• Aşil’i öldüren şey, bütün vücudunun zayıflığı değil, tek bir noktadaki savunmasızlığıydı. Bugün İran’ın da Amerika’nın da böyle bir noktası vardır.

MİHRAC URAL

Amerika, bir türlü içinden çıkamadığı İran savaşında yeni bir aşamaya girmiş bulunuyor. Askeri yöntemlerle istediği sonucu alamayan Trump yönetimi, savaşın üçüncü aşamasında ekonomik baskıyı öne çıkarıyor. İran’ın ekonomik ilişkilerini hedef alarak ülkeyi içeriden zayıflatmayı ve sonunda siyasi taviz vermeye zorlamayı amaçlıyor. Bu aşamayı “Aşil’in topuğu” olarak yorumluyoruz.

Trump, İran’ın askeri gücünü doğrudan etkisiz hâle getirmek yerine, ekonomisini hedef alarak sonuç alabileceğini düşünüyor. İran ile ekonomik ilişki kuran devlet ve aktörleri de Amerika’nın mali sisteminden dışlamakla tehdit ediyor. Böylece ekonomik savaş, yalnızca İran’ı değil, İran ile ilişki kuran ülkeleri de içine alan daha geniş bir mücadeleye dönüşüyor, ancak bu politikanın sonuç vereceği konusunda Amerika’da da ciddi kuşkular var. Senatör Chris Murphy, Trump’ın “Ekonomik D-Day” söylemini eleştirerek İran’a uygulanabilecek yaptırımların büyük bölümünün zaten uygulandığını ve geriye çok az seçenek kaldığını belirtiyor.

Yalnızlaşan politikası

Trump’ın amacı, yalnızca İran’ı geriletmek değil, Amerika’nın küresel gücünü yeniden kurmaktır. Bu politika, Amerika’nın dostları ve müttefikleri ile ilişkilerini de zorluyor. Kanada ile yaşanan gerilim, İspanya ile İsrail konusunda ortaya çıkan sorunlar, Danimarka ile Grönland üzerindeki anlaşmazlıklar ve İtalya ile ilişkilerdeki gerilim, Washington’un ittifak sisteminde sorunlar yarattığını gösteriyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in İran savaşı konusunda Trump yönetiminin belirgin bir stratejik çıkış planına sahip olmadığı yönündeki değerlendirmesi de dikkat çekicidir. Merz, Nisan 2026 sonunda, Amerikalıların hangi stratejik çıkış yolunu seçebileceğini göremediğini ifade etmiş ve İran’ın ABD’yi “aşağılayıcı bir duruma düşürdüğünü” söylemişti. Bütün bunlar, Amerika’nın askeri ve ekonomik gücü ne kadar büyük olursa olsun, bu gücü siyasi sonuca dönüştürmenin aynı ölçüde kolay olmadığını gösteriyor.

Mitolojide Aşil topuğu

“Aşil’in topuğu” kavramı, Yunan mitolojisindeki Aşil’den gelir. Aşil, Troya Savaşı’nın en güçlü ve yenilmez savaşçılarından biri olarak anlatılır. Annesi Thetis, oğlunu ölümsüz kılmak amacıyla onu Styx Nehri’nin kutsal sularına batırır, ancak Aşil’i topuğundan tuttuğu için su, bedeninin bu bölümüne ulaşamaz. Böylece Aşil’in bütün bedeni korunurken, topuğu onun tek savunmasız noktası olarak kalır. Savaşın sonunda Aşil, Paris’in attığı okun topuğuna isabet etmesiyle ölür. Böylece mitoloji, çok güçlü ve neredeyse yenilmez görünen bir varlığın bile mutlaka bir zayıf noktası bulunduğunu anlatır. Bugün “Aşil’in topuğu” bu nedenle yalnızca bir kişinin değil, bir devletin, ordunun, ekonominin veya bütün bir sistemin en hassas ve kırılgan noktasını ifade ediyor.

