Epstein skandalı ve Türkiye boyutu

Suat BOZKUŞ yazdı —

  • Ortaya saçılan milyonlarca belgeyle yoğun bir bilgi kirliliği yaratılıyor. Belki amaç, bu kadar bilgi-belge arasında boğulan kamuoyunun hiçbir şey yapamaz hale getirilmesidir.

 SUAT BOZKUŞ

Üstü örtülmeye çalışılan Epstein skandalı, gündemdeki yerini ve ağırlığını koruyor. Ortaya saçılan milyonlarca belgeyle yoğun bir bilgi kirliliği yaratılıyor. Belki de kasten yapılıyor. Bu ortamda sağlıklı bir değerlendirme yapmak çok kolay değil. Belki amaç, bu kadar bilgi-belge arasında boğulan kamuoyunun hiçbir şey yapamaz hale getirilmesidir.

Biz de kanaatlerimizi yazalım: 2019'da cezaevinde hücresinde ölü bulunan ve intihar ettiği öne sürülen Epstein, villaları, özel uçakları ve adaları ile kaynağı bilinmeyen büyük bir servete sahipti. Siyaset, sanat, bilim ve iş aleminin seçkin ve meşhur simaları ile yakın ilişkileri olduğu, her yere uzanabildiği-ulaşabildiği biliniyor. Basına yansıyanlara bakarsak olay daha çok seks ve uyuşturucu alemleri gibi görünüyor ama bu, olayın sadece görünen yüzüdür. ABD ve İngiltere’nin kaymak tabakasını içine alan böyle bir skandal gizli kalabilir mi? İngiltere kraliyet sarayında Beyaz Saray’a kadar uzanan rezaleti, gizemli uyuşturucu-seks-pedofili masallarıyla perdeleyip örtmek mümkün mü? Yoksa bu perde arkasında nelerin gizlendiğini araştırmak ve karanlığın perdesini çok az da olsa aralamak mı gerekiyor? Belki karanlığı yırtan bir kıvılcım çakar da bizi biraz aydınlatır.

“9 Ağustos 2019'da Epstein'in hücre arkadaşı başka bir yere transfer edildi ve yeni bir yedek hücre arkadaşı getirilmedi. Akşamın ilerleyen saatlerinde, hapishanenin normal prosedürüne aykırı olarak, Epstein her 30 dakikada bir kontrol edilmedi. O gece hapishane birimini kontrol etmek için görevlendirilen iki gardiyan uykuya daldı ve yaklaşık üç saat boyunca onu kontrol etmedi; daha sonra gardiyanlar ilgili video kayıtları tahrif etmekle suçlandılar. Epstein'in hücresinin önündeki iki kamera da o gece arızalandı. Epstein, New York'taki Metropolitan Correctional Center'da hücresinde 10 Ağustos 2019 saat 18:30'da ölü bulundu.”

Türkiye’deki klasik hikayelere ne kadar benziyor. Önce hızlı ve sert açıklamalar, sonuna kadar gidilecek, her şeyin hesabı sorulacak, failler en ağır biçimde cezalandırılacak (her ne demekse?) deyip sonra da işi uzatıp zaman aşımına götürmek.

Nasrettin Hoca'nın eşeğe okuma öğretmek fıkrası gibi...

O vakte kadar kim öle kim kala?

“O vakte kadar ya eşek ölür, ya padişah ölür ya da ben ölürüm.”

Avukat Eren Keskin benzeri bir rezaletin Türkiye’de de yıllar önce yaşandığını, belgeleriyle ortaya koyduğunu ama kimse ilgilenmediği için üstünün örtülüp kapatıldığını açıklıyor. O devirde her taşın altından çıkan Mehmet Ağar’ın organize ettiği rezalet de üstü örtülen büyük bir organizasyonu gizliyor.

TMK çıkarılıp “Çocuk da olsa kadın da olsa üye olmasalar da üye gibi cezalandırılacaklardır” denilen devirde nice çocuğun ya vurulduğu ya da zindanlara doldurulduğunu herkes hatırlıyor. O çocukların başına gelenleri de...

Türkiye cezaevleri ve karakollarında sadece herkesin bildiği işkenceler değil, nice çocuk tecavüzleri de var ama hala üstü örtülüyor. Nasrettin Hocayı doğrulamak için tüm hukuk sistemi ve tüm yetkililer canla başla uğraşıyor.

Kapitalizmin hukuku ve adaleti budur işte...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.