Kadın mücadelesi ve erkeğin özgürleşme sorunu

İlham BAKIR yazdı —

  • Mevcut erkeklik ile yürünecek bir yol, ulaşılacak bir menzil,  gerçekleştirilecek bir devrim, yakalanacak bir özgürlük imkânının zerresinin olmadığı açıktır.

Bütün dünyada süren ve erkeklerin sebep olduğu savaş, çatışma, şiddet olaylarının yanı sıra erkeğin kadına yönelttiği şiddetin gittikçe artan ve derinleşen nitel ve nicel boyutu “cinskırımı” olarak tanımlanacak bir boyuta varmış durumdadır. Dünya ve Türkiye ölçeğinde her gün binlerce kadın, sadece kadın olmalarından kaynaklı evde, iş yerinde, sokakta dayak, taciz, tecavüze maruz kalıyor; gizli kapalı yahut herkesin gözü önünde aleni bir şekilde hunharca öldürülüyor. Yine tüm dünyada tüm devletlerin yasaları “babayasaları” erkeğin bu şiddetini destekleyici, kollayıcı, kolaylaştırıcı mahiyette varlığını sürdürüyor. Çok açık ve nettir ki kadına dönük bu vahşet tekil, şahsi bir şiddet değil, erkek aklının planlı, sistemli ortak aklının mahsulü olan bir şiddettir. Dolayısıyla soykırımı tanımlamak için kullanılan bir grubu toplu olarak yok etmeyi hedefleme, bu yok etmeyi bir sistematik ve süreklilik içerisinde geliştirme ölçüleri, erkeğin kadına karşı kullandığı şiddette “cinskırımı” olarak tarif edilmeyi gerektirecek boyuttadır ki kadın direniş mücadelesinin sahipleri de bunu bu şekilde tanımlıyor. “Cinskırımı”, vahşetin vardığı boyutu yerli yerinde tarif ederken, “kadına dönük erkek şiddeti” tanımlaması vahşeti gizleyen, hafifleten bir rol oynuyor. Bu anlamda kadın mücadelesi ve direnişin sahiplerinin, kendi bilinçleri ve pratiklerinden ürettikleri kavramları kullanmaları, kadına yönelen vahşetin ne olduğunun kavranması açısından hayati öneme haizdir.

İçinden geçtiğimiz yıl, gün, ay, saat ve siyasi iklim itibarıyla kadına yönelmiş şiddetin ulaştığı boyut, ahlaki ve vicdani en ufak bir ölçüye sahip bir erkek için de taşınamaz bir vebale dönüşmüş durumdadır. Bu kadar vahşetin sorumlusu olan bir cinsin mensubu olmak, kendinin bu suçlardaki payının, katkısının, sorumluluğunun ne olduğunu her gün her saat sorgulamayı gerektirmektedir. Hangi davranışımızın, hangi sözümüzün, hangi tepkimizin, hangi “masum” şakamızın bu cinskırımcı ataerkiyi beslediğini, büyüttüğünü meşrulaştırdığını düşünmek, bunların özeleştirisini vermek, bunlarla bir erkek olarak hesaplaşmak zorundayız. Elbette ki kadınların kurtuluşu, özgürleşmesi kadınların kendi öz güçlerine dayalı bir mücadeleyle gelişecektir. Bu konuda ne erkeğin desteğine ne de himmetine ihtiyaçları vardır. Kadın mücadelesinin ve özgürlüğünün, toplumsal özgürlüğün gerçekleşmesinin vazgeçilmez bir gereği olduğunu kavramış olan erkeğin yapması gereken şey kadın mücadelesine destek vermek, kadın mücadelesine dair beyanlarda bulunmak, akıl vermek değil, söz ve pratiğini bu cinskırım suçu içerisinde kendisine ait olan katkıyı, sorumluluğu azaltmaya, mümkünse ortadan kaldırmaya yöneltmek olmalıdır. Erkek kendisiyle uğraşmaya, kendini değiştirip dönüştürmeye yoğunlaşmalıdır. Kadının nasıl mücadele etmesi gerektiğini öğütleyen, kadınlar adına karar almaya, söz söylemeye kalkan erkeklik, sözde kadın mücadelesine destek vermeye, onun önünü açmaya çalışırken bu tavrıyla kadın mücadelesi önündeki en sinsi engelin ta kendisini oluşturmaktadır. Sol sosyalist yapılar içerisinde bol miktarda bu erkeklerden görmek mümkündür. Erkeğin kurtuluşu, kadın özgürlük mücadelesinin ulaştığı boyutla alakalı olduğu kadar kendisini kadın özgürlüğü önünde bir engel olmaktan çıkarmakla da alakalıdır.

Bir erkek, kendisini kadının özgürlüğü ve kurtuluşu önünde bir engel olmaktan çıkarmaya çalışırken; kadın özgürlük mücadelesi ile ilgili bir söz söylerken, bir tahlil yaparken, bir pratiğe yönelirken kendi erkek bilgi, birikim, deneyim ve analizlerini, kavram ve söz kalıplarını değil, mücadele eden, direnen, ödediği bedellerin içinden söz söyleyen kadınların söz, analiz, kavramsallaştırma ve eylemlerini esas almalıdır. Zira bir erkek olarak sözüm ona bu konuda olumlu bir rolün sahibi olmaya çalışırken kendi egemen erkek aklımızı esas almaya başladığımız andan itibaren attığımız her adım, söylediğimiz her söz, kadın özgürlük mücadelesi karşısında muhkem bir mevziye dönüşüyor. Aklımızı, sözümüzü, pratiğimizi, yoğunlaşmamızı kendi erkeklik hallerimizi tespite, analize ve onunla mücadeleye ayırmak ve dolayısıyla kendi kendimizi kadın özgürlüğü önünde bir engel olmaktan çıkarmak, kadın mücadelesine sunabileceğimiz küçük bir katkıyken kendimiz için muazzam bir değişim, dönüşüm, gelişme ve erkek özgürleşmesinin önünü açmak demektir.

Önder Apo, on yıllardır her vesileyle ve en son Demokratik Toplum Manifestosu yoluyla da dile getirdiği üzere mevcut erkeklik ile yürünecek bir yol, ulaşılacak bir menzil,  gerçekleştirilecek bir devrim, yakalanacak bir özgürlük imkânının zerresinin olmadığı açıktır. Yaşanan tıkanmanın, gelişen tekrar ve çürümenin başlıca sebebi erkeklik hallerinin mücadele önünde kurduğu iktidarcı settir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin içinde ya da çeperinde hiçbir erkek, kadını veya kadın özgürlük mücadelesini doğrudan hedef almaya cesaret edemez. Kadının muazzam mücadelesinin ortaya çıkardığı iklim erkeğe bu şansı vermez. Ancak günlük yaşam pratiklerinin, ayrıntılarının tümünde erkeklerin en sinsi ve kurnazca kadın mücadelesini boşa düşürecek, erkekliği tahkim edecek söz ve eylemin sahibi oldukları görülmesi ve mücadele edilmesi en temel problem olarak orta yerde durmaktadır.

  

  

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.