Bu metafor, İran-Amerika savaşına uygulandığında daha da anlamlı hâle geliyor, çünkü iki taraf da karşı tarafın zayıf noktasını bulduğuna inanıyor. Amerika, İran’ın ekonomik ve toplumsal kırılganlıklarını hedef alarak onu teslim olmaya zorlayabileceğini düşünüyor. İran ise doğrudan Amerikan askeri gücüyle mücadele etmek yerine, savaşın maliyetini yükselterek Amerika’nın ekonomik, siyasi ve toplumsal dayanma sınırlarını zorlamaya çalışıyor.

Dolayısıyla mesele, yalnızca kimin daha güçlü olduğu değildir. Asıl mesele, kimin karşı tarafın 'Aşil topuğu'nu daha doğru tespit ettiği ve o noktaya yöneltilen baskının ne kadar sürdürülebileceğidir.

İran’ın Aşil topuğu

Amerika’nın İran’a yönelik savaşında temel hedef, yalnızca İran ordusunu yenmek değildir. Asıl hedef, İran’ın güçlü olduğu alanların yanında, sistemin dayanamayacağı zayıf noktaları bulmaktır. İran’ın Aşil topuğu öncelikle ekonomik kırılganlığı ve iç cephesidir. İran, yıllardır ambargo ve yaptırımlara rağmen ayakta kalmayı başardı, ancak bunun ekonomik bir bedeli vardır. Enflasyon, para birimindeki değer kaybı, işsizlik ve hayat pahalılığı, toplum üzerindeki baskıyı artırıyor.

Uzayan savaş, bu ekonomik yükü daha da ağırlaştırabilir. Ekonomik baskı günlük yaşamı bozduğu ölçüde iç huzursuzlukların artması, yönetimin karşı karşıya kalabileceği en önemli sorunlardan biri hâline gelebilir.

İran’ın ikinci hassas noktası ise geniş bölgesel mücadele alanıdır. Irak, Suriye, Lübnan, Yemen ve Körfez’deki gelişmeler, İran’ın güvenlik stratejisiyle bağlantılıdır. Bu bölgelerde İran’ın müttefikleri ve etkisi saldırı altında kaldığında, Tahran üzerindeki askeri, ekonomik ve siyasi baskı artabilir. İran’ın bölgesel ağı aynı zamanda önemli bir güç unsurudur. Dolayısıyla burada bir paradoks vardır: İran’ın gücü olan bölgesel ağlar, aynı zamanda onun zayıf noktalarına dönüşebilir.

İran’ın en önemli Aşil topuğu ise doğrudan askeri kapasitesi değil, iç dayanıklılığıdır. Dış saldırılar toplumu bir süreliğine birleştirebilir, ancak savaş uzar, ekonomik koşullar ağırlaşır ve halkın günlük hayatı ciddi biçimde etkilenirse asıl mücadele iç cephede başlayabilir. Bu nedenle İran’ın Aşil topuğu, bir füze rampası ya da askeri tesis değil, ekonomik ve toplumsal dengelerin uzun süreli savaşa dayanabilme kapasitesidir.

Buna rağmen 30 Ağustos 2026’da ABD, Hürmüz Boğazı’ndaki Lark Adası’nda iki İran roket/fırlatma sistemini vurdu. İran’a yönelik füze saldırılarına yeniden başladı. İlk bakışta önceki saldırılardan farklı görünmeyen bu hamle, ekonomik açıdan adeta topuğundan yakaladığı İran’ı yeniden hedef almaktan vazgeçmediğini gösteriyor. Trump’ın bu tutumu, kararlılıktan çok giderek derinleşen bir stratejik kararsızlığın işareti olarak okunabilir. İran’ın ekonomik damarlarını hedef alan ABD, bir yandan İran’ı zayıflatmaya çalışırken diğer yandan kendi Aşil topuğunu da açıkta bırakıyor.

Asıl soru şudur: Bu savaşta Aşil’in topuğu kimin elinde? İran’ın mı, Trump’ın mı? Bunun yanıtını, yalnızca füzeler değil, zaman ve savaşın yaratacağı siyasi sonuçlar belirleyecektir.

