkuttum” demeye getirdi. 

Ben de Erdoğan gibi böbürlenmeli miyim? Bu diktatör taslağı “anlattıklarımı duyunca ne edeceğini şaşırdı” gibi gülünç bir palavra savurmalı mıyım? Nasılsa “korkuttum” diyerek söz verdiğim konuyu ele almaktan vaz geçmeli miyim? 

Olmaz. Çünkü Erdoğan palavra atmadı. Türk devletinin gerçek niyetini bir kere daha ağzından kaçırdı, kaçırdığına pişman oldu. 
Türkiye 1963 Kıbrıs krizinden ve “NATO silahlarını kullanamazsın” diyen Johnson mektubundan bu yana en büyük yatırımını “amfibik” yani çıkartma gemi filosuna yaptı. Şu sıra “Anadolu” adlı muazzam çıkartma gemisi Türk savaş filosuna “amiral gemisi” olarak katılmak üzere. Ve yine o yıllarda Yunanistan’a karşı NATO’ya bağlı olmayan Ege Ordusu’nu kurdu. Adaların silahlanmasına neden itiraz ediyorsunuz? 

Amfibik gemi savunma silahı değil, taarruz silahı. Hedefi bir gerilim anında Yunan adalarına tank, top, piyade ile çıkartma yapmak. Yani “bir gece ansızın” hiç değilse birkaç adayı işgal etmek. 

O zaman konumuza dönelim. Bunu yapabilir mi diye sormanın anlamı yok. Denir ya, dekorda eğer bir silah varsa piyesin bir yerinde bu silah patlayacaktır. Aslında çok perdeli bu piyesin her perdesinde bu silah, özellikle Kürdistan’a karşı defalarca patladı. Yine “ya patlarsa” diyerek, “korkulu rüya görmektense uyanık” olacaksın. 

Eğer Türkiye bugünkü silahlanmayı 1967 yılında, yani Yunanistan’da Albaylar cuntasının darbe yaptığı yıllarda gerçekleştirseydi, bilin ki, 1974 yılında yalnız Kıbrıs’ı “barış getirmek için” işgal etmeyecek, “Yunanistan’a demokrasi getirme” iddiasıyla Atina’ya yürümeye bile kalkacaktı. O zaman zayıftı. Küçücük Ada’yı işgal ederken kendi koskoca gemisini bombalayıp batırmıştı. Ama şu anda Türkiye tepeden tırnağa silahlanmış durumda. 

Erdoğan’ı boş verin. O, Türk devletinin “amigosu”dur. Türk devletinin “şahinleri” şu anda Ukrayna Savaşı’nın seyrine bakarak yeniden “Mavi Vatan” için kendisine gün doğduğunu sanmakta. Rusya Kırım’ı alır ve Ukrayna’yı işgal ederken, Batı Rusya ile doğrudan savaşı göze alamadığı için, ben de birkaç adayı kapıp Üsküdar’ı geçerim diye düşünüyor. Ardından da Şanghay İşbirliği Örgütü’ne kapağı atarsam, Batı arkamdaki Rusya ve Çin karşısında çaresiz kalır hesabını yapıyor. 

Ulusalcılar ve onların “sol” varyantı “ulusolcular” bu emperyalist plana ağızlarının suyu akarak bakıyorlar. HDP’den uzak, CHP’ye yakın “Güçbirliği” partilerinin 30 Ağustos’u heyecanla kutlamaları ve bu bayram gününün yalnız “zafer bayramı” olmadığını, “Silahlı kuvvetler bayramı” olduğunu “gizlemeleri”, solun eski “ordu-millet el ele milli cephede” milliyetçiliğini hatırlatıyor. Bunlar bir Türk-Yunan savaşında “kendi bölgesel emperyalist devletlerinin yenilgisi” için mücadele etmek şöyle dursun, bunu akıllarının köşesinden bile geçiremezler. Üçüncü yol Türkiye ve Yunan devrimcilerinin kendi emperyalizmlerinin yenilgisi için mücadele etmesini anlatıyor. Etmeyene de “sosyal milliyetçi ve sosyal emperyalist” deniyor. 

