Kültürel soykırıma dur demeliyiz!

Demir ÇELİK yazdı —

8 Temmuz 2022 Cuma - 08:30

  • İnancın anadildeki kelam ve sözleri yerine Türkçü zihniyet, inancın tarihsel hafızası ve beleği yerine devletçi ve iktidarcı sistemine beleği inancımızı kanser hücresi gibi sarmış görünüyor.

Dersim’ de Diyanet gençlik merkezi ile Hz. Fatma Ehl-i Beyt Kuran kursunu açan Diyanet, Raya (Rêya) Heqî inancını başkalaştırmaya devam ediyor. En son Diyanet’in 300 ‘Alevi Dedesi’ni Kerbela’ ya götüreceği haberi basın tarafından paylaşıldı. Türk ulus devleti kurulduğundan beri Alevileri inkâr ediyor, katliam ve soykırımlardan geçiriyor, inanca başkalaşımı dayatıyor. Bunda da sınır tanımayan devlet, şimdide kültürel soykırımla inancı nefessiz, takatsız bırakmak istiyor.

Başta Raya(Rêya) Heqî olmak üzere genelde Alevilik, esas olarak devlet ve iktidar dışı toplumsallığın ahlaki ve politik değerleri ile tarihi boyunca doğa ile iç içe kendisini her gün güncelleyerek dönemin hakikati olarak yaşanmış, yaşatılmıştır. Türklerin Anadolu ve Mezopotamya’yı işgal etmeleri ile başlayan bu başkalaştırma müdahaleleri duraksamadan devam ediyor. Bunda şüphesizki Ahmed Yesevi ve onun halifelerinin büyük rolü vardır. Asıl olarak Şah İsmail (Şah Hatayî) döneminde Şii İslam’ın inanç motifleri ve mitolojik anlatıları ile yeni anlatı devreye girer. Daha sonra Safevi devletinin kurulması ve Safevi askerî aristokrasinin On İki İmam Şia’sı temelinde örgütlenmesi nedeni ile Kızılbaş Alevilerin Safevi devletindeki etkileri iki yüz yıl boyunca devam eder.

Safevi devletinin 18. yüzyılda tamamen yok olması sonucu, Osmanlı sınırları dahilinde kalan Raya Heq/Kızılbaş toplum kesimleri kendilerine dönük yoğun baskı ve katliamlar nedeni ile şehir merkezlerini terk ederek, devletin ve onun zor aygıtlarının ulaşamayacağı dağlık alanlara göçmek zorunda kalırlar. Kutsadıkları bu coğrafi alanlarda kendi öz güçlerini esas almış, aşiret ve Ocax sistemine dayalı inanç toplumsallığını sürdürmeye bakmışlardır. Bu toplumsallık coğrafyaya, kutsallıklara, aşiretlere ve Ocaxlar sistemine dayanması nedeni ile kesintiye uğramadan, kendisini sürdürme dinamizmine sahipti. Ulus devletin inşası ile birlikte Tekke ve Zaviyelerin kapatılması inancın hızla başkalaşıma uğramasının yolu aralanır. Böylelikle Türk ulus devletinin ilk yıllarından itibaren teolojide, sosyal ve kültürel değerlerde ciddi aşınma ve köklü değişimler yaşanmaya başlar. Alevilerin tarih boyunca yaşadıkları en köklü dönüşüm ve başkalaşım bu anlamda, ulus devletin müdahaleleri sonucu yaşanmaya başlar. Bu başkalaşım ve dönüşümün öncekilerden çok daha derin, kapsamlı ağır sonuçları vardır elbetteki.
Doğa inancına sahip topluluklar 1950-60’lı yıllardan sonra hızla kırdan şehirlere göçertilmeleri sonucu Alevi inancı çok ciddi krizi yaşar.

