'K' çözümü
Suat BOZKUŞ yazdı —
- Komisyon raporu, Kürt sorunu demeden sorunu çözmek iddiasında. Bu, sağ ayağıyla sol kulağını gösterme cambazlığı, sorunu iyice karıştırıp gizleme gayretkeşliğidir.
80’lerin sonuna doğru İstanbul DGM savcısı, sol gazete-dergi sorumlu müdürlerini çağırıp uyarıyordu: “Bu 'K' harfi ne oğlum? Derginizde bu 'K' harfini görmeyeceğim. Gördüğüm an dergiyi toplatır sizi de tutuklarım.”
O günlerde savcılık takibinden kurtulmak için sol dergiler ve dernekler yazılarında 'K.' ve 'Türkiye K.' diyerek güya bir çözüm bulmuştu ama savcılık bu numarayı yutmadığını ilan ediyordu. Mizah dergileri ise daha geçerli bir formül bulmuşlardı. “Oradaki muhabirimizin bildirdiğine... Orada ....” deyip OHAL bölgesinden yani 'Ora'dan haberler yazıyorlardı.
Meclis Komisyonu'nun aylar süren çalışmasından sonra hazırladığı rapor, bize o günleri hatırlatıyor. 12 Eylül anayasası da açıkça Kürt ve Kürtçe demeden, Kürtçeyi yasaklayan bir madde yapmıştı. Öyle bir yasak dil tanımı yaptılar ki; o kapsama dünyadaki bütün dillerden sadece sadece Kürtçe giriyordu. Meclis Komisyonu raporu da Kürt sorunu demeden sorunu çözmek iddiasında. Bu, sağ ayağıyla sol kulağını gösterme cambazlığı, sorunu iyice karıştırıp gizleme gayretkeşliğinden başka bir şey değildir.
Bu çarpıklığı aklımızda tutarak devam edersek Bahçeli’nin “Gelsin Meclis'te konuşsun“ çağrısı ise hala havada asılıdır. Bırakalım Öcalan’ın Meclis'te konuşmasını, gazetecilerin İmralı’ya gidip röportaj yapması bile mümkün olmadı. Siyasi çözüme karşı olan ve kimlerin hesabına hareket ettiği belli olmayan ırkçı-sömürgeci çeteler ise kopardıkları yaygarayla adeta idam sehpaları kurmaya hazırlanıyor. Bu çeteler, benden sonrası tufan diyerek kıyamet senaryoları yazıyor ama kıyamet koparsa ne kaybedip ne kazanacaklarını iyi düşünmeleri gerekir.
Cumhuriyetin 100. yılı kutlamaları yapılırken açıkça belirtmiştik. Bu kafayla bu cumhuriyet 2. yüzyılı kurtaramaz. Mutlaka ilk yüzyılın hatalarından kurtulmak ve demokratik-eşitlikçi-özgürlükçü temelde kendisini yenilemek zorundadır. Bahçeli’nin çağrısı ve Öcalan’ın verdiği olumlu cevaptan sonra başlayan yeni sürecin, bu kadar yol aldıktan sonra ters yüz olması ve her şeyin silbaştan olması mümkün müdür? Halklarımızın son yüzyıllık deneyimi ve çekilen acılar, çok daha katmerli olarak yeniden mi yaşanacaktır?
Bölgenin ve dünyanın içinde bulunduğu duruma bakarsak şartların çok olumlu olduğunu söyleyemeyiz. Bu şartlarda barışçı siyasi çözüm yerine kışkırtmalarla vakit kaybetmek, halklarımızı içinden çıkılmaz bir kanlı sürece sürükleyebilir. Bu da kimsenin çıkarına değildir. Herkes ve her halk kaybeder. Bunu, herkesin görmesi gerekir. Kimse ucuz kahramanlık, kof kabadayılık yapıp halklarımızın geleceğini ateşe atmamalıdır.
Öcalan üzerindeki fiili tecrit kaldırılmalı ve baştan kabul edildiği gibi sürecin hızla gelişmesi için Öcalan’ın rolünü oynaması engellenmemelidir. Her sıkıntı olduğunda “Bak işte, olmuyor” deyip karamsarlık yaymak yerine barışçı-siyasi çözüm için halkın bütün güçleri seferber edilmelidir. Kişilerin, örgütlerin çok üstünde halkların özgürlüğü ve geleceği perspektifiyle harekete geçilmelidir.
Tarihi bir dönemdeyiz. Herkes tarihin doğru tarafında durmak ve inatla çözümü güçlendirip geliştirmek zorundadır. Kalıcı bir çözüm olacaksa halkların en geniş ve en güçlü biçimde gücünü ortaya koymasıyla olacaktır.