İşin gerçeği şudur: Türkiye Yunanistan’la savaşa girerse yenilir. Ukrayna ne NATO ve ne de AB üyesidir. Yunanistan ise hem NATO, hem AB üyesidir ve bu ülke Türk devletinin yerine ABD tarafından NATO’nun Güney Doğu vurucu gücü olarak silahlandırılıyor. Adalara konuşlanan ABD üslerinin ve askerlerinin sayısı artıyor.  

Erdoğan’ın Şanghay politikası Türk devletinin böyle bir savaşta yenilgisine Türkler, ulusalcılar ve ulusolcular  kendi devletlerini desteklese bile çare olamaz. Çünkü ne Rusya ve ne de Çin Türk devleti için, şu aşamada Batıyla savaşmayı göze alamaz. “Nükleer dehşet dengesinden” söz ediyorum. 

Erdoğan’ın Tekno-festlerde Türk savaş sanayisi hakkındaki atıp tutmalarına da bakmayın. Savaş tanklarla, uçaklarla ve gemilerle yapılıyor. Türk devletinin tankları, uçakları ve gemileri, Yeniçeri ordusunun atları, katırları, kalyonları yanında, bir savaş durumunda birkaç ay içinde “ölü katıra, ölü köpek balığına ve ölü leş kargasına” döner. Atların doğuştan kalpleri vardır, kalyonlar motorla değil rüzgarla yüzer, “dışa bağımlı” değildir. Erdoğan’ın bırakalım tankları, uçakları ve gemileri SİHA’larının bile “kalbi”, yani motoru optik aksanı savaşa tutuşmaya yelteneceği NATO ülkelerinden gelmekte. Türk devleti ile savaşta Yunanistan kaybettiği tankları, uçakları ve gemileri NATO’dan temin eder, Türkiye şu sıralar “motor” yapmak için milyarları harcasa da, “bir gece gelirse” tankların, uçakların ve gemilerin “gövdelerini” yapsa da bunlara koyacak motor bulamaz. Ordu envanterini Şanghay ülkelerinin silah sistemlerine adapte etmesi ise on yılları alır ve trilyonlarca dolar Türk ekonomisini yıkar. Sonuç olarak savaşın belli bir aşamasında Türkiye silahsız kalır. 

Meşhur “Savaş Sanayii Başkanlığı’nın” Başkan Yardımcısına “Altay tankları ne oldu” diye sorduklarında “Almanya motor ve transmisyon vermedi, o neden Altay tankı yok” demişti. Bu “Altay” ismi İzmir’e giren süvari alayı komutanı Fahrettin Altay adından geliyor; o zamanlar süvariler atlıydı, “doğuştan kalpleri” vardı, Akar’ın “süvarilerinin kalpleri” ise çarşıdan satın alınıyor. Alamadın mı, tek mermi atamadan, teslim olursun. 

Bu yazdıklarım, Erdoğan-Bahçeli iktidarının “militarist” propagandasının kofluğunu ve Türkiye ekonomisi için yıkıcı, işe yaramaz bir yük olduğunu gösteriyor. 

“Teröre karşı” silahlanıyorlarmış. Bu silah yığını gerillaya karşı savaş için ölçülemeyecek kadar fazla ve masraflıdır. Mesela Anadolu çıkartma gemisi Zap’ta yüzemez. NATO devletleriyle savaş için ise bu ordu beş para etmez. 

O halde Türk devleti bir savaşta mağlup olacağını bile bile ve gerillaya karşı kullandığı silahların zafer kazanmaya yetmeyeceğini kırk yıldır gördüğü halde neden silahlanıyor? 

Neden olacak; Sınai-askeri kapitalist kompleksin başındaki “damat” vasıtasıyla milyarları cebe indirmek için…Ulusalcı ve ulusolculara bu paralardan birkaç kuruş düşer mi, bilemiyorum.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.