Amerika’nın Aşil topuğu

Aşil’in topuğu yalnızca İran’a ait değildir. Amerika’nın da bu savaşta kendine özgü bir zayıf noktası vardır. ABD’nin sorunu, askeri gücünün yetersizliği değil, uzun süren savaşın ekonomik, siyasi ve stratejik maliyetidir. Amerika dünyanın birçok bölgesinde askeri üsler, donanmalar, müttefikler ve stratejik çıkarlar bulunduruyor. Gücü büyüdükçe korumak zorunda olduğu alan da büyüyor. İran’ın Washington’u zorlayabileceği en önemli alanlardan biri Hürmüz Boğazı’dır. Petrol akışındaki kesintiler enerji fiyatlarını yükseltiyor ve Amerika’da enflasyonist baskıyı artırıyor.

Körfez’deki Amerikan üsleri ve müttefik altyapısı da Washington açısından önemli bir hassasiyettir. İran’ın doğrudan ABD topraklarına ulaşmasına gerek yoktur. Bölgedeki Amerikan askeri varlığını sürekli baskı altında tutması bile savaşın maliyetini artırıyor. Bir başka önemli unsur Amerikan kamuoyudur. Savaş uzadıkça maliyet yükselir, kamuoyu desteği azalabilir ve özellikle seçim dönemlerinde Washington’un hareket alanı daralabilir.

İran’ın asimetrik savaş kapasitesi de maliyet dengesini değiştirebilir. Görece düşük maliyetli İHA ve füzelerle çok pahalı savunma sistemlerinin sürekli meşgul edilmesi, savaşın ekonomik yükünü Amerika açısından artırabilir.

Bu nedenle İran’ın amacı, ABD’yi doğrudan askeri olarak yenmekten çok, savaşı uzatarak Amerika’nın ekonomik, siyasi ve toplumsal dayanma sınırlarını zorlamak olabilir. Amerika’nın gerçek Aşil topuğu burada ortaya çıkıyor: Küresel gücünü aynı anda dünyanın birçok bölgesinde korumak zorunda olması.

İki tarafın da Aşil topuğu

Sonuç olarak bu savaşta yalnızca İran’ın değil, Amerika’nın da bir Aşil topuğu bulunuyor. Bir taraf, İran’ı ekonomik baskıyla zayıflatmaya çalışırken, diğer taraf Amerika’yı uzun süren savaşın maliyetleriyle yıpratmaya çalışmaktadır.

Amerika’nın gücü, küresel askeri kapasitesi, ekonomik sistemi ve müttefik ağıdır. Aynı unsurlar, savaş uzadığında onun yüküne de dönüşebilir. İran’ın gücü ise direnme kapasitesi, asimetrik savaş yeteneği ve bölgesel bağlantılarıdır, ancak ekonomik sorunlar ve iç toplumsal dengeler uzun süreli savaş karşısında İran’ın zayıf noktası hâline gelebilir.

Burada Pirus Zaferi tehlikesi ortaya çıkmaktadır: Savaş kazanılmış görünse bile bedeli o kadar ağır olabilir ki zafer anlamını kaybedebilir. Bu nedenle savaşın sonunda kimin kazandığından çok, ne kadar ağır bir bedel ödendiği önem kazanacaktır.

Aşil’i öldüren şey, bütün vücudunun zayıflığı değil, tek bir noktadaki savunmasızlığıydı. Bugün İran’ın da Amerika’nın da böyle bir noktası vardır. Taraflardan birinin karşısındakinin Aşil topuğunu bulduğunu düşünerek atacağı ağır bir darbe, yalnızca rakibini değil, bütün bölgeyi ateşe sürükleyebilir. Bu savaş er ya da geç sona erecektir. Asıl soru, savaş bittiğinde geriye ne kalacağıdır.

Savaşlar sonunda topraklar kazanılabilir, ordular zafer ilan edebilir, devletler yenilebilir, ancak insanlık kaybedilmişse o zaferin gerçek bir anlamı kalır mı? Barış, insanca olandır. Bu nedenle çağrımızı yineliyoruz: İnsanlık ölmesin.