İran ve Üçüncü Paylaşım Savaşı
Suat BOZKUŞ yazdı —
- Savaş uzadıkça yayılır ve işin içinden çıkılmaz hale gelebilir. Şimdiden hem ABD içinde hem de diğer devletlerde itirazlar başlamıştır.
Tarihçiler Birinci Paylaşım Savaşı'nın nedeni olarak Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahdı Arşidük Franz Ferdinand'ın, bir Sırp milliyetçisi olan Gavrilo Princip tarafından Saraybosna'da öldürülmesini yazar.
Tarihte ve toplumsal olaylarda bahane ayrı, gerçek neden ayrıdır. Bahaneler gerçek nedeni örtmek için uydurulan palavralardan ibarettir. Bazen gerçekler ve bahaneler birbirine karışsa ya da karıştırılsa da gerçek nedeni örtemez.
Lenin daha yüzyılın başında emperyalizm çağını köklü olarak analiz etmiş ve paylaşım savaşının kaçınılmaz olduğunu açıklamıştı. Lenin’den sonra iki büyük paylaşım savaşı yaşandı. İnsanlığa çok büyük yıkımlar getiren, büyük acılar yaşatan bu savaşlardan sonra SSCB’nin dağılması sürecinde Üçüncü Paylaşım Savaşı başlamıştır.
Herhalde ilerideki tarihçiler de Üçüncü Paylaşım Savaşı'nın nedeni olarak İran Dini Lideri Hamaney’in suikaste uğramasını gösterebilir ama gerçek nedeni örtemezler. Gerçek neden, emperyalistler arasındaki yeni paylaşım savaşıdır.
Birinci Paylaşım Savaşı'nda olmayan, İkinci Paylaşım Savaşı'nda Berlin’e dayanan Kızılordu’yu geçemeyen ABD şimdi meydanı boş bulup bütün dünyaya egemen olmaya teşebbüs ediyor. İkinci Paylaşım Savaşı'ndan sonraki dünyada Varşova Paktı'nın ve bloksuz ülkelerin bir ağırlığı vardı. BM kararlarının neredeyse hepsi de emperyalist kampın aleyhinde ve ezilenlerin lehindeydi. Bu atmosfer emperyalist kampı kısıtlıyordu. Şimdi ne BM’nin ağırlığı kaldı ne de uluslararası demokratik kamuoyunun. ABD ve İsrail kendisinin ortaya attığı iddiaları mutlak gerçek olarak gösterip işgal ve imha operasyonlarına girişiyor. Geçmişte Irak’a, Suriye’ye yönelik iddiaların hepsi de yalan çıktı. Bugün de İran’a yönelik nükleer silah bahanelerinin palavra olması büyük bir ihtimaldir. Ama bu iddialara dayanarak İran’a saldırı başlattılar.
Şimdi bütün dünya bu saldırının nasıl biteceğini, daha doğrusu bitip bitmeyeceğini tartışıyor.
Trump savaşın 5 haftada biteceğini söylüyordu. Gelişmeler hiç de öyle olmadığını gösteriyor. Böyle giderse haftalar yerini aylara, aylar yıllara bırakabilir. Savaş uzadıkça yayılır ve işin içinden çıkılmaz hale gelebilir. Şimdiden hem ABD içinde hem de diğer devletlerde itirazlar başlamıştır.
SSCB’nin var olduğu dönemde bir dehşet dengesinden söz ediliyordu. Bugün ise kimin elinde ne gibi yeni imha silahları olduğu bilinmiyor. İkinci Paylaşım Savaşı'nın sonunda nükleer silahlar kullanılıncaya kadar insanlık bu silahların yıkıcı sonuçlarından habersizdi. Basına yansıyan söylentilere bakarsak tarafların elinde hiç kullanılmayan silahlar da vardır. Şiddetlenen bir savaş sürecinin sonunu kestirmek de olanaksızdır.
Trump yönetimi elindeki silahlarla tehdit ederek züccaciye dükkânına giren fil gibi dünyanın her köşesinde bir saldırı dönemine girmiştir. İsrail ile birlikte Gazze soykırımını yaptıktan sonra, önce Venezuela ve şimdi de İran’a yönelik saldırılara başlamışlardır. İran rejiminin diktatör-zalim niteliğini öne sürerek bu saldırılara meşruiyet kazandırılamaz. Hele hele bunu yapan ABD ve İsrail ise kimse inanmaz. Ama artık uluslararası hukuk, diplomasi kâr etmediği için “gücü yeten yetene” devri başlamıştır. Bu devrin nereye kadar gideceği belli değildir.
Dünya halkları ya bu savaşın kurbanı olacak ya da ortak bir direnişle bu savaşa son verecektir.
