• Türkiye’nin güvenliği, Yemen’e asker göndermekle değil, kendi topraklarının savunulması, güçlü diplomasi yürütülmesi ve komşu ülkelerle barışçı ilişkilerin geliştirilmesiyle sağlanır.

MİHRAC URAL

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan Mekke Savunma İttifakı, 5 Ekim’de Riyad’da yapılan toplantıyla yeni bir aşamaya taşındı. Üç ülke, Suudi Arabistan’a yönelik tehditlere karşı savunma kapasitesinin artırılması ve gerektiğinde askeri güçlerin hızla devreye sokulması konusunda karar aldı. Türkiye açısından asıl mesele, Suudi Arabistan’ın güvenliği değil, Türk askerinin başka bir ülkenin savaşına gönderilip gönderilmeyeceğidir.

Reuters’ın 7 Ekim tarihli haberine göre Ankara’nın desteği şu aşamada teknik ve savunma yardımı, istihbarat, insansız hava araçları, hava savunma sistemleri ve lojistik alanlarında yoğunlaşıyor. Zaten henüz Türkiye Meclisi tarafından onaylanan bir anlaşma yok. Dolayısıyla henüz tamamlanmış bir askeri yükümlülük bulunmuyor fakat gelişmeler, Türkiye’nin ileride Yemen savaşının içine çekilmesi ihtimalini ciddi biçimde gündeme getiriyor.

Yemen, tarihi bir uyarıdır

Türk askeri Yemen’de ağır kayıplar vermiştir. Aradan geçen 108 yılın ardından yeniden aynı cehenneme girme düşüncesi akılcı değildir. 1870-1918 yılları arasındaki Yemen savaşları, “Şu Yemen elleri ne de yamandır. Yemen’e gideni gelir mi sandın?” sözleriyle başlayan türkülerle hafızalarımıza kazındı. Yemen’de hayatını kaybeden Osmanlı askerlerinin sayısının 300 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Gerçek kayıpların daha yüksek olduğunu ileri süren değerlendirmeler de vardır.

1905'teki isyan sırasında Osmanlı'nın Yemen’e yaklaşık 55 bin asker gönderdiği ve 30 bin asker kaybettiği belirtiliyor.

Yemen, yalnızca acıların ülkesi değildir. Aynı zamanda kendi toprağını sonuna kadar savunan güçlü bir halkın ülkesidir. Mısır denedi, Suudi Arabistan denedi, ABD denedi. Hiçbiri Yemen’i kolayca teslim alamadı.

Yemen dağları, bu halkın kendi topraklarını nasıl savunduğunu defalarca gösterdi. Bu nedenle Yemen’de yeni bir cephe açmak, ağır kayıpları ve uzun süreli bir savaşı göze almak anlamına gelir.

Türkiye, Suudi parasının veya bölgesel hesapların etkisiyle gençlerini Yemen savaşına göndermemelidir.

Türkiye’nin savaşı değildir

Bugün “Suudi Arabistan’ın savunması” adı altında başlayan bir askeri görev, yarın Yemen savaşının doğrudan parçasına dönüşebilir. Suudi Arabistan’ın Yemen’de yürüttüğü operasyonların genişleme ihtimali vardır. Babülmendep çevresindeki çatışmaların büyümesi, Riyad’ın müttefiklerinden daha fazla askeri destek istemesine yol açabilir. Husi güçlerinin Suudi destekli girişimlere direnmesi ve bazı mevzilerin kısa sürede kaybedilmesi, Yemen savaşının kolay bir savaş olmadığını gösteriyor.

Pakistan’ın Riyad ile uzun süredir devam eden askeri ilişkileri de bu açıdan dikkatle izlenmelidir. Mekke İttifakı ile bu ilişkinin yeni bir güvenlik boyutuna taşındığı görülüyor. Pakistan askerlerinin Yemen’de doğrudan çatışmaya girip girmeyeceği ise henüz kesin değildir.

Türkiye, kendi sınırını açıkça çizmelidir. Teknik yardım başka şeydir, Türk askerini yabancı bir savaş alanına göndermek başka şeydir. Türk ordusunun temel görevi, Türkiye’nin güvenliğini ve sınırlarını korumaktır.

