Türklerin kimi vurduğu muamma değildir?

Dilzar DÎLOK yazdı —

15 Temmuz 2020 Çarşamba - 16:26

Kürtler yüzyıllık bir vahşi soykırım sistemi altında yaşıyor. Bunun son yarım asırlık kısmı PKK’nin, başta vahşi soykırım sisteminin en temel uygulayıcısı olan Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere tüm egemenlere karşı verilen varlık ve özgürlük mücadelesiyle geçti. Bu son 50 yıl boyunca soykırımın türlü halleri Kürtler üzerinde uygulandı. Özelde de PKK öncülüğünde özgür yaşama ısrarındaki Kürtlere yönelik uygulamalar dünyada benzeri görülmemiş bir vahşet düzeyine ulaştı. Türkiye Cumhuriyeti Kürtlere karşı düşmanlığını, Kürtlerin varlığı ve özgürlüğü için yürüttüğü öncü mücadelesiyle PKK’ye karşı yoğunlaştırarak sürdürdü. Artık “en iyi Kürt ölü Kürttür” sözü dahi hafif kalan uygulamalar PKK ile özgürleşme arzusunu duyumsayan Kürtlere karşı esas alındı.

Türkiye Cumhuriyeti faşist bir rejim olmakla birlikte AKP-MHP’nin iktidar olmasıyla seksen yıllık tarihini kat kat aşan bir vahşet uyguladı. Kürtlere en fazla zulüm bu dönemde uygulandı. Çünkü artık Bakur Kürdistan başta olmak üzere dört parça Kürdistan’da Kürtler Önder Apo paradigmasını tanımış, benimsemiş, PKK’yi sahiplenmiş, PKK saflarını tüm koşullara rağmen büyütmüş, mücadelesini süreklileştirmiş, fedaileşme düzeyinde bir öncü özgür Kürtlük yaratılmış, bunun yanında sempatizan, taraftar olarak onurlu yurtseverlik görevlerini canları pahasına yerine getirmişlerdir. Tüm bunlar PKK’nin tanımı olan halklaşma çerçevesinde olurken PKK’nin profesyonel yapılanması olduğu kadar yurtseverliği de tüm Kürdistan parçalarında büyük değişimler ortaya çıkarmıştır.

Önder Apo hiçbir zaman PKK’yi salt dağ başındaki gerillalar olarak darlaştırmadı. PKK, özgür düşüncesiyle vahşi soykırım sistemleri ve onun işbirlikçi güçleri karşısında varoluş mücadelesi veren tüm onurlu Kürtlerin nihayetinde bağrına basacağı bir arzu olarak Kürdistan sınırlarındaki filizlerini büyüttü ve tüm Ortadoğu’da büyük özgürlük ormanları yarattı. Kürtlerin varsa aldığı bir nefes, işte bu ormanlar sayesindedir. Bu anlamıyla da PKK dağlardadır, ovalardadır, şehirlerdedir, köylerde ve mahallelerdedir.

PKK Bakurê Kurdistan’ın her yerindedir. Mezar taşlarının ruhundadır. Ki düşman bu bilinçle nefretle saldırmaktadır. Rojava Kürdistan’dadır. Ki bundan dolayı Önder Apo uluslararası bir komplo ile esir edilip İmralı işkence sistemine alındığında binlerce Rojavalı Kürt gençi PKK saflarına akın etmiştir. tarihsel Kobanê direnişi döneminde Önder Apo’nun çağrısı ile tüm Kürdistan’dan ve dünyadan binlerce insan Rojava’ya akın etmiş ve direnişi zafere dönüştürmüştür. Başka da kimsenin gücü yetmezdi zaten.

PKK Rojhilat Kürdistan’ın tüm baskılarına ve yasaklarına rağmen her şehrinde ve köyündedir. 99 yılında gerçekleşen serhildanlar ve her gün yüzlerce gencin katıldığı bir tarih vardır. Ve PKK Başûrê Kurdistan’dadır. Tüm işbirlikçiliğe, ihanet çizgisine, Kürt düşmanı vahşi Türk milliyetçisi soykırım rejimine kendini her gün satan ve Başûr Kürdistan halkı üzerinde büyük baskılar kuran, MİT ajanlığını PKK yurtseverliğine tercih eden hanedanlıklara rağmen, PKK Başûr Kürdistan’da etkilidir. PKK halktır ve halk heryerdedir.

Tüm bu gerçekleri, verileriyle birlikte çoğaltabiliriz ancak bu kısa yazıda amaç bu değildir. Dikkati çeken husus, PKK’nin kendini bir halk hareketi olarak tanımlamasına, devrimci halk savaşı stratejisini esas aldığını ve halkın bulunduğu her yerde, her türlü devrimci yöntemle özgürlük mücadelesi verdiğini açıklamasına rağmen bu gerçeğin gözardı edilmesidir. PKK karşıtlarının Başûr’da PKK’nin varlığını kabullenmesi zordur. İlginç olan, düşman bile vurduğu zaman PKK vardı da vurdum derken birçok yurtseverin, aydın ya da gazetecinin “orda PKK yok, niye vurdular?” diye kendi kendilerine sorup kendileri de cevaplar üretmeleridir.

