Sinsi jenosid
Veysi SARISÖZEN yazdı —
- Devlet, mafyanın kapılarını ardına kadar açıp demokratik örgütlenme kapılarını kapatıyor. Devrimci şiddete başvuranı öldürüp kalan öfkeli gençliği de mafyaya ve intihara sürükleyerek yok ediyor.
Kürdistan’da ve metropollerin Kürt mahallelerinde gençliğin hızla mafya kapılarında iş bulmak için kuyruğa girmesi ve kolektif yaşamdan kriminal şiddete başvurması, sosyologların, sosyal psikologların, psikologların incelemesi gereken günümüzün aktüel olguları.
Uzmanı olmadığım bu alanlarda görüş belirtmem. Buna karşılık politik mücadele deneyimime ve Marksist eğitimime dayanarak, bu olguların en büyük sebebi hakkında konuşabilirim. Ülkenin çok katmanlı krizlerle toplumsal çöküşe sürüklendiği bugünkü koşullarda yoksul ailelerin genç kız ve oğulları otokratik rejimin terörist engelleri nedeniyle devrimci kanallara akamadığı zaman, bu gençliğin adaletsiz ve hukuksuz düzene karşı öfkesi “kriminal terör” kanallarına akar. Ya suç örgütlerine yönelir ya da intihara.
Mafya demek, fabrikada, büroda iş bulma imkanı olmayan genç için kışkırtılan tüketim toplumunda “zengin” olma hayaline kavuşma adresidir. Mafya adresinin de yolunu bulamayan ya da kültürel bakımdan bu yolu benimsemeyen genç ise “bireysel intihar eylemine” yönelir. Bu iki yolun dışında kalan çoğunluk ise günlük hayatın dejenere ortamında “lümpen proletarya” bataklığında alkolün, uyuşturucunun, fuhuşun kurbanı olur.
Bunun böyle olacağını bütün incelikleriyle en iyi devlet bilir. Bildiği için mafyanın kapılarını ardına kadar açar, her türlü demokratik örgütlenmenin kapılarını sım sıkı kapatır. Barışçı siyasi mücadele imkanı kalmayınca devrimci şiddete başvuranı öldürür, bu yola koyulamayan öfkeli gençliği de mafya kapılarına ve intihara sürükleyerek yok eder. Mafya kapılarında ölmeyen ya da bireysel intiharla yaşama veda etmeyenleri de uyuşturucunun, fuhuşun bataklığında “ölü ruhlar” haline getirir.
Kürdistan gençliği, Türk devleti için “fazla nüfustur”; işsizliğe mahkumdur. Düzene başkaldıracağına, daha başkaldırma fırsatı bulmadan işte bu yozlaştırma, aklını başından alma yöntemleriyle yok olmasını “sinsi jenosit” olarak benimser.
Örgütlü olarak mafya kapısına bilerek itilenler ve örgütsüzlüğün yarattığı yalnızlıkta intihara sürüklenen bu gençlerin sayıları kriz derinleştikçe, devlet baskısı arttıkça ve devrimci siyaset alanı daraldıkça kitlesel karakter kazanır. Aramızda milyonlarca “ölü ruhlar” dolaşıyor.
Bundan çok önceleri, henüz sürgüne gitmeden önce bir yurtsever ailenin yaşadığı trajediye şahit olmuştum. Bir oğulları dağda şehit düşmüş. Bir oğulları muhtemelen aşırı doz eroinden hayattan kopmuş ama en feci bela kızlarının başına gelmiş. Bir çavuş mu, astsubay mı her kimse tecavüz etmiş ve kız kendi hayatına kıymış. Bu yaslı ailenin evinin duvarında yalnızca şehidin resmi asılı. Diğerlerini sordum: Anne “Keşke dağda şehit düşeydiler” diye mırıldandı. Şehitler ölmüyor, anılarda yaşıyor ama devletin tuzaklarına düşenler ise yaşarken ölüyor.
Yıllar önce “çadır eylemleri” dediğim ve Nisêbîn hat boyunda “taş atan çocukları” hatırladığım günlerden birinde unutamadığım bir manzaraya da şahit olmuştum. 10-12 yaşlarında 7-8 erkek çocuk yan yana sandalyelerde oturmuştu. Karşılarındaki sandalyede ise 15-16 yaşında bir kız, onlara Kürtçe bir şeyler anlatıyordu. Sonra bu çocukların uyuşturucu mafyasının “torbacısı” olduğunu öğrenmiştim. Konuşan kız onları eğitiyormuş. Vaktiyle gerilla olan birçok yoldaştan bu Nisêbînli “Apocu eğitmenin” daha sonra, yanlış hatırlamıyorsam Rojava’da şehit düştüğünü duydum. Onun ön iki dişinin arasındaki belli belirsiz çürük izi de, masum ama çelik iradeli yüzünü de, delici bakışlı gözlerini de unutmadım.
Şimdi yalnız aileler değil, tüm Kürdistan “geçiş yasaları"yla dağdan inecek olan gerillaları dört gözle bekliyor. Onlar, bataklığa çevrilen topraklarda birer “ahlak çiçekleri” gibi yeniden açacak. Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin arındırıcı yolunda yürümeye devam edecekler. Gençliğe örnek olacaklar ve onları uyuşturucunun, yozlaşmanın içinden çıkarıp devrimci yolda arındıracak, “ölü ruhları"nı canlandıracaklar.
Dağa gidemeyenlerin imdadına dağ yetişmek üzeredir. Az kaldı.