Üstelik Türkiye ağır ekonomik sorunlarla karşı karşıyadır. Fon vurgununun yarattığı ekonomik sarsıntı, AKP iktidarının yönetim anlayışını bir kez daha ortaya koymuştur. Ekonomik sorunları çözmek yerine yeni bir savaş ortamına sürüklenmek Türkiye’ye daha ağır bir yük getirecektir. Savaş, ekonomik ve siyasi başarısızlıkların üzerini örtecek bir araç haline getirilmemelidir.

Suriye boyutu da var

Meselenin bir başka önemli tarafı Suriye’dir. Suriye yönetiminin başındaki Colani, 6 Ekim’de Riyad’a giderek Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüştü. Görüşmede Suriye-Suudi ilişkileri, bölgesel gelişmeler ve güvenlik konuları ele alındı. Görüşmenin Mekke İttifakı toplantısına denk gelmesi dikkat çekicidir. Colani, bu sürece tüm gücüyle katılacaktır.

Meclis devre dışı kalmamalı

Suudi Arabistan dost ülke olabilir. Pakistan Türkiye’nin müttefiki olabilir. Suriye ile ilişkiler geliştirilebilir. Bunların tamamı diplomatik tercihlerdir. Ancak hiçbir dostluk veya ittifak, Türkiye’nin savaş kararlarında TBMM’nin devre dışı bırakılmasının gerekçesi olamaz.

Savaş ve askeri müdahale, ülkenin geleceğini doğrudan ilgilendiren kararlardır. Türk askerinin sınır dışında hangi amaçla, kimin yanında ve hangi hukuki temelde kullanılacağı açıkça ortaya konulmalıdır.

Mekke Anlaşması, Türkiye’ye askeri yükümlülük getiriyorsa  bunun bütün hükümleri TBMM’nin önüne açıkça konulmalıdır. Hiçbir fiilî durum Meclis iradesinin yerine geçirilmemelidir.

Üstelik mesele yalnızca Türkiye’nin iç hukuku açısından değerlendirilmemelidir. Hicaz’ın geleceği, Suudi Arabistan’ın bölgesel konumu ve Hicaz halkının kendi kaderi üzerinde söz sahibi olup olmayacağı gibi sorular da ortadadır.

Eğer bir gün Hicaz halkının kendi geleceği konusunda karar verme hakkı gündeme gelirse Türkiye’nin oraya asker göndermesi nasıl açıklanacaktır? Türk askeri hangi hakla başka bir halkın kaderine müdahil olacaktır?

Bu soruların cevabı yoksa askeri müdahalenin meşruiyeti de tartışmalı hale gelir.

Yemen’e asker gönderilmemelidir

Türkiye’nin güvenliği Yemen’de asker bulundurmakla sağlanamaz. Türkiye’nin güvenliği; kendi topraklarının savunulması, güçlü diplomasi yürütülmesi ve komşu ülkelerle barışçı ilişkilerin geliştirilmesiyle sağlanır.

Türkiye’nin gençlerini böylesine ağır bir savaşa gönderme hakkı yoktur. Türk askerinin yeri, başka devletlerin savaş meydanı değildir. Yardım yapılacaksa bunun sınırı, amacı ve hukuki dayanağı açıkça belirlenmelidir. Asker gönderilecekse karar milletin temsilcileri tarafından alınmalıdır. Mesele, yalnızca bugün Suudi Arabistan’a asker gönderilip gönderilmeyeceği değildir. Asıl mesele, Türkiye’nin ordusunun kullanım yetkisinin kimin elinde olduğudur. Bu yetkinin anayasal merkezi Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.

Meclis’in bugünkü siyasi yapısı ne kadar tartışmalı olursa olsun anayasal kurallar ortadadır. Türkiye’yi savaşa sürükleyebilecek askeri kararlar, Meclis iradesi dışında fiilî uygulamaya dönüştürülmemelidir.

Türkiye’nin önünde açık bir tercih vardır: Başka ülkelerin savaşlarına asker gönderen bir ülke mi olacak, yoksa kendi ağırlığını diplomasi ve barış için kullanan bağımsız bir ülke mi?

Cevap açık olmalıdır: Yemen’e asker gönderilmemelidir. Türk askeri başka ülkelerin savaşlarının tarafı yapılmamalıdır. Savaş kararı TBMM’nin iradesi dışında alınmamalıdır.

Türkiye’nin güvenliği Yemen’de değil, kendi topraklarında ve güçlü diplomasisindedir. Türk askeri Yemen’e gitmemelidir.