Şehirlerde Aleviliğin omurgasını oluşturan Ocax, Pîr ve musahiplik gibi ana kurumlar şehirlerde sürdürülmez olurlar. Otantik Aleviliğe göre kırda ve kırsal yaşamda son derece işlevsel olan musahiplik, şehir hayatında büyük oranda terk edilir. Bu durum Pîr Ocaxlarının teolojik ve sosyal sistemdeki konumu ve Pîr-talib ilişkisinde de yaşanır. Pîrler geleneksel Yol önderi olmalarından ileri gelen otoritelerini yitirmeye, dil, kültür ve inanç değerlerini taşımaları ve güncellemeleri engellenir. Otantik Alevilikte Cem, toplumsal barışı sağlamada, dilsel, kültürel ve kimliksel ihtiyaçları karşılamdaki tarihsel ve toplumsal işlevini yitirmeye, görsel bir seremoniye dönüştürülerek tarihsel bağlamından kopartılır. Kentlerde yürütülen Cemler, sıradan müzikal gösteriden öteye geçmez olur. Dağıtılıp parçalanan Ocaxlar sistemi sonrasında kentlere doğru göçertilen Aleviler inanç değerlerine yabancılaşma ile kalmazlar, egemenin dayattığı yeni belek ve yeni hafızaya açık hale gelmiş olurlar.

Kentleşme ile birlikte yaşanan kentli Alevilik kimlik merkezli olmaya başladığından beri devlet eksenli çözümü öngördüğünden, devlet ve iktidarların inanca müdahalesini kolaylaştıran olur. Otantik inançta gerek bireylerin ruhi şekillenmeleri, gerekse toplumsal yapıları inanç referanslarına göre şekillenmesi artık devletin öncelikleri ve yaklaşımı ile oluşmaya başlar. Halbuki otantik Alevilikte Alevilerin içselleştirdiği ve gündelik hayatın her aşamasında inanç değerleri ve kutsalları ile ruhani güçlü bir ilişki yaşanıyordu. Kentlerde yaşanan Alevilik, inanca fazla vurgu yapmaz, daha çok “Alevi kimliği” ve bu kimliğe mensup Alevi kitlesini mobilize etmeyi amaç edinir. Yaşanan kentli Alevilikte, Alevi kimliği esas aldığından, inancın tarihselliği, içeriği ve değerleri tali görülür. Bu anlamda kendisini güncelleyemeyen, dönemin hakikatinden savrulmalar yaşayan Aleviler, iktidar İslam’ ın inancı başkalaştırma ve kültürel soykırımı dayatmasına açık hale gelmiş oldular. 12 Eylül faşist darbesi ile iktidara taşınan İktidar İslam’ ın bu tehdit algısı sonucu Alevi toplumu, Alevi üst kimliği etrafında cem evlerinde örgütlense de, devlet ve iktidar dışılığı esas almadığından, devletin hükümranlık alanına yedeklenmeye zorlanır. Yükselen İktidar İslam karşısında, inanç merkezli Alevi değerlerini sahiplenme ve bilince çıkarma yerine, seküler anlayışı esas alma, dolayısıyla egemene razı olma ve ona sığınma hali yaşanır. Birçok Alevi yazarı ve Pîr’ i bu duruma nitelikli cevap aramak yerine, Alevilerin devlet ile olan yakınlaşmasını, Alevilerin seküler olmalarına, ulus devletin laik karakteri ile açıklamaya kalkışmaları başkalaşımı daha da hızlandıran olur. Bu anlayışa sahip Alevi aydınları, devlet ile ilişkilenmeye meşruiyet kazandırmanın yoluna bakmış, Alevi inancının esası ve değerlerinden çok ulus devletin ötekilerini ikna etmek için dile getirdiği ‘laisizm’ söylemini esas almışlardır. Alevi inanç toplumsallığını, tarihsel hakikatini yadsımaları yönlü içerden yaşanan bu müdahaleler ile devletin dışardan müdahalesiyle örtüşünce derin yabancılaşma ve başkalaşım yaşanır olur. Anacıl toplum formu, aşiret ve Ocax sistemi gibi devlet dışılıktan beslenen otantik Alevilik hakikatine dayatılan devlet eksenli çözüm arayışları, devletin inanca sirayet etmesi ile sonuçlanmıştır.. 

Devletin Ocaxları kapatması ve yasaklamış olması, Pîrlerin talib topluluklarına gitmelerini engellemesi, Pîr’i dedeye dönüştürmesi ile ulusçuluk dininin inancı kuşatmasıyla, inancın sosyal ve kültürel değerleri taşınmaz ve sürdürülmez olur ve bugünün beyaz/ kültürel soykırım yolu açılmış oldu. İnancın tarihsel hakikatı yerine egemen dinin değerleri, inancın anadildeki kelam ve sözleri yerine Türkçü zihniyet, inancın tarihsel hafızası ve beleği yerine devletçi ve iktidarcı sistemine beleği inancımızı kanser hücresi gibi sarmış görünüyor. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.