Şeladizê’de Türk devletinin yaptığı son katliamlarla, Mexmûr kampına yönelik saldırılarla, Şengal’e yapılan yoğun hava saldırılarıyla bu konu yeniden gündeme girmiştir. Ve her biri için de aynı sorular sorulmuş, hangi niyetle olursa olsun PKK’nin varlığını inkar düzeyinde cevaplar verilmiştir. PKK fiziki olarak Şeladizê’de olmayabilir, ancak PKK öncülüğünde yürütülen özgürlük mücadelesinin etkisi var. Burada yurtseverlik olmasa, Rojava devrimini güçlü sahipleniş olmasa, bölgede PKK yurtseverlerine yönelik işbirlikçilerin geliştirdiği ihbarlar ve ajanlık olmasa neden o gençler katledilsin peki?

Her gün Şengal halkı büyük bir vefa tutumu içinde “PKK bizi kurtardı, biz Önder Apo’nun paradigması temelinde kendi yaşamımızı inşa ediyoruz, kendimizi de biz YBŞ ile savunuyoruz” diye açıklamalar yapmalarına rağmen PKK’nin Şengal’de olmadığının söylenmesi de bu anlamda garip ve tabi ki temelsizdir. Şengal halkı KDP’li midir? Êzîdî halkını katliam karşısında bırakıp arkasına bakmadan kaçan peşmergelerin mi etkisindedir? Herkes şahittir ki böyle bir durum yoktur. PKK Şengal’de tarihi görevini yerine getirdikten sonra alandan çekilme kararı almış ve çıkmıştır. Buna tüm dünya şahitlik etmiştir. Ancak Êzîdî toplumun PKK’den etkilenmediğini, PKK düşüncesine bağlanıp kendi yaşamını bu temelde inşa etmeyeceğini söylemek de Êzîdîliğin bunca baskıya rağmen binlerce yıllık direnişini inkar etmek olur.

En ilginç olanı da Mexmûr üzerine söylenendir. Mexmûr kampı, PKK düşmanlığı yapmadığı için, koruculaşmadığı için, PKK yurtseverliğinden vazgeçmediği için köylerinden zorla çıkarılmış ve güney Kürdistan’a sürülmüş direnişçi Botan halkından oluşmuştur. Yıllardır bu kamp PKK öncülüklü bir demokratik sistem inşa edilmiştir. Bu temelde kendi eğitim, sağlık, savunma örgütlenmesini geliştirmiştir. Zaten kamp sakinleri kendi kamplarına Şehit Rüstem Cudî adını vermişlerdir. Rüstem Cudî, bilinmektedir ki büyük PKK şehididir. Bunlar da mı inkar edilecektir?

En son Türk dışişleri bakanı adıyla çalışan ve Kürt düşmanlığı diplomasisinden başka bir iş yapmayan Mevlüt Çavuşoğlu da Başûr Kürdistan’da PKK etkinliğini ilan ederek hedef göstermiş, tehdit etmiştir. İlgili örgütlerden de kamuoyunu aydınlatıcı açıklamalar olmuştur. Buna rağmen Kunemasî alanında Türk devleti hava saldırısı yapmış, bir gerilla şehit ve yine sivil halktan da yaralılar olmuştur. Bu saldırı sonrası da garip biçimde aynı sözler yükselmiş “orda PKK yok” nakaratı ortaya atılmıştır. Oysa orda PJAK’a bağlı bir gerilla şehit düşmüştür. Bilinmektedir ki PJAK, Önder Apo’nun fikirlerini esas aldığını zaten kamuoyuna ilan etmiştir. Yine aynı olayda yaralanan gencin annesi de “benim oğlum ile gerilla arasında fark yoktur” derken onurlu bir yurtseverlik duruşu sergilemiş, Önder Apo paradigması temelinde örgütlenen PJAK karşısındaki sempatisini ortaya koymuştur.

Tüm bunlara rağmen “PKK yok, niye vuruyor, tüm Kürtlere vuruyor, Kürt kazanımlarını hedefliyor” sözü bir boş laf olarak ortalıkta dolaşmaktadır. Niyet ne olursa olsun, bu tutum yersizdir. PKK’nin böyle bir mağduriyet ya da illegalite anlayışı yoktur. Tabi ki düşman PKK’ye vuruyor. PKK etkisindeki-etkinliğindeki bölgelere, insanlara, şehirlere, köylere, gençlere, annelere vuruyor. Çünkü düşmana vuran bir tek PKK’dir.

Tüm Kürtlere vuruyorsa neden Bakur’da TRT 6’i vurmuyor? neden Kürdistan isimli KDP’li partiler Bakur’da Kürdistan diyebiliyorken onurlu bir yurtsever şarkı bile dinleyemiyor? Neden ENKS Türkiye’de ağırlanıp maaşa bağlanıyor? Hepsinin varlığı, PKK düşmanlığı temelinde kabul edilmekte, Kürtlük tanımı olarak meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır.

Türklerin kimi vurduğu muamma değildir. Soykırımcı Türk faşizmi, tüm Kürtlere vurmuyor, PKK etkisindeki, Önder Apo etkisindeki onurlu Kürtlere vuruyor. Tersini iddia etmek, mücadeleyi büyütmüyor, Kürt kazanımları adı altında varlık ve özgürlük mücadelesi veren onurlu Kürtlüğü büyütmüyor. Buna karşı PKK de kendini daha da büyüterek intikam almaktadır. Evrenselleşen PKK gerçeği varken, PKK’yi Kürdistan’da daraltmak da ne Kürtlüğe ne de devrimci mücadeleye kazandırır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.