Ya devlet başa ya kuzgun leşe

İlham BAKIR yazdı —

  • Dağılmış, mültecileşmiş, konforundan zerre ödün vermeyen, hiçbir şey yapmayan ama hiçbir şeyi beğenmeyen, en üst perdeden de isteyen bir papağanlar korusundan başka nesiniz?

İLHAM BAKIR

Kürtler ne istiyor? Ne olursa Kürtler artık tamam, der. Ne olursa Kürtler isyan etmekten, direnmekten, mücadele etmekten, muhalefet etmekten vazgeçer. Daha öncesini saymazsak ne olursa son yüz yıldır katliam, sürgün, zindan ve daha akla gelebilecek nice zulmün mağduru olan Kürtler, rahat bir nefes alıp huzura erer?

Kimine göre, bu sorunun yegane cevabı Kürtlerin bir devlet sahibi olmasıdır. “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe”, yani ya devlet sahibi olursun, başında bir devlet olur ya da bu uğurda ölürsün, leşini kuzgunlar yer. Malum bu söz Türk milliyetçilerinin çok referans verdikleri, çokça terennüm ettikleri bir sözdür. Tüm milliyetçilerde ama özellikle de Türk milliyetçilerinde devlet çok önemlidir, adeta Tanrı’nın yeryüzüne inmiş halidir. Devlete zeval gelmesin diye, insan canı dahil her şey feda edilesidir. Peki bu kadar paha biçilmez değer atfedilen devlet, millet/halk için ne yapar? Refah, mutluluk, huzur, güven, demokrasi, adalet, eşitlik, hak hukuk vesaire, bunları sağlar mı gerektiğinde canını devlet için feda eden halka. Var mı bunları, halk için sağlamış olan tek bir devlet? Gerçekten bir devletin sahibi olsalar Kürtler, hak hukuk, adalet, huzur ve refah olacak mı Kürtlerin hayatında? “Olsun, bir devletimiz olsun da varsın bunlar olmayıversin hayatımızda, isterse dünyanın en kötü devleti olsun, yeter ki Kürt’ün devleti olsun” cevabı, kendine Kürt milliyetçisi diyen bir kısım zevatın cevabıdır. Devletin ne menem bir şey olduğu, nasıl toplum karşıtı, insan karşıtı, doğa karşıtı bir sistemsellik olduğunu anlatmak başka bir yazının konusu olsun.

Diyelim ki Kürtler her şeye rağmen bir devlet sahibi olmak istiyor. Bu da son derece meşru ve yerinde bir istek. O zaman bu sorunun cevabını reel politik açıdan cevaplamaya çalışalım; devlet hakkındaki teorik, ideolojik analiz ve referansları bir tarafa bırakarak. Bir devlet sahibi olmak, var olan reel politikte Ortadoğu’da Kürtleri katliamlara maruz kalmaktan, zulme uğramaktan korur mu? Mesela Filistin halkının bir devleti var, dünyada 115 ülke bu devleti tanıyor, Arap ülkeleri öyle ya da böyle bu devleti destekliyor. Peki bırakalım refahını, Filistin halkının güvenliğini sağlayabiliyor mu bu devlet? Gazze’de büyük çoğunluğu sivil, kadın, çocuk altmış binin üzerinde insanın katledilebilmesini önleyebildi mi bu devlet? Önlemek bir yana sürdürdüğü politikalar ve mücadele yöntemleriyle adeta bu yıkım ve katliamın mazeretini yaratmadı mı? Hadi diyelim ki Filistin daha özgün bir durum. Peki ya Suriye, Irak, Libya, Lübnan neredeyse yüz yıllık devletler olarak halklarının büyük bir kıyım yaşamasını önleyebildiler mi? Aynı şekilde önlemek bir yana bizzat kendileri bu katliam ve yıkımın hazırlayıcısı, davet edicisi olmadılar mı? Halklarına kan kusturan dikta yönetimleri değil miydi bu yıkımın önünü açan? İran devlet yönetimi milleti değil, devleti korumak adına büyük bir katliamın göz göre göre yaşanmasının önünü açmıyor mu? İran’a ABD ve İsrail bombaları düşmeden önce, insanca bir yaşam için demokratik gösteri hakkını kullanan kendi halkının üzerine kurşunlar yağdıran bizzat İran devletinin kendisi değil miydi? Her gün onlarca insanı dar ağaçlarında sallandıran bu devlet değil miydi? İsrail ve ABD bombalarının on katı daha fazla İranlı, İran devletinin güvenlik güçlerince öldürülmedi mi?

Ülkesi dört parçaya bölünmüş, her türlü uluslararası kirli pazarlığın ve emperyalist ilişkilerin merkez coğrafyası durumundaki Kürdistan’ın emperyalistler arası çıkar yahut çatışma zemininde hasbelkader bir devlet sahibi olması, bırakalım refah ve huzur getirmesini Kürtleri katliamlardan koruyabilir mi gerçekten? Emperyalist güç odaklarının bir hesap gereği desteğini çekmesi durumunda çok açık bir hedef olmaz mı bu devlet? Güney Kürdistan, şu andaki bağımsız devlet dahi olmayan statüsüyle İran ile yaşanan çatışmada olduğu gibi bir karmaşa yahut savaş durumunda en kolay hedef alınan coğrafya olmuyor mu? Bir devlet olma durumu, Kürtleri daha açık bir hedef haline getirmiyor mu? Güney’deki bağımsızlık referandumunun arkasında durmayınca ABD, dört kolonyalist gücün birden baskı ve saldırısına maruz kalınmadı mı, Güney Kürdistan’ın önemli bir birimi bu bağımsızlık referandumu uğruna kaybedilmedi mi? Kürtler dört parça Kürdistan’da bir statü çerçevesinde kendi öz yönetimlerini gerçekleştirebildikleri; dil ve eğitim başta olmak üzere kültürel haklarını kullanabildikleri, demokratik, eşitlikçi, çoğulcu bir toplumsallık yarattıkları zaman Kürt halkının savunulmasını daha kolay hale getirmez mi? Daha gerçekçi, daha mümkün, daha az bedelsiz bir alternatif değil midir bu? İlle de devlet isteriz, devletten aşağısı kurtarmaz diyenlere de “de buyurun kurun devletinizi, elinizi tutan, klavye başında oturduğunuz evinizin kapısını kilitleyen mi var? Dağlar orada, sokaklar orada. Bu halk zamanında size itibar etmişti, size imkanlar sunmuştu. O günden bugüne neyi büyüttünüz, Kürtler adına hangi bir gram kazanımda payınız, emeğiniz var? İç çekişmeler, ayak oyunları, küçük iktidar hesaplarıyla giderek küçülüp birer yaşlılar kulübüne döndünüz. Dağılmış, mültecileşmiş, konforundan zerre ödün vermeyen, hiçbir şey yapmayan ama hiçbir şeyi beğenmeyen, en üst perdeden de isterim de ha isterim diye tutturan bir papağanlar korusundan başka neysiniz? Var mı hakikaten zerrece bir karşılığınız bu halkta? 

   

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.