Takiyeci dilden hakikatin diline
İlham BAKIR yazdı —
- Ortak anlam arayışının yitirilmesi, insanı var eden toplumsallığın yitirilmesi demek. Sözcüklerin sahiciliğinin yitirilmesi insani var oluşun yitirilmesi demektir.
“Bütün renkler hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler” diyor bir şiirinde Özdemir Asaf. Bütün her şey hızla kirleniyor sahiden. Sularımız, yiyeceğimiz, aldığımız nefes. Bütün her şey hızla kirleniyor, vicdanlarımız, ruhumuz, düşlerimiz, tasavvurlarımız. Birinciliği dilimiz kazanıyor. Bütün bu kirli, irinli yaşamın en belirgin tezahürü olarak, zehirli bir dille kurulmaya başlanıyor bütün ilişkiler. Televizyonlardan, cep telefonu ekranlarından her gün binlerce kirli sözcük üzerimize boca ediliyor; sahiciliğini yitirmiş sözcükler…
Yalan olduğu söyleyen kadar dinleyenin de malumu olduğu bir ikiyüzlülüğün, bir utanmazlığın normalleştirildiği bir iklimde hangi sözcüğün sırtına hangi anlamı yükleyip göndermek mümkün bir dudaktan bir kalbe, bir kalpten bir kulağa. İşitme eylemi, hiçbir anlamı, duygularımızın, ruhumuzun kıvrımları arasında dolaştırmadan nasıl da kocaman bir boşlukta döndürerek iletiyor aklımızın vicdandan ve ahlaktan azade pratikçiliğinin orta yerine. Duyduğumuz sözcükleri, cümleleri bir tek ölçünün kantarında tartarak bir anlam düzlemine taşıyoruz. O tek ölçü de ne kadar işimize yaradığı, bizim çıkarlarımıza ne kadar hizmet ettiği… Sözcükler bunun üzerinden dolaşıma giriyor. Kazanmak histerisi bütün anlamları dümdüz eden bir düzlem kuruyor tüm ilişkilerin orta yerine.
En ahlaki, vicdani değerleri üretmeye; insanlar arası, doğadaki tüm varlıklar arası eşit bir yaşam inşa etmeye aday, inşa etmeye girişmiş bir paradigmada bile dilin aşınması, sözcüklerin sahiciliğini yitirmesi, takiyeci bir anlam alışverişinin gelişmesi bir paradigmayı kendi karşıtına çevirmesi ile son bulur. İnsanlık tarihi bunun sayısız örnekleriyle doludur.
Ortak anlam arayışının büyük deneyimlerinden biri olan Sovyet Devrimi’nin çürümeye başlayışının tarihsel takibini kullanılan dil, söylem ile pratik arasındaki uçurumdan, dildeki anlam yitiminden çok net okumak mümkündür. Ortadoğu İslam kültüründe takiyecilik ve münafıklık insana musallat olmuş büyük bir lanet olarak tarif edilir ve bunun sonucunun büyük bir gazap ve azap olduğu vaaz edilir. Nahl suresi 106. Ayet’te “kalbi iman ile dolu olduğu halde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır“ der. İnsanın hakikati sırf kendi çıkarları için bu kadar eğip bükmesinden ve bunun sonucunda insanlar arası anlam yitiminin yaşanmasından daha büyük bir azap var mıdır? Ortadoğu toplumlarının bugün yaşadıkları helak oluşun en derin sebebi bu derin takiyecilik değil midir?
Kürt özgürlük hareketi, özünde bir anlam inşası hareketidir. Yeni anlamlar inşa etmenin yanı sıra, değersizleştirilmiş anlamların yeniden eski değerine kavuşturulması, söz ile anlam arasındaki bağın yeniden en güçlü biçimde kurulması, sözün hakikati ile buluşması Kürt özgürlük paradigmasının özünü oluşturur. Bir sözcüğün anlam değerini yitirmesi, tarihsel bir birikimin yok olması demektir. Hakikat yitimi dilde başlar. Kurulan söz, dile getirilen ile anlam arasındaki samimiyet erimiş ise çürüme başlamış, hakikat yitirilmiş demektir. Ne yazık ki Kürt Özgürlük Hareketi’nin büyük bedeller ödeyerek, muazzam bir emek ve çaba harcayarak yarattığı anlamları özünden koparan, sığlaştıran, kuru birer slogana dönüştüren bir durumun bütün yapı ve kurumlarda önemli oranda zemin bulduğu itiraf etmemiz gereken bir gerçekliğimizdir. En keskin, en yüksek perdeden şehitleri diline pelesenk edenlerin, yoldaşlığı ağzından düşürmeyenlerin gündelik yaşam pratiklerinin pespayeliği, bu anlam dünyasıyla ilişkisizliği, yaşanan takiyeciliğin geldiği boyutları göstermektedir. Günlük yaşamında, gündelik pratiğinde anlam yaratmanın öznesi olamayanların, niyetten bağımsız olarak yaratılan emekleri sömüren, içini boşaltan durumuna düşmesi kaçınılmazdır. Anlam yaratmanın emekçisi olmadan, devrimci olmak mümkün değildir.
Sözcüklerin bu kadar anlamını ve sahiciliğini yitirmesi, insan ilişkilerindeki çok büyük sapmanın geldiği noktayı gösteriyor. Sözcüklerin bu kadar kişisel çıkar bağlamında kişisel bir anlam kazanması insanlık tarihinin bir büyük macerası olan ortak anlam arayışının da iflasına işaret ediyor. Ortak anlam arayışının yitirilmesi, insanı var eden toplumsallığın yitirilmesi demek.
İnsani var oluş, seslerin sözcük olarak ortak anlam arayışını ortaya çıkarmasıyla gerçekleşmiştir. Sözcüklerin sahiciliğinin yitirilmesi insani var oluşun yitirilmesi demektir. İnsani varoluşun yitirilmesi doğa için, evren için bir kayıp değildir. Ancak ortak anlam arayışına dayalı insani var oluşunu yitirmiş insanın varlığının devam etmesi, bütün evren için büyük bir risk yaratıyor. Kürt Özgürlük Hareketi’nin hakikat arayışçılığı, ortak anlam inşasının muazzam çabasıdır.
