• Hatay meselesi, artık yalnızca Türkiye-Suriye arasındaki eski bir toprak anlaşmazlığı olarak değil, yaşayanların siyasi iradesi ve Doğu Akdeniz’in değişen jeopolitiği içerisinde ele alınmalıdır.
  • Aşil Kalkanı, doğrudan Hatay davası için hazırlanmış olmasa da ortaya çıkan yeni Doğu Akdeniz dengeleri, Liva İskenderun’un stratejik önemini yeniden gündeme getiriyor.

MİHRAC URAL

Liva İskenderun, bugünkü Hatay meselesi, yaklaşık 90 yıldır yalnızca bir sınır tartışması değildir. Sorunun temelinde Suriye’nin oluşumu, Fransız mandası, Türkiye’nin bölgesel politikaları, 1938’de Hatay Devleti’nin kurulması ve 1939’da Türkiye tarafından ilhak edilmesi bulunmaktadır. Bu nedenle Hatay meselesi tarihsel olduğu kadar, siyasal ve toplumsal bir sorundur.

Bugün ise Suriye’de Şam’ın ele geçirilmesiyle başlayan gelişmeler ve Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan yeni askeri dengeler, Hatay meselesini farklı bir zemine taşıyor. Artık konuya yalnızca 1939’un koşullarıyla bakmak yeterli değildir.

Tarihsel kırılma

I. Dünya Savaşı sonrasında İskenderun Sancağı, Fransız mandası altındaki Suriye içerisinde özel bir statüye sahipti. 1921 Ankara Anlaşması bölge için özel bir idari düzenleme öngördü. Daha sonra Fransa, Türkiye ve Suriye arasındaki anlaşmazlık Milletler Cemiyeti çerçevesinde ele alındı.

1938’de Hatay Devleti kuruldu. 5 Temmuz 1938’de Kurmay Albay Şükrü Kanatlı komutasındaki Türk birlikleri Hatay’a girdi. Siyasal dengeler değişti ve 1939’da Hatay, Türkiye tarafından ilhak edildi. Suriye, bu gelişmeyi uzun yıllar gasp ve ilhak olarak değerlendirdi.

Liva İskenderun’un Türkiye’ye katılması, halkın özgür iradesine dayanmayan bir süreç sonucunda gerçekleşti, ancak bugün Suriye’nin uğradığı yıkım ve HTŞ’nin uluslararası bir komployla Şam’da yönetimi ele geçirmesi, Hatay meselesinin eski siyasal zeminini değiştirdi.

Değişen Hatay

Bugünkü Suriye, geçmişteki Suriye değildir. Yönetim değişikliği sonrasında ülkenin toprak bütünlüğü, merkezi yönetim, federalizm, özerklik ve farklı toplulukların siyasal statüsü yeniden tartışılıyor.

Bu durum, Hatay meselesinin geleneksel yaklaşımını da değiştiriyor. Eski formül, “Liva İskenderun Türkiye tarafından gasp edildi ve Suriye’ye dönmelidir” şeklindeydi. Bugün ise daha temel bir soru ortaya çıkmaktadır: Hatay’ın geleceğini kim belirleyecek?

Bu sorunun merkezine Hatay’da yaşayan halkların iradesini koymak gerekir. Aleviler, Kürtler, Ermeniler, Hristiyanlar ve diğer toplulukların siyasal iradesi dikkate alınmadan kalıcı bir çözüm düşünülemez.

Üç temel yönelim ortaya çıkabilir. Birincisi bağımsızlık hakkının kullanılmasıdır. Bu durum gelecekte Lazkiye, Tartus, Humus ve Hama’yı da içine alan yeni bir devlet yapılanmasının gündeme gelmesine yol açabilir. İkincisi federasyon, üçüncüsü ise konfederasyon seçeneğidir. Sonuçta belirleyici olan halkın vereceği karardır.

Doğu Akdeniz’de yeni denge

Hatay meselesinin geleceğini etkileyebilecek bir başka gelişme, Doğu Akdeniz’deki askeri yapılanmadır.

