Üç defa yuh!
Suat BOZKUŞ yazdı —
- Açık ki, tribünlere hakim olan “diyalog ve çözüm” karşıtı ırkçı çeteler, bulundukları her yerde ve her fırsatta saldırıya geçmiş bulunuyor.
SUAT BOZKUŞ
Eski yıl biterken, yılın son ayı olan Aralık ayının neredeyse her gününe büyük bir katliam düşüyor. Maraş Katliamı, zindan katliamları, Sur direnişlerinde cenazesi günlerce sokakta kalan Taybet Ana gibi nice insanmız katledildi. Aralık ayının son günlerinde yapılan Roboskî Katliamı'nın failleri de hala meçhuldür ve üstü örtülüp cezasız bırakılmıştır. Sanki başka gün kalmadığı için katliam yapılmıyor diyeceğim ama imdatlarına Suriye yetişiyor. Suriye’de iktidar yapılan HTŞ çeteleri, Alevilere, Dürzilere ve diğer muhaliflere karşı kanlı katliamlara girişiyor. Kürtlere karşı da saldırılara hazırlanıyor. Erdoğan besleyip büyüttüğü DAİŞ çetesine verdiği elini kurtaramıyor ve adeta elini kurtarmak isterken kolunu da kaptırmışa benziyor.
Türkiye bu hale nasıl düştü? Kürt halkının özgürlük direnişini bastırmak için DAİŞ, El Nusra vb. çeteleri eğit-donat diyerek besleyip büyüttü ve Kürt halkının üzerine sürdü. Bunun en kanlı ve keskin örneği Kobanê’de yaşandı. Şimdi bu tarihi direnişi gösteren halk cezalandırılmak ve direnişin intikamı alınmak isteniyor.
Eski bir Genelkurmay Başkanı, “Artık silahsız kuvvetler müdahale etsin” demişti. Bunun en son örneğini Leyla Zana’ya yönelik olarak gündeme getirilen alçakça ve ahlaksızca sürdürülen kampanyada gördük. Leyla Zana bir kulüp başkanı, bir sporcu ya da antrenör değil. Bursaspor ve seyircisiyle, Bursalılarla bir düşmanlığı da yok. Öyleyse niçin hedef alınıyor? Bir Kürt kadını olarak, özgürlük mücadelesinde sembol bir isim olması nedeniyle onun şahsında çözüm sürecine darbe vurulması ve Özgürlük Hareketi'nin bastırılması hedefleniyor.
Açık ki, tribünlere hakim olan “diyalog ve çözüm” karşıtı ırkçı çeteler, bulundukları her yerde ve her fırsatta saldırıya geçmiş bulunuyor.
Egemen siyaset esnafı eskiden “Camiye, okula ve kışlaya siyaset girmesin” derdi. Cümle alem biliyor ki, bu üç yerde de siyasetin daniskası yapılır. Buna bir de spor alemi eklenmiş bulunuyor. Gerçi spor aleminin siyasetle hep içiçe olduğu iyi bilinir. Türkiye’de uzun süredir spor ve taraftarlık maskesiyle en alçakça siyaset yapılmaktadır.
Daha önce de benzerleri bir çok defa görülen ırkçı histerinin en vahimi Hrant Dink’in katili Ogün Samast lehine yapılan tezahürattı.
Amedspor ve taraftarlarının başına gelenleri de herkes biliyor ve görüyor. İşin daha da vahim yanı verilen cezadadır. Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), 23 Aralık Salı günü açıkladığı kararlarda, söz konusu tezahüratları “çirkin ve kötü” olarak değerlendirdi. Kurul, bu eylemin aynı sezon içinde Bursaspor’un misafir kulüp olduğu maçlarda ikinci kez yaşanması nedeniyle kulübe 16 bin lira para cezası verdi.
Vallahi bravo…16 bini bastıran bu kararı verenlere de benzeri her türlü hakareti edebilir mi yani? Bu durumda hakaret etmemeye hiç değmez. Bu tiyoyu alan holigan seyirci artık durur mu? Bu holigan ırkçı taraftarlara gelince; onurlu bir Kürt, kadın siyasetçiye hakaret edeceklerine aynı günlerde gazetelerde çarşaf çarşaf spor alemindeki yolsuzluk, sahtekarlık vb. olaylar yayınlanıyordu. Bunlar gerçekten sporsever ise öncelikle maçları alıp satan, sanal bahis sitelerinde kendilerini dolandıran sahtekar çetelerini kınamalı ve protesto etmelidir. Yoksa bu yaptıklarını da, daha büyük skandalları da örtbas etmek için mi, süreci sabote etmek için mi sahte gündemler yaratıyorlar?
Maçlar “üç defa sağol” diye biterdi. Böyle giderse artık “üç defa yuh” diye bitmeli…