31 Ağustos 2026’da İsrail ile Yunanistan yaklaşık 3 milyar euro değerinde “Aşil Kalkanı” hava ve füze savunma sistemi anlaşması imzaladı. Anlaşma kapsamında David’s Sling, SPYDER, BARAK MX ve gelişmiş radar sistemlerinin yanı sıra Yunanistan’ın hava savunmasının bütünleşik bir komuta-kontrol sistemi altında geliştirilmesi öngörülüyor.

Bu gelişme, yalnızca bir silah satışından ibaret değildir. Yunanistan’ın savunma modernizasyonu, İsrail ile askeri iş birliği ve İsrail-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki ortak askeri faaliyetler, Doğu Akdeniz’de yeni bir güvenlik mimarisinin oluştuğunu göstermektedir.

İskenderun’un stratejik önemi

İskenderun Körfezi, Doğu Akdeniz’in kuzeydoğusunda, Suriye’nin kuzeyine ve bölgenin önemli ulaşım güzergâhlarına yakın stratejik bir konumdadır. Bu nedenle önemi yalnızca limanları ve ekonomik kapasitesiyle sınırlı değildir.

Aşil Kalkanı’nın Hatay veya Liva İskenderun meselesine yönelik özel bir hazırlığı yoktur, ancak İsrail ve Yunanistan’ın, Hatay açısından geleceğe dönük hazırlıklar yaptığı düşünülebilir. Bu gerçeklik göz ardı edilmeden kendi hazırlıklarımızı tamamlamak gereklidir.

Bununla birlikte anlaşma, Doğu Akdeniz’de askeri dengelerin değiştiğini göstermektedir. Bu yeni dengeler içerisinde İskenderun’un stratejik önemi gelecekte daha fazla gündeme gelecektir.

Yeni Hatay Davası

Hatay meselesini bugün yeniden ele almak, 1939’u unutmak anlamına gelmez. Fransız mandası ve Hatay’ın Türkiye tarafından ilhak edilmesi bilinmeden yeni bir değerlendirme yapılamaz. Aynı zamanda 2026 Suriye’sini ve 2026 Doğu Akdeniz’ini hesaba katmak zorundayız. Suriye’nin yeniden yapılanması, farklı halkların siyasal talepleri, Türkiye-Yunanistan ilişkileri, İsrail-Yunanistan iş birliği ve Kıbrıs meselesi yeni bir bölgesel tablo yaratıyor. Bu nedenle yeni Hatay davasının temel ilkesi halkın iradesi olmalıdır. Bu irade, bölgede yaşayan halkların kendi geleceğini belirleyebileceği biçimde sonuçlanmalıdır.

Bu toprakların sahibi var

Liva İskenderun meselesi, 90 yıllık tarihsel bir hafızadır. Elbette tarihsel hafıza ile geleceğin siyasal projesi, aynı şey değildir. Bugün yapılması gereken, 1939’un hesabını 2026’nın koşullarında yeniden düşünmektir.

Hatay meselesi, artık yalnızca Türkiye-Suriye arasındaki eski bir toprak anlaşmazlığı olarak değil, Hatay’da yaşayan halkların siyasal iradesi ve Doğu Akdeniz’in değişen jeopolitiği içerisinde ele alınmalıdır.

Aşil Kalkanı doğrudan Hatay davası için hazırlanmış olmasa da ortaya çıkan yeni Doğu Akdeniz dengeleri, Liva İskenderun’un stratejik önemini yeniden gündeme getirmektedir. Bu nedenle geçmişte kaybedilmiş olan Liva İskenderun davasını unutmadan, geleceğin çözümünü halkların özgür iradesi üzerinden düşünmek gerekir.

Eski dava bitmemiştir; yeni bir tarihsel ve siyasal zeminde kavranmalıdır. Bu toprakların sahibi vardır; çözüm de bu sahiplerinin vereceği kararla açıklık kazanacaktır.